<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aziz Dağtekin &#8211; Ekointernet Haber</title>
	<atom:link href="https://www.ekointernethaber.com/author/aziz-dagtekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ekointernethaber.com</link>
	<description>Ulusal Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Sep 2026 21:44:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://www.ekointernethaber.com/wp-content/uploads/2023/06/cropped-turk-bayragi-32x32.jpg</url>
	<title>Aziz Dağtekin &#8211; Ekointernet Haber</title>
	<link>https://www.ekointernethaber.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adana&#8217;da Wi-Fi Siyaseti Devri Kapandı, Sokak Hesapları Başlıyor!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/adanada-wi-fi-siyaseti-devri-kapandi-sokak-hesaplari-basliyor/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/adanada-wi-fi-siyaseti-devri-kapandi-sokak-hesaplari-basliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 21:44:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87894</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti Pazar günü biraz soluklanalım dedik… Ama Adana durmuyor! Telefonlar susmuyor, kulisler susmuyor, siyaset zaten hiç susmuyor. Bir bakıyorsunuz Ankara’da bir toplantı… Bir bakıyorsunuz Adana’da yeni bir siyasi hesap… Bir bakıyorsunuz belediye başkanı Ankara’nın yolunu tutmuş… Vatandaş ise aynı yerde:  Başkanım, bizi ne zaman göreceksiniz? İşte tam burada bizim Pazar Sohbeti &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti</strong></h3>
<hr />
<p>Pazar günü biraz soluklanalım dedik…</p>
<p>Ama Adana durmuyor!</p>
<p>Telefonlar susmuyor, kulisler susmuyor, siyaset zaten hiç susmuyor.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz Ankara’da bir toplantı…</p>
<p>Bir bakıyorsunuz Adana’da yeni bir siyasi hesap…</p>
<p>Bir bakıyorsunuz belediye başkanı Ankara’nın yolunu tutmuş…</p>
<p>Vatandaş ise aynı yerde:  <strong>Başkanım, bizi ne zaman göreceksiniz?</strong></p>
<p>İşte tam burada bizim Pazar Sohbeti başlıyor.</p>
<p>Çünkü biz kimsenin sözcüsü değiliz.</p>
<p>Kimsenin de karşısında değiliz.</p>
<p><strong>Gündemin Nabzı’nı tutar, Kalemin Gücü’yle gördüğümüzü yazarız.</strong></p>
<p>MHP’ye de aynı mesafeden bakarız, CHP’ye de…</p>
<p>AK Parti’ye de, İYİ Parti’ye de, diğer siyasi yapılara da…</p>
<p>Çünkü gazetecinin görevi alkış tutmak değil.</p>
<p><strong>Sormaktır.</strong></p>
<p>Bazen yüksek sesle…</p>
<p>Bazen de tek bir cümleyle: <strong>Burada ne oluyor?</strong></p>
<hr />
<p><strong>MHP ADANA’DA YENİ DÖNEMİN KULİSLERİ</strong></p>
<p>MHP Adana’da son dönemde yaşanan gelişmeler zaten başlı başına bir siyasi dosya.</p>
<p>Haziran ayında Adana il teşkilatının feshedilmesi ve <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın il başkanlığına atanmasıyla yeni bir sayfa açıldı.</p>
<p>Ardından 5 Eylül’de il kongresi yapıldı.</p>
<p>12 Eylül’de ise <strong>Hakan Yıldırım</strong> başkanlığındaki Adana heyeti, Genel Başkan <strong>Devlet Bahçeli</strong>’yi ziyaret etti.</p>
<p>Şimdi Ankara-Adana hattında kulisler yeniden hareketli.</p>
<p>Ve kulislerin en dikkat çekici başlıklarından biri:</p>
<p><strong>Hüseyin Sözlü…</strong></p>
<p>Adana siyasetini yakından takip eden çevrelerde, <strong>Sözlü</strong>’nün MHP ile yeniden yakınlaşabileceği, hatta Genel Başkan <strong>Devlet Bahçeli</strong> ile bir görüşme hazırlığının bulunduğu yönünde iddialar konuşuluyor.</p>
<p>Altını özellikle çizelim:</p>
<p><strong>Bu bir kulis iddiasıdır.</strong></p>
<p>Şu an için kamuoyuna açık, resmi bir <strong>“geri dönüş”</strong> açıklaması bulunmuyor.</p>
<p>Ama siyasette bazen açıklamadan önce kulis konuşur.</p>
<p>Sonra telefonlar çalar.</p>
<p>Sonra Ankara’nın koridorlarında bazı isimler görünür.</p>
<p>Sonra bir bakarsınız:</p>
<p><strong>“Biz zaten bunu aylar önce konuşmuştuk.”</strong></p>
<p>Siyasetin en meşhur cümlesidir bu!</p>
<p>Her şey olduktan sonra herkes önceden biliyormuş gibi davranır.</p>
<p><strong>ŞİMŞEKLER DOSYASI: ADANA’NIN EN ÇOK KONUŞTUĞU BAŞLIKLARDAN BİRİ</strong></p>
<p>Adana’nın gündemindeki bir diğer önemli başlık ise Şimşekler soruşturması.</p>
<p>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında 12 Eylül’de 11 ilde operasyon gerçekleştirildi.</p>
<p>97 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken 64 kişinin yakalandığı açıklandı.</p>
<p>Aramalarda silah, mühimmat ve dijital materyaller ele geçirildiği; soruşturmanın mali ayağında ise şirketler, taşınmazlar ve araçlarla ilgili adli tedbirler uygulandığı bildirildi.</p>
<p>Şimdi Adana’da herkes aynı soruyu soruyor:  <strong>Bu dosyanın siyasi ayağı var mı?</strong></p>
<p>İşte burada gazetecilik refleksi devreye girer.</p>
<p>Birilerinin adının kulislerde geçmesi başka şeydir.</p>
<p>Bir kişinin soruşturmayla ilişkilendirildiğinin resmi makamlarca açıklanması başka şeydir.</p>
<p>Suç isnadı ise bambaşka bir şeydir.</p>
<p>Dolayısıyla isimleri ortaya saçıp <strong>“şu kesin böyledir”</strong> demek gazetecilik değil.</p>
<p><strong>Belgeyi beklemek gazeteciliktir.</strong></p>
<p>Çünkü bugün bir insanı manşete taşırsınız…</p>
<p>Yarın aynı insanın masum olduğu ortaya çıkarsa, manşetin ağırlığını kim taşıyacak?</p>
<p>İşte kalemin namusu burada başlar.</p>
<p><strong>ADALET BAKANI’NIN ADANA DOSYASI</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı cephesinde de Adana açısından dikkat çekici gelişmeler var.</p>
<p>Adalet Bakanı <strong>Akın Gürlek</strong> döneminde yargı hizmetlerinin hızlandırılması, dijital dönüşüm ve vatandaş odaklı adalet hizmetleri gibi başlıklarda çalışmalar yürütüldüğü Bakanlık tarafından açıklanıyor.</p>
<p>Adana’da adalet teşkilatına ilişkin temaslar da yakından takip ediliyor.</p>
<p>Şimdi burada siyasete küçük bir soru bırakalım:</p>
<p><strong>Adana’nın Ankara’dan beklediği sadece ziyaret fotoğrafı mı?</strong></p>
<p>Yoksa; adalet, yatırım, istihdam, güvenlik, altyapı, ulaşım ve şehir ekonomisi konusunda somut sonuçlar mı?</p>
<p>Vatandaş artık protokol fotoğrafından çok sonuç görmek istiyor.</p>
<p>Çünkü vatandaşın albümünde yeterince fotoğraf var.</p>
<p>Biraz da <strong>hizmet görmek istiyor.</strong></p>
<p><strong>BELEDİYE BAŞKANLARINA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA!</strong></p>
<p>Şimdi gelelim belediyelere…</p>
<p>Burada bütün siyasi partilere aynı soruyu soruyorum.</p>
<p>Belediye başkanının asıl makamı neresi?</p>
<p><strong>Parti genel merkezi mi?</strong></p>
<p>Yoksa <strong>kendi şehri mi?</strong></p>
<p>Elbette Ankara’ya gidilecek.</p>
<p>Elbette genel başkanlarla görüşülecek.</p>
<p>Elbette parti yönetimleriyle temas kurulacak.</p>
<p>Bunlar siyasetin doğal parçası.</p>
<p>Ama Ankara’da geçirilen zaman ile Adana’da geçirilen zaman arasında bir denge kurulmazsa…</p>
<p>İşte o zaman vatandaşın aklına şu soru gelir: <strong>Başkanım, şehri kim yönetiyor?</strong></p>
<p>Bazı belediye başkanları hizmet üretmek yerine Ankara koridorlarında görünmeye başladığında, vatandaşın gözünde başka bir tablo oluşuyor.</p>
<p>Çünkü belediyecilik; fotoğraf paylaşmak değildir.</p>
<p>Açılış kurdelesi kesmek de değildir.</p>
<p>Sosyal medyada <strong>“çok çalışıyoruz”</strong> yazmak hiç değildir.</p>
<p>Belediyecilik;</p>
<p><strong>sokağa çıkmaktır.</strong></p>
<p>Mahalleye gitmektir.</p>
<p>Esnafın kapısını çalmaktır.</p>
<p>Yaşlı vatandaşın elini tutmaktır.</p>
<p>Çöpü görmektir.</p>
<p>Yolu görmektir.</p>
<p>Su sorununu dinlemektir.</p>
<p>Genç işsizin derdini bilmektir.</p>
<p><strong>İNTERNET PARTİCİLİĞİ DİYE BİR ŞEY ÇIKTI!</strong></p>
<p>Siyasetin yeni modeli de galiba şu:</p>
<p>Sabah bilgisayar açılıyor…</p>
<p>Bir paylaşım yapılıyor…</p>
<p>Bir fotoğraf…</p>
<p>İki slogan…</p>
<p>Üç etiket…</p>
<p>Sonra:</p>
<p><strong>“Sahadayız.”</strong></p>
<p>Sahada mısınız gerçekten?</p>
<p>Yoksa Wi-Fi çekiyor diye mi öyle görünüyor?</p>
<p>Artık bazı siyasetçilerin vatandaşla buluşması ile internet bankacılığı arasında ince bir benzerlik oluştu.</p>
<p>Şifre giriliyor.</p>
<p>Hesaba bakılıyor.</p>
<p>İşlem yapılıyor.</p>
<p>Çıkılıyor!</p>
<p>Ama vatandaşın hesabına bir türlü uğranmıyor.</p>
<p>Oysa siyaset;</p>
<p><strong>“online” değil, “yerinde” yapılır.</strong></p>
<p>Vatandaşın internet bağlantısı kesildiğinde siyasetçi de görünmez hale geliyorsa…</p>
<p>Orada ciddi bir problem vardır.</p>
<p><strong>ADANA SİYASETİ SADECE PARTİ BİNALARINDAN İBARET DEĞİL</strong></p>
<p>Adana büyük bir şehir.</p>
<p>Sorunu da büyük.</p>
<p>Potansiyeli de büyük.</p>
<p>Siyaseti de büyük.</p>
<p>Bu nedenle Adana’nın siyaseti sadece parti binalarındaki toplantılara sıkıştırılamaz.</p>
<p>Parti binasında herkes birbirini dinliyor.</p>
<p>Ama vatandaş dışarıda ne söylüyor?</p>
<p>İşte asıl mesele burada.</p>
<p>Bir siyasi parti toplantısında herkes memnun olabilir.</p>
<p>Ama pazarda vatandaşın cebindeki para yetmiyorsa…</p>
<p>O toplantının dışında başka bir gerçeklik vardır.</p>
<p>Bir belediye başkanı parti teşkilatında alkışlanabilir.</p>
<p>Ama mahallede vatandaş çukurdan geçemiyorsa…</p>
<p>O alkışın şehirde karşılığı olmayabilir.</p>
<p>Siyasetin termometresi parti binasında değil, <strong>sokaktadır.</strong></p>
<p><strong>BİZİM TARAFIMIZ BELLİ: ADANA</strong></p>
<p>Kimse bizden bir siyasi partinin sözcülüğünü beklemesin.</p>
<p>Bizim tarafımız belli: <strong>Adana.</strong></p>
<p>Kim hizmet yapıyorsa onu yazarız.</p>
<p>Kim iyi iş yapıyorsa onu da söyleriz.</p>
<p>Kim hata yapıyorsa onu da sorarız.</p>
<p>Makam sahibi diye susmayız.</p>
<p>Muhalefet diye alkışlamayız.</p>
<p>İktidar diye övmeyiz.</p>
<p>Muhalefet diye yerden yere vurmayız.</p>
<p>Çünkü gazetecilikte en tehlikeli şey, kalemin bir siyasi merkezin uzantısına dönüşmesidir.</p>
<p>Bizim kalemimiz;</p>
<p><strong>Adana’nın vicdanına emanet.</strong></p>
<p><strong>PAZAR SOHBETİNİN SON CÜMLESİ</strong></p>
<p>Şimdi herkes kendi kendine şu soruyu sorsun:  <strong>Siyasetçi halkın arasında mı?</strong></p>
<p>Yoksa halk siyasetçiyi sosyal medyadan mı takip ediyor?</p>
<p>Belediye başkanı hizmetin başında mı?</p>
<p>Yoksa Ankara’nın koridorlarında mı?</p>
<p>Partiler vatandaşın sesini mi dinliyor?</p>
<p>Yoksa sadece kendi teşkilatlarının sesini mi?</p>
<p>Ve en önemlisi: <strong>Adana’nın gerçek gündemi Ankara’da mı yazılıyor, Adana’nın sokaklarında mı?</strong></p>
<p>Biz bu soruları sormaya devam edeceğiz.</p>
<p>Çünkü bizim işimiz;</p>
<p>kulisleri köpürtmek değil,</p>
<p><strong>kulislerin arkasındaki gerçeği aramak.</strong></p>
<p>Gündemin Nabzını tutacağız.</p>
<p>Kalemin Gücü&#8217;nü kullanacağız.</p>
<p>Kimseye yakın olmadığımız gibi kimseden uzak da durmayacağız.</p>
<p><strong>Doğrunun yanında, yanlışın karşısında olacağız.</strong></p>
<p>Ve haftaya yine aynı masada buluşacağız.</p>
<p>Belki bir belediye başkanının Ankara macerasını,</p>
<p>belki bir siyasi partinin Adana hesabını,</p>
<p>belki de Ankara’dan Adana’ya uzanan yeni bir kulisin perde arkasını konuşacağız.</p>
<p>Çünkü Adana’da siyaset bitmez.</p>
<p>Kulis bitmez.</p>
<p>Soru bitmez.</p>
<p>Bizim de soracak sözümüz bitmez.</p>
<p><strong>Selam olsun Adana’ya…</strong></p>
<p><strong>Selam olsun hakkı söylemekten çekinmeyenlere…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/adanada-wi-fi-siyaseti-devri-kapandi-sokak-hesaplari-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masa Değişti, Hesap Değişmedi!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/masa-degisti-hesap-degismedi/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/masa-degisti-hesap-degismedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 21:02:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87815</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN Yazdı Türk siyasetinde bazı fotoğraflar vardır… Bugün bakınca insanın aklına tek bir soru gelir: “Biz bu filmi daha önce izlemedik mi?” 2019… İYİ Parti ve CHP muhalefet cephesinde. HDP ise aday çıkarmadığı büyükşehirlerde muhalefetin kazanmasına katkı sağlayan seçim stratejisini açıkça savunuyor. Sezai Temelli de seçim sonrasında bu stratejinin sonucunu sahiplenerek, özellikle İstanbul ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz DAĞTEKİN Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Türk siyasetinde bazı fotoğraflar vardır…</p>
<p>Bugün bakınca insanın aklına tek bir soru gelir: <strong>“Biz bu filmi daha önce izlemedik mi?”</strong></p>
<p>2019…</p>
<p>İYİ Parti ve CHP muhalefet cephesinde.</p>
<p>HDP ise aday çıkarmadığı büyükşehirlerde muhalefetin kazanmasına katkı sağlayan seçim stratejisini açıkça savunuyor.</p>
<p><strong>Sezai Temelli</strong> de seçim sonrasında bu stratejinin sonucunu sahiplenerek, özellikle İstanbul ve Ankara gibi kentlerde etkilerinden söz ediyor.</p>
<p>O günlerde herkes hesabını sandığa göre yaptı.</p>
<p>Kimse <strong><em>“Bu oy nereden geldi?”</em> </strong>diye fazla kurcalamadı.</p>
<p>Çünkü hedef belliydi: <strong>Kazanmaktı.</strong></p>
<p><strong>SONRA 2023 GELDİ…</strong></p>
<p>Bu kez aynı siyasi fotoğrafın bazı aktörleri farklı köşelere savruldu.</p>
<p><strong>Yavuz Ağıralioğlu,</strong> Millet İttifakı&#8217;nın aday belirleme sürecine ve <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun adaylığına itiraz ederek İYİ Parti&#8217;den istifa etti.</p>
<p><strong>Ümit Özdağ</strong> ise seçim sürecinin başka bir masasındaydı.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu</strong> ile imzalanan ve daha sonra açıklanan protokolde Zafer Partisi&#8217;ne üç bakanlık, bunlardan birinin İçişleri Bakanlığı olması ve bazı bürokratik atamalarda birlikte karar verilmesi öngörülüyordu.</p>
<p>Şimdi soruyorum:</p>
<p><strong>2019&#8217;da aynı seçim matematiğinin farklı parçaları olanlar, 2023&#8217;te neden birbirlerini sorgulamaya başladı?</strong></p>
<p>Daha önemlisi: <strong>Siyaset değişti mi, yoksa sadece masadaki sandalyeler mi değişti?</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" class="size-full wp-image-87817 alignleft" src="https://www.ekointernethaber.com/wp-content/uploads/2026/09/masa-degisti-hesap-degismedi.png" alt="" width="500" height="280" />BUGÜNÜN FOTOĞRAFI DAHA İLGİNÇ</strong></p>
<p><strong>Ağıralioğlu</strong> bugün Anahtar Parti&#8217;nin Genel Başkanı.</p>
<p><strong>Özdağ</strong> Zafer Partisi&#8217;nin başında.</p>
<p>İki parçaya bölünmüş olan CHP kendi yolunda.</p>
<p>İYİ Parti kendi yolunda.</p>
<p>HDP&#8217;nin siyasi çizgisi ise DEM Parti üzerinden devam ediyor.</p>
<p>Ve herkes Türkiye&#8217;ye yeni bir istikamet göstermeye çalışıyor.</p>
<p>İyi de…</p>
<p><strong>Dün hangi ittifak hesabını yaptınız?</strong></p>
<p><strong>Hangi seçmenin oyunu hangi denklemde değerlendirdiniz?</strong></p>
<p><strong>Hangi masada kim vardı?</strong></p>
<p><strong>Hangi masadan neden kalktınız?</strong></p>
<p>İşte siyasi bilanço burada başlıyor.</p>
<p><strong>SİYASETTE HAFIZA VAR!</strong></p>
<p>Kimse geçmişte yaptığı ittifak nedeniyle bugün aynı yerde durmak zorunda değil.</p>
<p>Siyaset değişebilir.</p>
<p>Partiler değişebilir.</p>
<p>İttifaklar değişebilir.</p>
<p>Ama <strong>siyasi hafıza değişmez.</strong></p>
<p>Çünkü dünün manşeti bugünün arşividir.</p>
<p>Bugünün arşivi ise yarının hesabıdır.</p>
<p>Türkiye artık şu sorunun cevabını bekliyor:</p>
<p><strong>İYİ Parti–CHP–HDP hattından Zafer Partisi ve Anahtar Parti&#8217;ye uzanan bu siyasi savrulmanın gerçek nedeni nedir?</strong></p>
<p>İdeoloji mi?</p>
<p>İlke mi?</p>
<p>Seçim matematiği mi?</p>
<p>Yoksa…</p>
<p><strong>Sadece iktidar denkleminde doğru sandalyeyi bulma arayışı mı?</strong></p>
<p>Cevabı siyasetçiler versin.</p>
<p>Biz sadece arşivi açıyoruz.</p>
<p>Çünkü bazen en sert muhalefet sözü değil, <strong>eski fotoğraf yapar.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/masa-degisti-hesap-degismedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimin elini öptün kardeşim?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/kimin-eli-opulur/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/kimin-eli-opulur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87792</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN Yazdı Kimin eli öpülür? Anne babanın… Yaşça büyüklerin… İlim, emek ve faziletiyle saygıyı hak edenlerin… Çünkü el öpmek, İslam ve gelenek açısından önce hürmet meselesidir. Ama siyasette işler biraz daha farklıdır. Siyasette herkesin bir makamı, bir sorumluluğu ve bir temsil ettiği yer vardır. Hele bir il başkanıysanız… Siz artık sadece kendinizi temsil etmiyorsunuz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz DAĞTEKİN Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Kimin eli öpülür?</p>
<p>Anne babanın… Yaşça büyüklerin… İlim, emek ve faziletiyle saygıyı hak edenlerin…</p>
<p>Çünkü el öpmek, İslam ve gelenek açısından önce <strong>hürmet meselesidir.</strong></p>
<p>Ama siyasette işler biraz daha farklıdır.</p>
<p>Siyasette herkesin bir makamı, bir sorumluluğu ve bir temsil ettiği yer vardır.</p>
<p>Hele bir il başkanıysanız…</p>
<p>Siz artık sadece kendinizi temsil etmiyorsunuz.</p>
<p>Bir teşkilatı, bir siyasi iradeyi, sizi o göreve getiren anlayışı temsil ediyorsunuz.</p>
<p>O halde insanın aklına şu soru gelir: <strong>Kardeşim, sen orada hangi sıfatla duruyorsun?</strong></p>
<p>Daha önemlisi: <strong>Kimi temsil ediyorsun?</strong></p>
<p>Lider orada dururken, liderin karşısında başka bir el öpülüyorsa, mesele artık sadece bir <strong>“hürmet”</strong> görüntüsü olmaktan çıkar.</p>
<p>Çünkü siyasetçinin her hareketi mesajdır.</p>
<p>Bazen bir cümleden daha güçlü mesajdır.</p>
<p>Bir el sıkışmak…</p>
<p>Bir selam vermek…</p>
<p>Bir adım geri çekilmek…</p>
<p>Hatta kimin karşısında nasıl durduğun bile siyasettir.</p>
<p>Kimse kusura bakmasın.</p>
<p><strong>Siyasi nezaket başka şeydir, siyasi kişiliksizlik başka.</strong></p>
<p>Hürmet başka şeydir, makam karşısında eğilip bükülmek başka.</p>
<p>Vefa başka şeydir, güç kimdeyse onun yanında saf tutmak başka.</p>
<p>Siyasetin en tehlikeli hastalığı da budur: <strong>Duruşun, koltuğa göre değişmesi.</strong></p>
<p>Bugün birinin yanında…</p>
<p>Yarın başka birinin önünde…</p>
<p>Öbür gün başka bir hesabın içinde…</p>
<p>Böyle siyaset olmaz.</p>
<p>Ağaç dallarıyla gürler.</p>
<p>Partiler de <strong>karakterli, dürüst ve nerede duracağını bilen kadrolarla</strong> büyür.</p>
<p>İl başkanıysan, önce temsil ettiğin makamın ağırlığını taşıyacaksın.</p>
<p>Kimin yanında olduğunu bileceksin.</p>
<p>Kimin adına konuştuğunu bileceksin.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p><strong>Nerede duracağını bileceksin.</strong></p>
<p>Çünkü siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, <strong>duruşudur.</strong></p>
<p>Makam gider.</p>
<p>Unvan gider.</p>
<p>Koltuğa başka biri oturur.</p>
<p>Ama karakter kalır.</p>
<p>Geride de tek bir soru kalır: <strong>“Sen o gün kimin elini öptün?”</strong></p>
<p>Asıl soru belki de bu değil.</p>
<p>Asıl soru: <strong>“O eli neden öptün?”</strong></p>
<p>İşte cevabı olmayan el öpme, hürmet değil; siyasetin en eski hastalığının fotoğrafıdır: <strong>Güce göre şekil almak.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/kimin-eli-opulur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bayrak Açıyorum” Diyorlar…  Soruyorum: Düne Kadar Neredeydiniz?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/bayrak-aciyorum-diyorlar-aziz-dagtekin-soruyor-dune-kadar-neredeydiniz/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/bayrak-aciyorum-diyorlar-aziz-dagtekin-soruyor-dune-kadar-neredeydiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 21:01:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87790</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN Yazdı Birileri bugünlerde yeniden “Bayrak Açıyoruz” diyor. Ne güzel… Bayrak açmak elbette kötü bir şey değil. Bilakis, bu topraklarda bayrağın kıymetini bilen herkes için gurur verici bir görüntüdür. Ancak insanın aklına ister istemez birkaç soru geliyor: Hangi bayrağı açıyorsunuz? Daha doğrusu… Düne kadar neredeydiniz? İYİ Parti, 19 Eylül’de Aksaray’da “Bayrak Açıyorum” adıyla bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Aziz DAĞTEKİN Yazdı</strong></h2>
<hr />
<p>Birileri bugünlerde yeniden <strong>“Bayrak Açıyoruz”</strong> diyor.</p>
<p>Ne güzel…</p>
<p>Bayrak açmak elbette kötü bir şey değil. Bilakis, bu topraklarda bayrağın kıymetini bilen herkes için gurur verici bir görüntüdür.</p>
<p>Ancak insanın aklına ister istemez birkaç soru geliyor:</p>
<p><strong>Hangi bayrağı açıyorsunuz?</strong></p>
<p>Daha doğrusu…</p>
<p><strong>Düne kadar neredeydiniz?</strong></p>
<p>İYİ Parti, 19 Eylül’de Aksaray’da <strong>“Bayrak Açıyorum”</strong> adıyla bir miting düzenleyeceğini duyurdu. Mitingin Aksaray Milli İrade Meydanı’nda saat 17.30’da yapılacağı ve Genel Başkan <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong>’nun katılacağı açıklandı. Partinin açıklamalarına göre miting,<strong> “Terörsüz Türkiye”</strong> süreci ve kamuoyunda <strong>“çerçeve yasa”</strong> olarak anılan düzenlemeye yönelik itirazların da dile getirileceği bir siyasi buluşma olacak.</p>
<p>Peki…</p>
<p><strong>Bayrak neden şimdi?</strong></p>
<p>Elbette herkes istediği zaman bayrak açabilir.</p>
<p>Ama mesele sadece bayrak açmak değildir.</p>
<p>Mesele, <strong>bayrağın anlamına her zaman sahip çıkabilmektir.</strong></p>
<p>Bayrak yerdeyken neredeydiniz?</p>
<p>Bayrak yakılırken, kutsal değerlerimize hakaret edilirken neredeydiniz?</p>
<p>Bu ülkenin evlatları şehit haberleriyle yürekleri dağlanırken neredeydiniz?</p>
<p>Siyasetin hesabı kitabı yapılırken, çeşitli ittifaklar ve siyasi uzlaşılar konuşulurken bayrak neden aynı yüksek sesle gündeme gelmedi?</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı siyasi denklemin içerisinde yürünürken…</p>
<p>Aynı hedeflere bakılırken…</p>
<p>Aynı siyasi hesapların içinde bulunulurken…</p>
<p><strong>Bayrak neredeydi?</strong></p>
<p>Şimdi birdenbire…</p>
<p><strong>Bayrak!</strong></p>
<p>Hem de mitingin adı olarak: <strong>“Bayrak Açıyorum.”</strong></p>
<p>İnsan ister istemez merak ediyor: <strong>Bayrak yeni mi icat edildi?</strong></p>
<p>Yoksa bayrak, siyasi gündemin ihtiyaç duyduğu zamanlarda mı daha görünür hale geliyor?</p>
<p>Çünkü bu ülkede bayrak seçimden seçime çıkarılan bir aksesuar değildir.</p>
<p>Bayrak; şehit cenazesinde omuzlara alınandır.</p>
<p>Bayrak; sınırda nöbet tutan Mehmetçiğin başının üstündedir.</p>
<p>Bayrak; okul töreninde çocuğun ellerindedir.</p>
<p>Bayrak; yaşlı bir annenin evinin penceresine asarken gözlerinin dolduğu emanettir.</p>
<p>Bayrak, <strong>“Bugün siyasi olarak işime yarıyor”</strong> denildiğinde çıkarılacak bir dekor değildir.</p>
<p>Bir de şu meşhur <strong>“bayram değil, seyran değil”</strong> meselesi var.</p>
<p>Gerçekten insan soruyor:</p>
<p><strong>Bayram değil, seyran değil… Bu bayrak sevgisi neden şimdi bu kadar yüksek sesle konuşuluyor?</strong></p>
<p>Elbette Aksaray’da bayrak açılmasına kimsenin itirazı olmaz.</p>
<p>Türk bayrağı hepimizin bayrağıdır.</p>
<p>Ancak siyasetin bayrak üzerinden verdiği mesajların da millet tarafından sorgulanması doğaldır.</p>
<p>Çünkü <strong>samimiyetin bir hafızası vardır.</strong></p>
<p>Milletin hafızası vardır.</p>
<p>Dün nerede durulduğunu…</p>
<p>Kimlerle yan yana gelindiğini…</p>
<p>Hangi siyasi hesapların yapıldığını…</p>
<p>Hangi sözlerin söylendiğini…</p>
<p>Millet unutmaz.</p>
<p>Şimdi gelelim asıl meseleye.</p>
<p>Bu ülkenin bayrağı bir siyasi partinin mitingine ihtiyaç duymaz.</p>
<p>Bu bayrak zaten vardır.</p>
<p>Gökyüzündedir.</p>
<p>Kalplerdedir.</p>
<p>Şehitlerin mezar taşındadır.</p>
<p>Mehmetçiğin üniformasındadır.</p>
<p>Annenin duasındadır.</p>
<p>Çocuğun elindedir.</p>
<p>Ve bu bayrağın yere düşmemesi için yıllardır bedel ödeyen milyonlarca insan vardır.</p>
<p>Dolayısıyla mesele <strong>bayrak açmak değildir.</strong></p>
<p>Mesele; <strong>Bayrağın düştüğü yerde onu kaldırabilmektir.</strong></p>
<p>Bayrağın yakıldığı gün de yanında durabilmektir.</p>
<p>Milli meseleler siyasi gündemin dışında kaldığında da aynı hassasiyeti gösterebilmektir.</p>
<p>Çünkü milliyetçilik yalnızca meydanlarda yüksek sesle söylenen sözlerden ibaret değildir.</p>
<p>Asıl sınav, siyasi konjonktür değiştiğinde başlar.</p>
<p>Ülkücü hareketin yıllardır dile getirdiği temel hassasiyetlerden biri de burada ortaya çıkar:</p>
<p><strong>Bu ülke bölünmeyecek.</strong></p>
<p><strong>Bu bayrak inmeyecek.</strong></p>
<p><strong>Bu ezan susmayacak.</strong></p>
<p>Kim hangi siyasi hesabı yaparsa yapsın…</p>
<p>Kim hangi ittifakın içinde yer alırsa alsın…</p>
<p>Kim bugün bayrak açıp yarın başka siyasi hesapların peşine düşerse düşsün…</p>
<p>Bu milletin kırmızı çizgileri günlük siyasi hesaplara teslim edilemeyecek kadar değerlidir.</p>
<p>Çünkü bayrak üzerinden siyaset yapmak başka şeydir…</p>
<p><strong>Bayrağın hakkını vermek başka şey.</strong></p>
<p>Bayrak açmak kolaydır.</p>
<p><strong>Asıl mesele, bayrağın altında dimdik durabilmektir.</strong></p>
<p>Aksaray’da 19 Eylül’de meydan kurulacak.</p>
<p>Bayraklar açılacak.</p>
<p>Sloganlar atılacak.</p>
<p>Siyaset konuşulacak.</p>
<p>Ama asıl soru meydandaki bayrakların büyüklüğü değil.</p>
<p><strong>O bayrakların temsil ettiği değerlere ne kadar sadık kalınacağıdır.</strong></p>
<p>Çünkü bu bayrak siyasi hesapların değil,</p>
<p><strong>Türk milletinin bayrağıdır.</strong></p>
<p>Dün de bizimdi.</p>
<p>Bugün de bizim.</p>
<p>Yarın da bizim olacak.</p>
<p><strong>Bayrak inmeyecek.</strong></p>
<p><strong>Ezan susmayacak.</strong></p>
<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak.</strong></p>
<p>Bu böyle biline.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/bayrak-aciyorum-diyorlar-aziz-dagtekin-soruyor-dune-kadar-neredeydiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kul Hakkıyla Huzur Süremezsin</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/kul-hakkiyla-huzur-suremezsin/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/kul-hakkiyla-huzur-suremezsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 21:04:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87738</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bazı insanlar vardır; yüzüne güler, arkandan kuyunu kazar. Yanında dost görünür, yokluğunda adını pazarlığa çıkarır. İyi gününde etrafında dolaşır, kötü gününde ilk taşı o atar. Sonra bir gün ölürsün. Ardından gelir, mezarının başında ellerini açar: “Allah rahmet eylesin…” Ne garip değil mi? Hayattayken gönlünü kırdığı insanın mezarında rahmet aramak… Oysa bazı yaralar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Bazı insanlar vardır; yüzüne güler, arkandan kuyunu kazar.<br />
Yanında dost görünür, yokluğunda adını pazarlığa çıkarır.<br />
İyi gününde etrafında dolaşır, kötü gününde ilk taşı o atar.</p>
<p>Sonra bir gün ölürsün.</p>
<p>Ardından gelir, mezarının başında ellerini açar: <strong>“Allah rahmet eylesin…”</strong></p>
<p>Ne garip değil mi?</p>
<p>Hayattayken gönlünü kırdığı insanın mezarında rahmet aramak…</p>
<p>Oysa bazı yaralar toprakla kapanmaz.</p>
<p>Çünkü <strong>kul hakkıyla huzur süremezsin.</strong></p>
<p>Bir insana yaptığın haksızlığı, makamınla; kırdığın gönlü, paranla; döktüğün gözyaşını, siyasi gücünle satın alamazsın.</p>
<p>Özür dilemek elbette erdemdir.</p>
<p>Ama bazen özür, yıkılmış bir evin kapısını yeniden çalmaktan ibarettir.</p>
<p><strong>“Özür diye bir kula bin kere yalvarsan, yıktığın gönüle giremezsin hiç.”</strong></p>
<p>Siyasetin de ahlakın da en büyük imtihanı tam burada başlıyor.</p>
<p>Bugün siyasette öyle bir noktaya geldik ki, insanın değeri çoğu zaman karakteriyle değil, yanında durduğu güçle ölçülüyor. Dün yere göğe sığdırılamayanlar, bugün bir kalemde siliniyor. Dün ağır sözler söyleyenler, bugün aynı insanların kapısında fotoğraf vermekten çekinmiyor.</p>
<p>Dün düşman ilan edilen, bugün <strong>“değerli arkadaş”</strong> oluyor.</p>
<p>Dün yere göğe sığdırılamayan, bugün yok sayılıyor.</p>
<p>Ve bütün bunlar olurken herkes kendisini haklı görüyor.</p>
<p>İşte asıl çöküş burada.</p>
<p><strong>Ahlak, insanın kendisini haklı çıkarması değil; haksız olduğu yerde durabilmesidir.</strong></p>
<p>Kalem de bunun için vardır.</p>
<p>Kalem, güçlüden yana eğilirse kalem olmaktan çıkar; propaganda aracına dönüşür.</p>
<p>Kelam, gerçeği söylemekten korkarsa kelam olmaktan çıkar; alkış arayan bir sese dönüşür.</p>
<p>Gazetecinin, yazarın, siyasetçinin, yöneticinin en büyük sermayesi makamı değil, <strong>itibarıdır.</strong></p>
<p>İtibar ise bir günde kazanılmaz ama bir cümleyle kaybedilebilir.</p>
<p>Bugün insanların en büyük şikâyeti siyasetten belki de siyasetçiden önce <strong>samimiyetsizlik</strong>.</p>
<p>Çünkü halk artık kimin gerçekten üzüldüğünü, kimin rol yaptığını; kimin dost olduğunu, kimin menfaat için yanında durduğunu görüyor.</p>
<p>İnsanları hafife almayın.</p>
<p>Sessiz kalmaları, görmedikleri anlamına gelmez.</p>
<p>Bazen susan insan sadece hesabını Allah’a bırakır.</p>
<p>Şiirin söylediği gibi:</p>
<p>Yüzüne gülüp arkandan atanlar,<br />
Kuyunu kazıp pusuya yatanlar,<br />
İnsanlığını üç kuruşa satanlar…</p>
<p>Mezarına gelseler ne olur, gelmeseler ne?</p>
<p>Asıl mesele mezar başında kimlerin bulunduğu değil, <strong>hayattayken kimlerin gönlünde yer bulduğundur.</strong></p>
<p>Çünkü ölüm, insanın bütün unvanlarını söküp alır.</p>
<p>Makam gider.</p>
<p>Para gider.</p>
<p>Kalabalık gider.</p>
<p>Alkış gider.</p>
<p>Geriye sadece yaptıkların kalır.</p>
<p>Ve insanın gerçek hesabı da orada başlar.</p>
<p>Bu yüzden bugün hepimizin biraz durup kendimize sorması gerekiyor:</p>
<p><strong>Kimi kırdım?<br />
Kimin hakkına girdim?<br />
Kimin ekmeğiyle oynadım?<br />
Kimin güvenini boşa çıkardım?<br />
Kimin yüzüne gülüp arkasından konuştum?</strong></p>
<p>Çünkü siyaset değişir.</p>
<p>İttifaklar değişir.</p>
<p>Makamlar değişir.</p>
<p>Ama insanın vicdanına yazılanlar kolay kolay silinmez.</p>
<p><strong>Kul hakkıyla huzur süremezsin.</strong></p>
<p>Bin kişiye kendini anlatabilirsin ama bir insanın hakkını vicdanından silemezsin.</p>
<p>Bin kere özür dileyebilirsin ama kırdığın gönül eski haline dönmeyebilir.</p>
<p>Ve gün gelir, herkes seni alkışlarken bile kendi içinde kocaman bir sessizlik duyabilirsin.</p>
<p>O yüzden mesele mezara kimin geleceği değil…</p>
<p><strong>Hayattayken hangi gönülde yer edindiğindir.</strong></p>
<p>Gerçeğin nabzını tutan kalem de bunu yazmalıdır.</p>
<p>Kimseden korkmadan…</p>
<p>Kimseye yaranmadan…</p>
<p>Kimsenin makamına bakmadan…</p>
<p>Çünkü <strong>kalemin mürekkebi biter; ama hakikatin hesabı bitmez.</strong></p>
<p>Ve insan, dünyada herkesi kandırsa bile kendi vicdanından kaçamaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/kul-hakkiyla-huzur-suremezsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalanla Kurulan Saltanat, İftirayla Ayakta Durmaz</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/yalanla-kurulan-saltanat-iftirayla-ayakta-durmaz/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/yalanla-kurulan-saltanat-iftirayla-ayakta-durmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:23:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87726</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin yazdı Bazıları siyaset yapmıyor; resmen çamurdan bir saltanat kurmaya çalışıyorlar! Başkasının başarısı uykularını kaçırıyor, emeği görünce içleri daralıyor, halkın sevgisini görünce öfkeden ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Kendi değerlerini yükseltemeyince başkasını aşağı çekmeye, yetişemeyince ayağına çelme takmaya, susturamayınca iftira atmaya sarılıyorlar. Yalanı siyaset, şikayeti marifet, fitneyi maharet sananlar şunu iyi bilsin: Milletin sabrı sonsuz değildir; &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Aziz Dağtekin yazdı</h1>
<hr />
<p class="isSelectedEnd">Bazıları siyaset yapmıyor; resmen çamurdan bir saltanat kurmaya çalışıyorlar!</p>
<p class="isSelectedEnd">Başkasının başarısı uykularını kaçırıyor, emeği görünce içleri daralıyor, halkın sevgisini görünce öfkeden ne yapacaklarını şaşırıyorlar.</p>
<p class="isSelectedEnd">Kendi değerlerini yükseltemeyince başkasını aşağı çekmeye, yetişemeyince ayağına çelme takmaya, susturamayınca iftira atmaya sarılıyorlar.</p>
<p>Yalanı siyaset, şikayeti marifet, fitneyi maharet sananlar şunu iyi bilsin: Milletin sabrı sonsuz değildir; sandıkları kadar da saf değildir!</p>
<p>Doğru söylemek işlerine gelmiyor.<br />
Çalışmak ağır geliyor.<br />
Başarıyı alkışlamak ise zaten karakterlerine sığmıyor.</p>
<p>Ne yapıyorlar?</p>
<p>Yalan söylüyorlar.<br />
İftira atıyorlar.<br />
Şikayet ediyorlar.<br />
Dedikodu üretiyorlar.<br />
Kulislerde türlü hesaplar çeviriyorlar…</p>
<p>Sonra da bütün bunları siyaset zannediyorlar!</p>
<p>Asıl mesele ise bundan sonrası çok daha vahim.</p>
<p>Kendi küçük saltanatlarını sürdürebilmek için toplumun huzurunu bozmayı, insanları birbirine düşürmeyi, bölgeyi yeniden gerilim ve kavga ortamına sürüklemeyi göze alabiliyorlar.</p>
<p>Çünkü bilirler ki <strong>huzurlu bir toplumda yalanın pazarı daralır.</strong></p>
<p>İnsanlar birbirine güvenirse kurdukları kumpas düzeni çöker.</p>
<p>Halk kimin çalıştığını, kimin ürettiğini, kimin gerçekten memleket derdi taşıdığını görürse yıllardır besledikleri o küçük çıkar düzeni sarsılır.</p>
<p>İşte korkuları bundan!</p>
<p>Birilerinin siyaset sahnesinde başarı göstermesi, halkın gönlünde karşılık bulması bazılarını sevindirmek yerine kıskançlıktan çatlatıyor.</p>
<p><strong>“Ben neden değilim?”</strong> diye düşünmek yerine, <strong>“Onu nasıl aşağı çekerim?”</strong> hesabına düşüyorlar.</p>
<p>Oysa siyaset rakibinin ayağına çelme takma sanatı değildir.</p>
<p><strong>Siyaset, milletin gönlünde yer kazanma yarışıdır.</strong></p>
<p>Rakibini karalayarak büyüyemezsin.</p>
<p>İftirayla itibar kazanamazsın.</p>
<p>Şikayet ederek hizmet etmiş olmazsın.</p>
<p>Başkasının başarısını gölgeleyerek kendi başarısızlığını gizleyemezsin.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p>Bu bölgenin huzurunu kendi ikbal hesabına kurban edemezsin.</p>
<p>Çünkü bu topraklar yeterince acı gördü. Yeterince gözyaşı döktü. Yeterince bedel ödedi.</p>
<p>Artık hiç kimsenin koltuğu, makamı veya kişisel hesabı bu toplumun huzurundan daha değerli değildir.</p>
<p><strong>Koltuk geçer, makam geçer, saltanat geçer… Ama yapılan iyilik de kötülük de milletin hafızasında kalır.</strong></p>
<p>O yüzden herkes ayağını denk alsın.</p>
<p>Yalanın da bir sonu var, iftiranın da…</p>
<p>Ve unutulmasın!</p>
<p><strong>Çamur atarak yükseldiğini sananların son durağı, çoğu zaman attıkları çamurun içinde kalmaktır.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/yalanla-kurulan-saltanat-iftirayla-ayakta-durmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beden ölür, dava kalır</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/beden-olur-dava-kalir/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/beden-olur-dava-kalir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:10:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87708</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN Yazdı “Beden ölür, çürür; cana bakın siz. Kim kimle yürür, ona bakın siz. Bırakın dönsün dönme dolaplar; Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.” Siyasette herkesin bir hesabı olabilir. Ama davanın hesabı başkadır. Hele mesele Milliyetçi Hareket Partisi ise&#8230; Burada bir siyasi partiden öte, şehitlerin duasıyla yoğrulmuş, nice bedeller ödenerek bugünlere taşınmış bir hareketten söz &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;">Aziz DAĞTEKİN Yazdı</span></h3>
<hr />
<p><strong>“Beden ölür, çürür; cana bakın siz.<br />
Kim kimle yürür, ona bakın siz.<br />
Bırakın dönsün dönme dolaplar;<br />
Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.”</strong></p>
<p>Siyasette herkesin bir hesabı olabilir.</p>
<p>Ama davanın hesabı başkadır.</p>
<p>Hele mesele <strong>Milliyetçi Hareket Partisi</strong> ise&#8230;</p>
<p>Burada bir siyasi partiden öte, şehitlerin duasıyla yoğrulmuş, nice bedeller ödenerek bugünlere taşınmış bir hareketten söz ediyoruz.</p>
<p>MHP&#8217;nin mayasında makamdan önce <strong>dava</strong>, çıkarın önünde <strong>ahde vefa</strong>, kişisel hesabın üzerinde <strong>ülke ve millet</strong> vardır.</p>
<p>Peki bugün bunların hepsi aynı yerde mi duruyor?</p>
<p>Asıl soru bu.</p>
<p><strong>ÜLKÜCÜLÜK RIZET DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Ülkücülük, gerektiğinde çıkarılıp takılan bir rozet değildir.</p>
<p>Makam kapısını açan bir anahtar hiç değildir.</p>
<p>Hele siyasi kariyerin basamağı hiç değildir.</p>
<p>Ülkücülük; <strong>bedel, sadakat ve sorumluluk</strong> ister.</p>
<p>Davanın zor gününde yanında olmayanın, kolay gününde en önde yürümesinin de bir anlamı yoktur.</p>
<p>Çünkü <strong>dava insan kaybetmez; insan davayı kaybeder.</strong></p>
<p><strong>LİDERİN GÖRDÜĞÜNÜ HERKES GÖRÜYOR MU?</strong></p>
<p><strong>Devlet Bahçeli</strong>&#8216;nin ülkenin bekası konusunda ortaya koyduğu hassasiyet ortada.</p>
<p>Fakat liderin sözünü anlamak başka, o sözün gereğini teşkilatın her kademesinde taşıyabilmek başka.</p>
<p>Bazen söylenen sözden çok <strong>beden dili konuşur.</strong></p>
<p>Bazen suskunluk da mesajdır.</p>
<p>Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatır.</p>
<p>O halde sormak gerekir:</p>
<p><strong>Liderin gördüğü tehlikeyi teşkilatın tamamı görüyor mu?</strong></p>
<p>Partinin kuruluş çizgisi, günlük siyasi hesaplara kurban ediliyor mu?</p>
<p>Bu soruların cevabı ertelenmemeli.</p>
<p><strong>MHP KİMSENİN SİYASİ BASAMAĞI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Kimse kusura bakmasın.</p>
<p>MHP, kişisel kariyer planı değildir.</p>
<p>Şehitlerin emaneti, birkaç kişinin makam hesabına teslim edilemez.</p>
<p><strong>“Ben ülkücüyüm”</strong> demek kolaydır.</p>
<p>Zor olan, <strong>ülkücü gibi yaşamaktır.</strong></p>
<p>İşte gerçek ölçü budur.</p>
<p><strong>BOŞ SİLAH DEĞİL, BOŞ ZİHİN TEHLİKELİDİR</strong></p>
<p>Eskilerin çok çarpıcı bir sözü vardır:</p>
<p><strong>“Boş silahtan korkmayın, boş adamdan korkun. Şeytan boş silahı doldurmaz ama boş kafayı çabuk doldurur.”</strong></p>
<p>Bu söz bugün siyaset için de önemli bir uyarıdır.</p>
<p>Çünkü mesele yalnızca bir koltuğa kimin oturduğu değildir.</p>
<p>Asıl mesele, o koltuğa oturan kişinin <strong>hangi fikirle, hangi niyetle ve hangi sadakatle hareket ettiğidir.</strong></p>
<p>Dolu insanın ölçüsü bellidir.</p>
<p>Davasını bilir.</p>
<p>Sınırını bilir.</p>
<p>Nerede duracağını bilir.</p>
<p>Boşluk ise başkalarının sözüne, çıkarına, yönlendirmesine açık hale gelir.</p>
<p>İşte siyasi hareketlerin en fazla dikkat etmesi gereken noktalardan biri budur:</p>
<p><strong>Koltukları doldurmak yetmez; o koltukları dava şuuru taşıyan insanlarla doldurmak gerekir.</strong></p>
<p><strong>ŞAİBE VARSA TEMİZLENMELİDİR</strong></p>
<p>Son dönemlerde parti tabanında, MHP&#8217;nin kuruluş değerleriyle bağdaşmadığı ileri sürülen bazı kişi ve yapıların parti içerisinde etkili olduğuna yönelik çeşitli iddialar dile getiriliyor.</p>
<p>Bu iddiaları peşinen gerçek kabul etmek doğru değildir.</p>
<p>Fakat hiçbir iddiayı araştırmadan çöpe atmak da doğru değildir.</p>
<p><strong>Varsa iddia, araştırılır.<br />
Varsa şüphe, incelenir.<br />
Varsa yanlış, temizlenir.</strong></p>
<p>Kimsenin dini kisvesi, ülkücü görüntüsü, siyasi etiketi veya makamı onu sorgulanamaz yapmamalıdır.</p>
<p>Ancak aynı şekilde, kanıt ortaya konulmadan hiç kimseye ağır suçlamalar yöneltilmemelidir.</p>
<p>Çünkü <strong>hakikat, söylentiden daha değerlidir.</strong></p>
<p>MHP&#8217;nin gücü de tam burada ortaya çıkar:</p>
<p>Kendi içindeki sorunları konuşabilmek&#8230;</p>
<p>Yanlışı ayıklayabilmek&#8230;</p>
<p>Ve gerektiğinde kendi kendisini yenileyebilmek.</p>
<p><strong>GERÇEK ÜLKÜCÜLER NEDEN DIŞARIDA?</strong></p>
<p>İşte bence en can alıcı soru bu.</p>
<p>Yıllarca davanın yükünü taşıyanlar&#8230;</p>
<p>Teşkilatın cefasını çekenler&#8230;</p>
<p>Bedel ödeyenler&#8230;</p>
<p>Bazen neden kenarda kalıyor?</p>
<p>Buna karşılık siyasetin fırsatlarını iyi kollayanlar neden hep öne çıkıyor?</p>
<p>Eğer böyle bir tablo gerçekten varsa, mesele birkaç kişinin meselesi değildir.</p>
<p><strong>Bu, davanın hafızasıyla ilgilidir.</strong></p>
<p>Ve o hafıza kaybolursa, geriye sadece tabela kalır.</p>
<p><strong>TEMİZLİK DAVAYA ZARAR VERMEZ</strong></p>
<p>Tam tersine&#8230;</p>
<p>Gerçek bir temizlik, davayı güçlendirir.</p>
<p>Yanlış yapan kimse ortaya çıkarılmalı.</p>
<p>Partinin kuruluş ilkelerinden sapan varsa düzeltilmeli.</p>
<p>Ülkücülüğü kişisel çıkarına basamak yapan varsa, bunun hesabı parti hukuku içerisinde sorulmalı.</p>
<p>Parti içerisinde farklı hesaplarla hareket ettiği ileri sürülen yapılar varsa, bunlar da hukuk ve parti disiplini içerisinde araştırılmalı.</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p><strong>Gerçek ülkücünün önü açılmalı.</strong></p>
<p>Çünkü MHP&#8217;nin geleceği koltuk sayısıyla değil, <strong>dava şuuru taşıyan insanlarla</strong> ölçülür.</p>
<p>Bırakın dönsün dönme dolaplar.</p>
<p>Kim kiminle yürümüş&#8230;</p>
<p>Kim hangi koltuğa oturmuş&#8230;</p>
<p>Kim hangi hesabın peşine düşmüş&#8230;</p>
<p>Hepsi geçici.</p>
<p><strong>Beden ölür, çürür.<br />
Makam gider.<br />
Koltuk değişir.<br />
Rüzgar yön değiştirir.</strong></p>
<p>Ama hakikat kalır.</p>
<p>Şehidin duası kalır.</p>
<p>Davanın emaneti kalır.</p>
<p>Milletin vicdanı kalır.</p>
<p>O yüzden herkes kendisine şu soruyu sormalı:</p>
<blockquote><p><strong>“Ben bu davayı mı taşıyorum, yoksa bu davayı kendimi taşımak için mi kullanıyorum?”</strong></p></blockquote>
<p>Cevap, herkesin kendi vicdanında.</p>
<p>Ama bir gerçek var:</p>
<p><strong>MHP kimsenin siyasi basamağı değildir.</strong></p>
<p>Bu dualı hareket nice bedeller ödenerek bugünlere geldi.</p>
<p>Onu geleceğe taşıyacak olan; makamların konforu değil, <strong>ahde vefası güçlü, davasına sadık, hakikatten yana gerçek ülkücülerdir.</strong></p>
<p>Çünkü sonunda&#8230;</p>
<p><strong>Beden ölür, çürür.<br />
Cana bakın siz.<br />
Kim kimle yürür, ona bakın siz.<br />
Bırakın dönsün dönme dolaplar.<br />
Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/beden-olur-dava-kalir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koltuk mu kutsal, hizmet mi?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/koltuk-mu-kutsal-hizmet-mi/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/koltuk-mu-kutsal-hizmet-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 21:36:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87676</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN İle Pazar Sohbeti Türkiye’nin artık yüksek sesle sorması gereken bir soru var: Kamu hizmeti kimin için yapılıyor? Vatandaş için mi, esnaf için mi, üretici için mi, yoksa yıllarca değişmeyen koltuklar için mi? Bugün Türkiye’nin dört bir yanında belediyeler, ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları ve borsalar üzerinden yürüyen sistemin ciddi biçimde sorgulanmasının zamanı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Aziz DAĞTEKİN İle Pazar Sohbeti</h3>
<hr />
<p>Türkiye’nin artık yüksek sesle sorması gereken bir soru var:</p>
<p><strong>Kamu hizmeti kimin için yapılıyor?</strong></p>
<p>Vatandaş için mi, esnaf için mi, üretici için mi, yoksa yıllarca değişmeyen koltuklar için mi?</p>
<p>Bugün Türkiye’nin dört bir yanında belediyeler, ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları ve borsalar üzerinden yürüyen sistemin ciddi biçimde sorgulanmasının zamanı gelmiştir.</p>
<p>Çünkü mesele artık yalnızca bir başkanın seçilip seçilmemesi değildir.</p>
<p>Mesele, <strong>bir makamın hizmet makamı olmaktan çıkıp güç ve nüfuz merkezine dönüşüp dönüşmediğidir.</strong></p>
<p>Bir başkan seçiliyor…</p>
<p>Sonra koltuğa oturuyor.</p>
<p>Aradan yıllar geçiyor.</p>
<p>Bir dönem daha…</p>
<p>Bir dönem daha…</p>
<p>Ve vatandaşın zihninde aynı soru büyüyor:</p>
<p><strong>“Bu koltuk neden bu kadar vazgeçilmez?”</strong></p>
<h3>Aidat toplamak yetmez</h3>
<p>Esnafın bugün sırtında ağır bir yük var.</p>
<p>Kira, vergi, SGK, personel gideri, elektrik, su, finansman maliyeti…</p>
<p>Bir de bunun üzerine çeşitli aidatlar ve bürokratik yükler geliyor.</p>
<p>Peki esnaf odası ne yapıyor?</p>
<p>Esnafın hayatını kolaylaştırıyor mu?</p>
<p>Krediye ulaşmasını sağlıyor mu?</p>
<p>Kapanmak üzere olan işletmenin elinden tutuyor mu?</p>
<p>Genç girişimciye yol gösteriyor mu?</p>
<p>Haksız rekabet karşısında esnafın yanında duruyor mu?</p>
<p>Kamu kurumları arasında esnafın işini hızlandıracak bir köprü kuruyor mu?</p>
<p>Yoksa bütün mesele yıl sonunda aidat toplamak ve seçim zamanı yeniden sandık kurmak mı?</p>
<p><strong>Esnafın artık tabeladan çok icraat görmek istediğini anlamanın zamanı geldi.</strong></p>
<h3><strong>Oda esnafı birleştirmeli, birbirine düşürmemeli</strong></h3>
<p>Bir başka tehlike ise daha büyük:</p>
<p><strong>Meslek kuruluşlarının siyasi rekabet alanına dönüşmesi.</strong></p>
<p>Esnaf aynı sokakta dükkan açıyor.</p>
<p>Aynı müşteriye hizmet veriyor.</p>
<p>Aynı ekonomik krizle boğuşuyor.</p>
<p>Aynı elektrik faturasını ödüyor.</p>
<p>Ama oda yönetimleri üzerinden farklı kamplara ayrılıyorsa burada ciddi bir sistem sorunu vardır.</p>
<p>Oda; <strong>esnafı bölmek için değil, esnafın ortak çıkarını savunmak için vardır.</strong></p>
<p>Borsa; <strong>güç gösterisi için değil, üreticinin önünü açmak için vardır.</strong></p>
<p>Belediye; <strong>siyasi hesaplaşma için değil, şehrin ortak geleceğini inşa etmek için vardır.</strong></p>
<p>Bu kadar basit.</p>
<h3><strong>Belediyeler de tartışılmalı</strong></h3>
<p>Belediyeler konusunda da aynı soruyu sormaktan çekinmemeliyiz.</p>
<p>Bir belediye başkanının başarısı, kaç yıl koltukta kaldığıyla değil;</p>
<p><strong>şehirde neyi değiştirdiğiyle ölçülmelidir.</strong></p>
<p>Şehir temiz mi?</p>
<p>Altyapı yeterli mi?</p>
<p>Ulaşım rahat mı?</p>
<p>Sosyal destekler adil mi?</p>
<p>İmar uygulamaları şeffaf mı?</p>
<p>Belediyenin kaynakları doğru kullanılıyor mu?</p>
<p>İhale süreçleri kamu vicdanını tatmin ediyor mu?</p>
<p>Vatandaş ödediği verginin karşılığını görebiliyor mu?</p>
<p>Bunların hesabı sorulmadan yalnızca <strong>“hangi parti kazandı?”</strong> tartışmasına sıkışmak, asıl meseleyi ıskalamaktır.</p>
<h3><strong>Devlet kurumları neden var?</strong></h3>
<p>Şimdi daha cesur bir soru soralım.</p>
<p>DSİ neden var?</p>
<p>Karayolları neden var?</p>
<p>Tarım ve Orman teşkilatı neden var?</p>
<p>Sağlık müdürlükleri neden var?</p>
<p>Milli Eğitim neden var?</p>
<p>Diğer kamu kurumları neden var?</p>
<p>Bu kurumların her birinin başında zaten devlet adına görev yapan yöneticiler bulunuyor.</p>
<p>Öyleyse kamu hizmetinin temel sorumluluğu neden sürekli siyasi rekabetin gölgesinde tartışılmak zorunda?</p>
<p>Burada benim tartışmaya açtığım mesele şudur:</p>
<p><strong>Belediyeler ve meslek kuruluşlarında makamın kişiselleşmesini önleyecek, denetimi güçlendirecek ve hizmeti merkeze koyacak yeni bir yönetim modeli neden düşünülmesin?</strong></p>
<p>Belki süre sınırı…</p>
<p>Belki daha güçlü bağımsız denetim…</p>
<p>Belki liyakat esaslı profesyonel yönetim…</p>
<p>Belki kamu adına atanacak, görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş profesyonel yöneticiler…</p>
<p>Bunların hepsi konuşulmalıdır.</p>
<p>Ancak bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir:</p>
<p><strong>Çözüm, esnafın iradesini yok saymak değil; esnafın iradesini siyasi kamplaşmadan ve kişisel güç mücadelelerinden korumaktır.</strong></p>
<h3>Gerekirse kapatılması bile tartışılmalı</h3>
<p>Bazı kurumlara dokunulmazlık zırhı giydirmek zorunda değiliz.</p>
<p>Bir yapı görevini yerine getiremiyorsa yeniden yapılandırılır.</p>
<p>Yetmiyorsa birleştirilir.</p>
<p>İşlevini kaybetmişse kaldırılır.</p>
<p>Hatta gerekiyorsa <strong>kapatılması bile tartışılır.</strong></p>
<p>Çünkü devletin görevi kurumları yaşatmak değil, <strong>vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır.</strong></p>
<p>Bir kurum sırf geçmişten beri var diye sonsuza kadar aynı şekilde devam etmek zorunda değildir.</p>
<p>Türkiye artık “Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışını terk etmek zorundadır.</p>
<h3>Türkiye’nin yeni bir yönetim kültürüne ihtiyacı var</h3>
<p>Bizim ihtiyacımız daha fazla makam değil.</p>
<p><strong>Daha fazla hizmet.</strong></p>
<p>Daha fazla tabela değil.</p>
<p><strong>Daha fazla çözüm.</strong></p>
<p>Daha fazla siyasi kavga değil.</p>
<p><strong>Daha fazla ortak akıl.</strong></p>
<p>Esnafın birbirine düşman edildiği değil, aynı çatı altında sorunlarına çözüm aradığı bir sistem kurulmalıdır.</p>
<p>Başkanlık makamı bir ayrıcalık değil, emanettir.</p>
<p>Oda koltuğu bir saltanat değil, görevdir.</p>
<p>Belediye başkanlığı bir güç alanı değil, halka hizmet sorumluluğudur.</p>
<p>Ve hiçbir makam sahibi şunu unutmamalıdır:</p>
<p><strong>Koltuklar insanlara değil, insanlar görevlere emanettir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin artık israf ekonomisinden de, makam ekonomisinden de, siyasi kamplaşma üzerinden yürüyen yönetim anlayışından da kurtulması gerekiyor.</p>
<p>Devletin parasını koruyan…</p>
<p>Esnafın yükünü azaltan…</p>
<p>Üreticinin önünü açan…</p>
<p>Vatandaşın işini hızlandıran…</p>
<p>Ve görevini yapmayan yöneticiden hesap soran bir sistem istiyoruz.</p>
<p>Çünkü artık mesele “Kim başkan olacak?” meselesi değildir.</p>
<p><strong>Asıl mesele, başkan kim olursa olsun sistemin millete hizmet edip etmediğidir.</strong></p>
<p>Ve belki de Türkiye’nin bugün en çok ihtiyacı olan şey şudur:</p>
<p><strong>Koltukları değil, sistemi değiştirmek.</strong></p>
<p>Pazar sohbetimiz bugün biraz sert oldu.</p>
<p>Ama bazı gerçekler vardır ki yumuşak konuşulduğunda duyulmaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/koltuk-mu-kutsal-hizmet-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dün Türkiye’ye Sığındınız, Bugün Türkçeden mi Korkuyorsunuz!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/dun-turkiyeye-sigindiniz-bugun-turkceden-mi-korkuyorsunuz/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/dun-turkiyeye-sigindiniz-bugun-turkceden-mi-korkuyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 20:20:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87633</guid>

					<description><![CDATA[AZİZ DAĞTEKİN YAZDI Suriye&#8217;de Türkçe tartışması yeniden gündemde. “Türkçe seçmeli ders olmaktan çıkarıldı, yerine Fransızca getirildi” yönündeki haberler, ister istemez şu soruyu gündeme taşıyor: Türkçeden neden korkuyorsunuz? Bir dil size ne yaptı? Ne topu var ne tüfeği… Sadece bir milletin kültürünü, tarihini ve hafızasını taşıyor. O halde mesele gerçekten eğitim mi, yoksa Türkçe üzerinden Türkiye&#8217;ye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>AZİZ DAĞTEKİN YAZDI</h3>
<hr />
<p>Suriye&#8217;de Türkçe tartışması yeniden gündemde.</p>
<p><strong>“Türkçe seçmeli ders olmaktan çıkarıldı, yerine Fransızca getirildi”</strong> yönündeki haberler, ister istemez şu soruyu gündeme taşıyor:</p>
<p><strong>Türkçeden neden korkuyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir dil size ne yaptı?</p>
<p>Ne topu var ne tüfeği… Sadece bir milletin kültürünü, tarihini ve hafızasını taşıyor.</p>
<p>O halde mesele gerçekten eğitim mi, yoksa <strong>Türkçe üzerinden Türkiye&#8217;ye duyulan siyasi rahatsızlık mı?</strong></p>
<p><strong>DÜNÜ UNUTMAYIN</strong></p>
<p>Biraz hafızanızı tazeleyin.</p>
<p>Suriye&#8217;de savaş vardı. İnsanlar Esad yönetiminin baskısından, çatışmalardan ve ölüm korkusundan kaçıyordu. Aileler yollara düştü.</p>
<p>O günlerde kapısını kim açtı?</p>
<p><strong>Fransa mı? Avrupa Birliği mi?</strong></p>
<p>Hayır.</p>
<p><strong>Türkiye.</strong></p>
<p>Türkiye sınırını açtı, sofrasını paylaştı, hastanesini ve okulunu açtı. Milyonlarca Suriyeliye yıllarca ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Türkiye bunu bir karşılık bekleyerek yapmadı.</p>
<p>Ama iyiliğin karşılığı olmayabilir; <strong>nankörlüğün de mazereti olmaz.</strong></p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;den beklenen minnet değil, sadece biraz <strong>vefa</strong>.</p>
<p><strong>MESELE TÜRKÇE Mİ, TÜRKİYE Mİ?</strong></p>
<p>Fransızca öğrenilsin. İngilizce öğrenilsin. Dünyanın bütün dilleri öğrenilsin.</p>
<p>Kimsenin itirazı yok.</p>
<p>Ama soru basit, <strong>Fransızca olabiliyorsa Türkçe neden olmasın?</strong></p>
<p>Türkmen bir çocuk kendi dilini seçmeli olarak öğrenmek istiyorsa bundan kim rahatsız olabilir?</p>
<p>Türkiye&#8217;de eğitim görmüş bir Suriyeli çocuk Türkçesini geliştirmek istiyorsa bunun kime ne zararı var?</p>
<p>Türkçe bir işgal aracı değil.</p>
<p><strong>Bir dildir.</strong></p>
<p>Üstelik bu coğrafyada yüzyılların kültürel hafızasını taşıyan bir dil.</p>
<p>Öyleyse mesele eğitim değilse, açıkça söyleyin:</p>
<p><strong>Mesele Türkiye mi?</strong></p>
<p><strong>AVRUPA&#8217;YA ÖZENMEK BAŞKA, AKLINI TESLİM ETMEK BAŞKA</strong></p>
<p>Suriye Avrupa ile ilişki kurabilir. Fransızca öğrenebilir. Avrupa&#8217;nın üniversitelerine gidebilir.</p>
<p>Bunların hiçbirine karşı değiliz.</p>
<p>Ama Avrupa&#8217;nın her yaptığını <strong>“medeniyet”</strong>, Türkiye&#8217;nin her adımını <strong>“çıkar”</strong> diye okumak da büyük bir çelişkidir.</p>
<p>Çünkü Avrupa&#8217;nın da çıkarları var.</p>
<p>Enerji…</p>
<p>Göç…</p>
<p>Güvenlik…</p>
<p>Ticaret…</p>
<p>Jeopolitik nüfuz…</p>
<p>O halde soralım:</p>
<p><strong>AB&#8217;nin çıplaklığını mı örnek alacaksınız, ahlaki çöküşünü mü?</strong></p>
<p>Medeniyet, başkasının dilinden utanmak değildir.</p>
<p>Medeniyet, kendi dilini yaşatırken başkasının diline de saygı gösterebilmektir.</p>
<p><strong>TÜRKİYE MİNNET DEĞİL, VİCDAN BEKLİYOR</strong></p>
<p>Türkiye yaptığı yardımların hesabını tutmadı.</p>
<p>Ama tarih tutulmuş bir defterdir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin sınırlarını açtığı da ortada, milyonlarca insanı ağırladığı da…</p>
<p>Bunun üzerine Türkçeyi dışlayan bir anlayış ortaya çıkarsa, elbette sorulur:</p>
<p><strong>Bu nasıl bir vefa anlayışıdır?</strong></p>
<p>Üstelik mesele yalnızca Türkiye de değildir.</p>
<p>Dil üzerinden dışlama, yarın başka bir dilin kapısını da kapatabilir.</p>
<p>Bugün Türkçeye “olmasın” diyen zihniyet, yarın başkasının diline de aynı şeyi söyleyebilir.</p>
<p><strong>TÜRKÇE YAŞAYACAK</strong></p>
<p>Biz Arapçaya karşı değiliz.</p>
<p>Fransızcaya, İngilizceye veya başka bir dile de…</p>
<p><strong>Biz dil düşmanlığına karşıyız.</strong></p>
<p>Bir çocuk istediği dili öğrenebilmeli.</p>
<p>Bir Türkmen kendi dilini yaşatabilmeli.</p>
<p>Türkçe öğrenmek isteyen Türkçe öğrenebilmeli.</p>
<p>Hepsi bu.</p>
<p>Suriye gerçekten yeni bir sayfa açacaksa, bu sayfa <strong>dışlamayla değil çoğulculukla</strong> yazılmalı.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin mesajı da açık:</p>
<p><strong>Biz sizden minnet istemiyoruz.</strong></p>
<p>Ama Türkçeden korkmayın.</p>
<p>Çünkü Türkçe sizin düşmanınız değil.</p>
<p>Dün kimin kapısını çaldığınızı unutabilirsiniz.</p>
<p>Dün size kimin kapısını açtığını da…</p>
<p><strong>Ama tarih unutmaz. Vicdan hiç unutmaz.</strong></p>
<p>Fransızca da sizin olsun, İngilizce de…</p>
<p><strong>Türkçe de yaşasın.</strong></p>
<p>Çünkü bir dilin yaşaması, başka bir dilin ölümü değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/dun-turkiyeye-sigindiniz-bugun-turkceden-mi-korkuyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8230;.  Kanayan Ayaklardan Sönmeyen Ülküye!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/12-eylul-kanayan-ayaklardan-sonmeyen-ulkuye/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/12-eylul-kanayan-ayaklardan-sonmeyen-ulkuye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87611</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bizi öldürmediler… Bizi ülkümüzle yeniden yoğurdular! 12 Eylül yine geldi&#8230; Takvim yine aynı acının kapısını çaldı. Ve ben yine o günlere döndüm. İnsan bazı günleri unutamaz. Unutamaz çünkü o günler sadece takvimde yaşanmaz. Bedenine kazınır. Ruhuna işlenir. Vicdanına mühürlenir. 12 Eylül, benim için bir tarih değil; kanayan ayaklarımdır. Kırk beş gündür&#8230; Tam &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h2>
<hr />
<p><strong>Bizi öldürmediler… Bizi ülkümüzle yeniden yoğurdular!</strong></p>
<p>12 Eylül yine geldi&#8230;</p>
<p>Takvim yine aynı acının kapısını çaldı.</p>
<p>Ve ben yine o günlere döndüm.</p>
<p>İnsan bazı günleri unutamaz.</p>
<p>Unutamaz çünkü o günler sadece takvimde yaşanmaz.</p>
<p>Bedenine kazınır.</p>
<p>Ruhuna işlenir.</p>
<p>Vicdanına mühürlenir.</p>
<p><strong>12 Eylül, benim için bir tarih değil; kanayan ayaklarımdır.</strong></p>
<p>Kırk beş gündür&#8230;</p>
<p>Tam 45 gün!</p>
<p><strong>Maltepe Askeri Cezaevi&#8230;</strong></p>
<p>O kapıdan içeri giren insanla dışarı çıkan insan aynı değildi.</p>
<p>Çünkü içeride sadece bedenimizi değil, irademizi de kırmak istediler.</p>
<p>Ama başaramadılar.</p>
<hr />
<p>Cam kırıkları&#8230;</p>
<p>Evet, cam kırıkları üzerinde yürütüldük.</p>
<p>Ayaklarımız kanadı.</p>
<p>Kanayan ayaklarımızı tuzlu ve kezzaplı suların içine soktular.</p>
<p>Acıyı bedenimizde hissettik.</p>
<p>Ama asıl acı bedenimizde değildi.</p>
<p>Asıl acı, <strong>vatanını sevdiği için düşman muamelesi gören bir neslin çaresizliğiydi.</strong></p>
<p>Bir de spor salonu&#8230;</p>
<p>Koskoca bir salon.</p>
<p>Sessizlik&#8230;</p>
<p>Ve başımızın üzerinde damla damla su&#8230;</p>
<p>Bir damla&#8230;</p>
<p>Bir damla daha&#8230;</p>
<p>Bir damla daha&#8230;</p>
<p>Saatler geçiyor.</p>
<p>Su bitmiyor.</p>
<p>Sessizlik bitmiyor.</p>
<p>İnsan kendi zihninin içine hapsoluyor.</p>
<p>Amaç belliydi:</p>
<p><strong>Psikolojimizi çökertmek.</strong></p>
<p>Bizi kendimizden koparmak.</p>
<p>İnancımızdan vazgeçirmek.</p>
<p>Ülkümüzden soğutmak.</p>
<p>Fakat bir şeyi hesap edemediler.</p>
<p><strong>İşkence bedenimizi yaralayabilirdi ama ülkümüzü yaralayamazdı.</strong></p>
<hr />
<p>12 Eylül&#8217;de gençlerin hayatlarını rakamlara böldüler.</p>
<p>“İki sağdan, bir soldan&#8230;”</p>
<p>Ne acı bir cümle!</p>
<p>İnsan hayatını matematiğe çevirdiler.</p>
<p>Darağacını terazi sandılar.</p>
<p>Gençlerin boynundaki ilmeği “denge” diye tarif ettiler.</p>
<p>Sonra da bütün bunların adına:</p>
<p><strong>“Devleti kurtarmak”</strong> dediler.</p>
<p>Peki&#8230;</p>
<p>Kimden kurtardınız devleti?</p>
<p>Vatanını seven gençlerden mi?</p>
<p>Bayrağına sarılan çocuklardan mı?</p>
<p>Milletine sevdalı ülkücülerden mi?</p>
<p>Yoksa yıllardır Türkiye&#8217;nin üzerine çöken karanlıktan mı?</p>
<hr />
<p>Biz o günlerde gençtik.</p>
<p>Ama genç olmak suç değildi.</p>
<p>Ülkücü olmak suç değildi.</p>
<p>Vatanı sevmek suç değildi.</p>
<p>Bayrağı sevmek suç değildi.</p>
<p>Türk milletine gönül vermek suç değildi.</p>
<p>Fakat birileri bunların hepsini suçmuş gibi gösterdi.</p>
<p>Bizi susturmak istediler.</p>
<p>Bizi korkutmak istediler.</p>
<p>Bizi sindirmek istediler.</p>
<p>Ve belki de en çok şunu istediler:</p>
<p><strong>“Bir daha ülkücü olmasınlar.”</strong></p>
<p>Ama olmadı.</p>
<hr />
<p>Bugün aradan onlarca yıl geçti.</p>
<p>Saçlarımız ağardı.</p>
<p>Yüzümüzde yılların çizgileri oluştu.</p>
<p>Kimimiz yürümekte zorlanıyoruz.</p>
<p>Kimimizin dizleri ağrıyor.</p>
<p>Kimimizin hatıraları hâlâ geceleri uykusundan uyandırıyor.</p>
<p>Ama bir şey değişmedi.</p>
<p><strong>Gönlümüzdeki ülkü değişmedi.</strong></p>
<p>İşte bunun için söylüyorum:</p>
<p><strong>Ülkücünün eskisi olmaz!</strong></p>
<p>Ülkücü ülkücüdür.</p>
<p>Dün de ülkücüydü.</p>
<p>Bugün de ülkücüdür.</p>
<p>Yarın da ülkücüdür.</p>
<p>Ülkücülük bir gençlik hevesi değildir.</p>
<p>Bir makam değildir.</p>
<p>Bir koltuk değildir.</p>
<p>Bir rozet değildir.</p>
<p>Bir fotoğraf karesi hiç değildir.</p>
<p>Ülkücülük, <strong>bedel ödemeyi göze aldığın bir inançtır.</strong></p>
<hr />
<p>Bizi sevdamızdan pişman etmek istediler.</p>
<p><strong>“Bak başına bunlar geldi”</strong> dediler.</p>
<p><strong>“Vazgeç”</strong> dediler.</p>
<p><strong>“Sus”</strong> dediler.</p>
<p><strong>“Bir daha ülkücülük deme”</strong> dediler.</p>
<p>Biz ne yaptık?</p>
<p>Daha sıkı sarıldık.</p>
<p>Çünkü bazı sevdalar vardır&#8230;</p>
<p>Acıyla büyür.</p>
<p>Hasretle büyür.</p>
<p>Yoklukla büyür.</p>
<p>Zindanla büyür.</p>
<p>Ve bazen insanın kanayan yarasından bile bir inanç filizlenir.</p>
<p><strong>Bizim ülkücülüğümüz de böyle büyüdü.</strong></p>
<hr />
<p>Bugün 12 Eylül&#8217;ü anarken sadece kendimiz için konuşmuyoruz.</p>
<p>O gün toprağa düşenler için konuşuyoruz.</p>
<p>Darağacında genç yaşta hayata veda edenler için konuşuyoruz.</p>
<p>Cezaevlerinde işkence görenler için konuşuyoruz.</p>
<p>Evladının yolunu gözleyen analar için konuşuyoruz.</p>
<p>Kapısı her çalındığında <strong>“Oğlum mu geldi?”</strong> diye ayağa kalkan babalar için konuşuyoruz.</p>
<p>Ve adı hiçbir kitapta yazmayan&#8230;</p>
<p>Fotoğrafı hiçbir gazetede çıkmayan&#8230;</p>
<p>Acısını içine gömen binlerce insan için konuşuyoruz.</p>
<hr />
<p>12 Eylül&#8217;ün üzerinden yıllar geçti.</p>
<p>Ama bazı geceler hala uzundur.</p>
<p>Bazı hatıralar hala tazedir.</p>
<p>Bazı yaralar hala kanar.</p>
<p>Ve bazı isimler&#8230;</p>
<p>Hiç unutulmaz.</p>
<p>Çünkü tarih sadece kazananların yazdığı kitap değildir.</p>
<p>Tarih, <strong>acı çekenlerin hafızasıdır.</strong></p>
<hr />
<p>Bugün bize <strong>“eski ülkücü”</strong> diyenlere de bir çift sözüm var:</p>
<p><strong>Eski ülkücü diye bir şey yoktur.</strong></p>
<p>Ülkücülüğün emekliliği olmaz.</p>
<p>İnsan yaşlanır.</p>
<p>Ama ülkü yaşlanmaz.</p>
<p>Saç beyazlar.</p>
<p>Ama bayrak beyazlamaz.</p>
<p>Diz yorulur.</p>
<p>Ama gönül yorulmaz.</p>
<p>Ses kısılır.</p>
<p>Ama inanç susmaz.</p>
<p>Çünkü:</p>
<p><strong>Ülkücü ülkücüdür.</strong></p>
<p>Ve ülkücünün eskisi olmaz!</p>
<hr />
<p>12 Eylül&#8230;</p>
<p>Sen bizim ayaklarımızı kanattın.</p>
<p>Ama yolumuzu değiştiremedin.</p>
<p>Bedenimizi yaraladın.</p>
<p>Ama ruhumuzu teslim alamadın.</p>
<p>Başımıza damla damla su akıttın.</p>
<p>Ama içimizdeki ateşi söndüremedin.</p>
<p>Bizi zindana attın.</p>
<p>Ama ülkümüzü zindana sığdıramadın.</p>
<p>Bizi sevdamızdan vazgeçirmek istedin.</p>
<p>Ama biz o sevdaya daha sıkı sarıldık.</p>
<p>Çünkü biz şunu öğrendik:</p>
<p><strong>Bazı davalar rahat koltuklarda değil, kanayan dizlerin üzerinde anlaşılır.</strong></p>
<hr />
<p>Bugün 12 Eylül&#8230;</p>
<p>Ben hala o günleri hatırlıyorum.</p>
<p>Cam kırıklarını&#8230;</p>
<p>Kanayan ayaklarımı&#8230;</p>
<p>Kezzaplı suları&#8230;</p>
<p>Spor salonundaki o sessizliği&#8230;</p>
<p>Başımızdan damlayan suyu&#8230;</p>
<p>45 günü&#8230;</p>
<p>Ve bütün bunların ortasında yüreğimizde büyüyen o inancı&#8230;</p>
<p>Aradan yıllar geçti.</p>
<p>Ama o genç ülkücü ölmedi.</p>
<p>Çünkü o genç ülkücünün içinde bir sevda vardı.</p>
<p><strong>Vatan sevdası.</strong></p>
<p><strong>Millet sevdası.</strong></p>
<p><strong>Bayrak sevdası.</strong></p>
<p><strong>Ülkü sevdası.</strong></p>
<hr />
<p>12 Eylül bize diz çöktürmek istedi.</p>
<p>Diz çöktürmedi.</p>
<p>Bizi susturmak istedi.</p>
<p>Susturamadı.</p>
<p>Bizi ülkümüzden koparmak istedi.</p>
<p>Koparamadı.</p>
<p>Ve bugün, yıllar sonra, aynı cümleyi yeniden haykırıyorum:</p>
<p><strong>ÜLKÜCÜ ÜLKÜCÜDÜR!</strong></p>
<p><strong>ÜLKÜCÜNÜN ESKİSİ OLMAZ!</strong></p>
<p>Çünkü biz dün neyin peşindeysek bugün de onun peşindeyiz:</p>
<p><strong>Vatan.</strong></p>
<p><strong>Millet.</strong></p>
<p><strong>Bayrak.</strong></p>
<p><strong>Türk dünyası.</strong></p>
<p>Ve insanın yüreğine bir kere düşen o büyük sevda&#8230;</p>
<p><strong>Kolay kolay sönmez.</strong></p>
<p>12 Eylül geldi&#8230;</p>
<p>Yine geçti.</p>
<p>Ama biz hala buradayız.</p>
<p>Ve hala söylüyoruz:</p>
<p><strong>Bizi işkenceyle korkutamadınız.<br />
Zindanla susturamadınız.<br />
Acıyla ülkümüzden döndüremediniz.</strong></p>
<p>Çünkü bazı sevdalar vardır&#8230;</p>
<p><strong>İnsan ölür, sevda ölmez.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/12-eylul-kanayan-ayaklardan-sonmeyen-ulkuye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu yol, yol değil!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/bu-yol-yol-degil/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/bu-yol-yol-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 21:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87576</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Siyaset rakamları güzelleştirme sanatı değildir. Siyaset, insanın derdini duyma sanatıdır. Ekonomi yönetiyorsunuz. Enflasyon düşecek diyorsunuz. Faizleri yükseltiyorsunuz. Vergileri artırıyorsunuz. Harçları artırıyorsunuz. Bütçe disiplininden söz ediyorsunuz. Bütün bunların ekonomi yönetimi açısından gerekçeleri olabilir. Peki vatandaş? Vatandaş ne durumda? İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü ekonomi tabloların üzerinde değil, mutfakta yaşanıyor. Bir ülkenin ekonomisini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></span></h1>
<hr />
<p><strong>Siyaset rakamları güzelleştirme sanatı değildir.<br />
Siyaset, insanın derdini duyma sanatıdır.</strong></p>
<p>Ekonomi yönetiyorsunuz.</p>
<p>Enflasyon düşecek diyorsunuz.</p>
<p>Faizleri yükseltiyorsunuz.</p>
<p>Vergileri artırıyorsunuz.</p>
<p>Harçları artırıyorsunuz.</p>
<p>Bütçe disiplininden söz ediyorsunuz.</p>
<p>Bütün bunların ekonomi yönetimi açısından gerekçeleri olabilir.</p>
<p>Peki vatandaş?</p>
<p><strong>Vatandaş ne durumda?</strong></p>
<p>İşte asıl mesele burada başlıyor.</p>
<p>Çünkü ekonomi tabloların üzerinde değil, <strong>mutfakta yaşanıyor.</strong></p>
<p>Bir ülkenin ekonomisini yalnızca enflasyon oranıyla, faizle, bütçe açığıyla ya da büyüme rakamlarıyla okumak eksik okumaktır.</p>
<p>Çünkü her rakamın arkasında bir insan vardır.</p>
<p>Enflasyon oranının arkasında emekli vardır.</p>
<p>Faiz oranının arkasında esnaf vardır.</p>
<p>Vergi oranının arkasında vatandaş vardır.</p>
<p>Yakıt fiyatının arkasında nakliyeci vardır.</p>
<p>Üretim maliyetinin arkasında çiftçi ve sanayici vardır.</p>
<p>Ve bütün bu rakamların sonunda hayatını sürdürmeye çalışan bir insan vardır.</p>
<p><strong>EMEKLİ MAAŞINI ALDIĞI GÜN HESAP YAPIYOR</strong></p>
<p>Emekliye bakın…</p>
<p>Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkenin yükünü taşımış insan bugün ay sonunu getirmeye çalışıyor.</p>
<p>Kira mı?</p>
<p>Başlı başına mesele.</p>
<p>Pazar mı?</p>
<p>Ayrı bir mesele.</p>
<p>Market mi?</p>
<p>Ateş pahası.</p>
<p>Emekli maaşını aldığı gün hesap yapıyor:</p>
<p><strong>“Kiraya ne kadar?”</strong></p>
<p><strong>“Faturaya ne kadar?”</strong></p>
<p><strong>“Mutfağa ne kadar?”</strong></p>
<p><strong>“İlaç, ulaşım, diğer ihtiyaçlara ne kalacak?”</strong></p>
<p>Sonra ortaya acı bir gerçek çıkıyor:</p>
<p><strong>Maaş bitiyor, ay bitmiyor.</strong></p>
<p>Asgari ücretlinin durumu farklı mı?</p>
<p>Değil.</p>
<p>O da aynı hesabın içinde.</p>
<p>Ayın son haftasına gelince cüzdan susuyor.</p>
<p>Kart konuşuyor.</p>
<p>Borç konuşuyor.</p>
<p>Taksit konuşuyor.</p>
<p>Sonra çıkıp <strong>“ekonomik program başarıyla uygulanıyor”</strong> deniliyor.</p>
<p>İyi de…</p>
<p><strong>Bu başarı vatandaşın sofrasına ne zaman oturacak?</strong></p>
<p><strong>ESNAF CAN ÇEKİŞİYOR</strong></p>
<p>Sokağa çıkın.</p>
<p>Çarşıya gidin.</p>
<p>Dükkanlara bakın.</p>
<p>Esnafın tamamını aynı kefeye koymak elbette doğru değil.</p>
<p>Ama bir gerçek var:</p>
<p>Birçok esnaf gerçekten <strong>can çekişiyor.</strong></p>
<p>Kira yüksek.</p>
<p>Elektrik yüksek.</p>
<p>Personel maliyeti yüksek.</p>
<p>Vergi yüksek.</p>
<p>Finansman maliyeti yüksek.</p>
<p>Müşterinin alım gücü düşük.</p>
<p>Esnaf ne yapsın?</p>
<p>Mal alacak, para yok.</p>
<p>Kredi kullanacak, faiz yüksek.</p>
<p>Satacak, müşteri yok.</p>
<p>Kepenk açıyor ama siftah yapamıyor.</p>
<p>Üstelik dürüst esnafla fırsatçıyı da birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Çünkü ekonomik sıkıntı, bazıları için ayakta kalma mücadelesiyken bazıları için fırsata dönüşebiliyor.</p>
<p>Stokçuluk yapanlar…</p>
<p>Malı depoda tutup fiyatın yükselmesini bekleyenler…</p>
<p>Vatandaşın zorunlu ihtiyacını fırsata çevirenler…</p>
<p>İşte burada devletin denetim gücü devreye girmelidir.</p>
<p><strong>Serbest piyasa, başıboş piyasa değildir.</strong></p>
<p>Devletin görevi her fiyatı belirlemek değildir.</p>
<p>Ama görevi, kuralları koymak ve o kuralların herkes için geçerli olmasını sağlamaktır.</p>
<p>Çünkü denetim yoksa güçlü olan kazanır.</p>
<p>Fırsatçı kazanır.</p>
<p>Stokçu kazanır.</p>
<p>Ama kaybeden kim olur?</p>
<p><strong>Vatandaş.</strong></p>
<p><strong>NAKLİYECİ YOLDA, ÜRETİCİ TENCEREDE EZİLİYOR</strong></p>
<p>Bir de nakliyeciye bakın.</p>
<p>Mazot pahalı.</p>
<p>Araç pahalı.</p>
<p>Yedek parça pahalı.</p>
<p>Bakım pahalı.</p>
<p>Sigorta pahalı.</p>
<p>Köprü, otoyol, lastik, vergi…</p>
<p>Hepsi ayrı maliyet.</p>
<p>Nakliyeci malı taşıyor.</p>
<p>Ama kazancının önemli bölümü yolda eriyor.</p>
<p>Sonra bu maliyet zincirin tamamına yansıyor.</p>
<p>Nakliye pahalanıyor.</p>
<p>Üreticinin maliyeti artıyor.</p>
<p>Toptancının maliyeti artıyor.</p>
<p>Esnafın maliyeti artıyor.</p>
<p>Sonunda vatandaş markete gidiyor ve aynı ürünün fiyatına şaşırıyor.</p>
<p>İşte ekonominin birbirinden kopuk rakamların toplamı olmadığını burada görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Ekonomi, birbirine bağlı hayatların toplamıdır.</strong></p>
<p><strong>RAKAMLAR İYİLEŞİRKEN HAYAT KÖTÜLEŞİYORSA…</strong></p>
<p>Kimse yanlış anlamasın.</p>
<p>Enflasyonla mücadele edilmesin demiyoruz.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadele şart.</strong></p>
<p>Bütçe disiplini şart.</p>
<p>Savurganlığın önüne geçmek şart.</p>
<p>Kamu kaynaklarının doğru kullanılması şart.</p>
<p>Fakat bütün bunları yaparken vatandaşın dayanma kapasitesini de hesaba katmak şart.</p>
<p>Çünkü ekonomik programların bir de sosyal faturası vardır.</p>
<p>O faturayı kim ödeyecek?</p>
<p>Emekli mi?</p>
<p>Asgari ücretli mi?</p>
<p>Esnaf mı?</p>
<p>Çiftçi mi?</p>
<p>Nakliyeci mi?</p>
<p>Sanayici mi?</p>
<p>Yoksa hep birlikte mi?</p>
<p>Asıl tartışılması gereken soru budur:</p>
<p><strong>Ekonomik mücadelenin maliyeti nasıl dağıtılıyor?</strong></p>
<p>Çünkü fedakârlık kaçınılmaz olabilir.</p>
<p>Ama <strong>fedakârlığın adil paylaşılması zorunludur.</strong></p>
<p>Vatandaş kemer sıkarken, rant ekonomisinin de aynı ölçüde denetlenmesi gerekir.</p>
<p>Ücretlinin gelirini kuruşuna kadar hesaplayan sistem, kaynağı belirsiz milyonların da hesabını sormalıdır.</p>
<p>Bu bir sınıf meselesi değildir.</p>
<p>Bu, hukuk devletinin temel prensibidir:</p>
<p><strong>Gelirin kaynağına bakmak.</strong></p>
<p><strong>VATANDAŞ KEMER SIKARKEN RANT NEREDE?</strong></p>
<p>Tam burada ekonominin başka bir yüzü karşımıza çıkıyor:</p>
<p>Rant.</p>
<p>Fırsatçılık.</p>
<p>Stokçuluk.</p>
<p>Kayıt dışı ekonomi.</p>
<p>Haksız kazanç.</p>
<p>Sahtecilik.</p>
<p>Kalpazanlık.</p>
<p>Yasa dışı bahis.</p>
<p>Şüpheli para hareketleri…</p>
<p>Haksız yollarla elde edilen servetin yurt dışına aktarılması…</p>
<p>Bunların hiçbiri yalnızca adli veya güvenlik meselesi değildir.</p>
<p>Bunlar aynı zamanda <strong>ekonomik adalet meselesidir.</strong></p>
<p>Çünkü devlet bir tarafta işçinin maaşını, esnafın cirosunu, şirketin bilançosunu denetlerken diğer tarafta kayıt dışı zenginleşmenin yollarını kapatamıyorsa, burada yalnızca vergi problemi değil, <strong>adalet problemi</strong> ortaya çıkar.</p>
<p>Devletin gücü yalnızca vergi toplama kabiliyetiyle ölçülmez.</p>
<p>Asıl güç, <strong>kuralları herkese eşit uygulayabilmektir.</strong></p>
<p>Vatandaşa karşı güçlü, haksız kazanca karşı sessiz bir devlet anlayışı adalet üretemez.</p>
<p><strong>YASA DIŞI BAHİS SADECE BİR ASAYİŞ SORUNU DEĞİL</strong></p>
<p>Yasa dışı bahis meselesine yalnızca “bahis oynayanlar” üzerinden bakmak da eksik olur.</p>
<p>Asıl mesele bunun arkasındaki ekonomik organizasyondur.</p>
<p>Para trafiğidir.</p>
<p>Kayıt dışılıktır.</p>
<p>Suç gelirlerinin dolaşımıdır.</p>
<p>Gençlerin ve toplumun zayıf noktalarının ekonomik sömürüye dönüştürülmesidir.</p>
<p>Milyonlarca liranın sistem dışında dolaşması yalnızca vergi kaybı değildir.</p>
<p><strong>Devlet otoritesinin sorgulanmasına da yol açar.</strong></p>
<p>Aynı şekilde sermayenin yurt dışına çıkması ile haksız kazancın yurt dışına kaçırılması da birbirine karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yatırım yapan, üreten, ihracat gerçekleştiren girişimcilere ihtiyacı vardır.</p>
<p>Meşru sermayeden korkulmamalıdır.</p>
<p>Ama kayıt dışı kazanç, vergi kaçırma, sahtecilik, kara para ve kaynağı açıklanamayan para hareketleri söz konusu olduğunda devletin sorumluluğu başlar.</p>
<p><strong>Ne meşru sermayeyi ürkütmek…<br />
Ne de gayrimeşru servete alan açmak.</strong></p>
<p>Hukuk devletinin yapması gereken tam olarak budur.</p>
<p><strong>SAYIN MEHMET ŞİMŞEK&#8217;E SORUYORUM</strong></p>
<p>Sayın Mehmet Şimşek…</p>
<p>Enflasyonla mücadele edeceğiz.</p>
<p><strong>Peki nasıl?</strong></p>
<p>Vatandaşın alım gücünü eriterek mi?</p>
<p>Yüksek faizle esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve yatırımcının finansmana ulaşmasını zorlaştırarak mı?</p>
<p>Vergi ve harçları artırarak mı?</p>
<p>Bütçenin yükünü dar gelirlinin sırtına daha fazla bindirerek mi?</p>
<p>Emeklinin maaşı kiraya ve mutfağa yetmezken hangi refahtan söz edeceğiz?</p>
<p>Asgari ücretli ayın sonunu getiremezken hangi satın alma gücünden bahsedeceğiz?</p>
<p>Esnaf siftahsız kepenk kapatırken hangi canlı ekonomiyi anlatacağız?</p>
<p>Nakliyeci mazot hesabı yaparken, çiftçi girdi maliyetleri altında ezilirken, sanayici finansman ararken yalnızca makro göstergelere bakmak yeterli midir?</p>
<p>Ve daha önemlisi…</p>
<p><strong>Vatandaş kemer sıkarken rant ekonomisi ne kadar denetleniyor?</strong></p>
<p><strong>Kayıt dışı servetin kaynağı ne kadar sorgulanıyor?</strong></p>
<p><strong>Fırsatçılıkla ne kadar etkin mücadele ediliyor?</strong></p>
<p><strong>Yasa dışı bahis ağlarının para trafiğine ne kadar nüfuz ediliyor?</strong></p>
<p><strong>Haksız kazancın yurt dışına çıkarılmasının önüne ne kadar geçiliyor?</strong></p>
<p>Bu soruların sorulması ekonomi yönetimine karşı olmak değildir.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p><strong>Ekonomik programın toplumsal meşruiyetini güçlendirecek soruları sormaktır.</strong></p>
<p><strong>MİLLETİN SABRINI SINIRSIZ KAYNAK SANMAYIN</strong></p>
<p>Buraya özellikle dikkat.</p>
<p>Millet sabırlıdır.</p>
<p>Bu ülke krizler gördü.</p>
<p>Enflasyon gördü.</p>
<p>Yokluk gördü.</p>
<p>İşsizlik gördü.</p>
<p>Ekonomik daralma gördü.</p>
<p>Vatandaş çoğu zaman devletiyle birlikte ayakta kalmaya çalıştı.</p>
<p>Ama milletin sabrını da ekonomik programın <strong>sınırsız finansman kaynağı</strong> zannetmeyin.</p>
<p>Bugün insanların sorduğu soru aslında çok basit:</p>
<p><strong>“Çalışıyorum, neden geçinemiyorum?”</strong></p>
<p>Emekli:</p>
<p><strong>“Ben neden geçinemiyorum?”</strong></p>
<p>Esnaf:</p>
<p><strong>“Ben neden para kazanamıyorum?”</strong></p>
<p>Nakliyeci:</p>
<p><strong>“Ben neden taşıdığım yükten yeterince kazanamıyorum?”</strong></p>
<p>Çiftçi:</p>
<p><strong>“Ben neden ürettiğim ürünün karşılığını alamıyorum?”</strong></p>
<p>Sanayici:</p>
<p><strong>“Ben neden yatırım yaparken bu kadar zorlanıyorum?”</strong></p>
<p>Genç:</p>
<p><strong>“Ben neden geleceğimi göremiyorum?”</strong></p>
<p>Bunların hepsi ekonomi yönetiminin önünde duran gerçek sorulardır.</p>
<p><strong>MESELE TAM DA BURADA DÜĞÜMLENİYOR</strong></p>
<p>Siyaset halka rağmen yapılmaz.</p>
<p>Ekonomi de insanı görmezden gelerek yönetilmez.</p>
<p>Rakamlar elbette önemlidir.</p>
<p>Ama rakamların arkasında <strong>insanlar</strong> vardır.</p>
<p>Enflasyon oranının arkasında emekli vardır.</p>
<p>Faiz oranının arkasında esnaf vardır.</p>
<p>Vergi oranının arkasında vatandaş vardır.</p>
<p>Yakıt fiyatının arkasında nakliyeci vardır.</p>
<p>Üretim maliyetinin arkasında çiftçi ve sanayici vardır.</p>
<p>Bütün bu insanların hayatı düzelmiyorsa, sadece tabloların düzelmesi yetmez.</p>
<p>Çünkü vatandaş TÜİK tablosuyla değil, <strong>pazar filesiyle hayatını ölçüyor.</strong></p>
<p>Vatandaş ekonomik programın başarısını yalnızca grafiklerde değil, markette görmek istiyor.</p>
<p>Kirasını ödeyebildiğinde görmek istiyor.</p>
<p>Çocuğunun okul masrafını karşıladığında görmek istiyor.</p>
<p>Esnaf kepengi açtığında değil, akşam siftahıyla eve dönebildiğinde görmek istiyor.</p>
<p>Emekli maaşını aldığında ayın sonunu da görebildiğinde görmek istiyor.</p>
<p>İşte ekonomik başarının gerçek ölçüsü budur.</p>
<p><strong>EKONOMİ İNSANDIR</strong></p>
<p>Ekonomi sadece faiz değildir.</p>
<p>Ekonomi sadece enflasyon değildir.</p>
<p>Ekonomi sadece bütçe açığı değildir.</p>
<p>Ekonomi sadece grafik değildir.</p>
<p><strong>Ekonomi insandır.</strong></p>
<p>Ekonomi mutfaktır.</p>
<p>Ekonomi pazardır.</p>
<p>Ekonomi kiradır.</p>
<p>Ekonomi ekmektir.</p>
<p>Ekonomi üretimdir.</p>
<p>Ekonomi istihdamdır.</p>
<p>Ekonomi çocuğunun okul masrafını düşünen babadır.</p>
<p>Ekonomi ay sonunu nasıl getireceğini düşünen annedir.</p>
<p>Ekonomi dükkanının kirasını ödemeye çalışan esnaftır.</p>
<p>Ekonomi direksiyon başında günlerce çalışan nakliyecidir.</p>
<p>Bu nedenle ekonomik istikrar gereklidir.</p>
<p>Fiyat istikrarı gereklidir.</p>
<p>Bütçe disiplini gereklidir.</p>
<p>Ama bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir.</p>
<p>Bir ekonominin gerçek başarısı yalnızca enflasyonu düşürmesiyle değil;</p>
<p><strong>üreteni korumasıyla,</strong></p>
<p><strong>çalışanı yaşatmasıyla,</strong></p>
<p><strong>esnafa nefes aldırmasıyla,</strong></p>
<p><strong>yatırımcıya güven vermesiyle,</strong></p>
<p><strong>haksız kazanca alan bırakmamasıyla</strong></p>
<p>ve en önemlisi, <strong>adalet duygusunu güçlendirmesiyle ölçülür.</strong></p>
<p>Çünkü vatandaşın devlete olan güveni de ekonomik bir değerdir.</p>
<p>Hukukun üstünlüğü de ekonomik bir değerdir.</p>
<p>Öngörülebilirlik de ekonomik bir değerdir.</p>
<p><strong>Adalet de ekonomik bir değerdir.</strong></p>
<p>Bugün mesele yalnızca enflasyonu düşürmek değildir.</p>
<p>Mesele, <strong>enflasyonu düşürürken toplumun adalet duygusunu da koruyabilmektir.</strong></p>
<p>Vatandaştan fedakârlık istenebilir.</p>
<p>Ama aynı anda rantın, fırsatçılığın, kayıt dışı servetin ve haksız kazancın üzerine gidilmiyorsa toplumun aklına ister istemez şu soru gelir:</p>
<p><strong>“Fedakârlık neden hep aynı insanların payına düşüyor?”</strong></p>
<p>Bu soru küçümsenecek bir soru değildir.</p>
<p>Çünkü ekonominin nihai ölçüsü bazen enflasyon oranı değil, <strong>insanın sisteme duyduğu güvendir.</strong></p>
<p>Devlet herkese aynı mesafede durabiliyorsa güçlüdür.</p>
<p>Herkesten aynı kurala uymasını bekleyebiliyorsa adildir.</p>
<p>Haksız kazancın kaynağına bakabiliyorsa ciddidir.</p>
<p>Vatandaşından fedakârlık isterken, ayrıcalıklı alanlara da aynı fedakârlığı hatırlatabiliyorsa meşrudur.</p>
<p>Aksi halde rakamlar ne kadar güzel görünürse görünsün, sokaktaki soru değişmez:</p>
<p><strong>“Bu ekonomi kimin için düzeliyor?”</strong></p>
<p>Benim itirazım tam da buna…</p>
<p>Ekonomiyi düzeltin.</p>
<p>Ama yalnızca tabloları değil.</p>
<p><strong>Adalet duygusunu da düzeltin.</strong></p>
<p>Çünkü vatandaşın cebini küçültüp haksız kazancı büyüten…</p>
<p>Dürüst çalışanı sıkıştırıp rantçıyı görmeyen…</p>
<p>Vergi verenin hesabını sorup kayıt dışı servetin kaynağını sormayan…</p>
<p>Yasa dışı bahis ağlarına, fırsatçılığa ve ekonomik suçlara karşı yeterince güçlü durmayan bir anlayışın adı ekonomik reform olabilir.</p>
<p>Ama <strong>adaletli ekonomi</strong> olamaz.</p>
<p>Ve bu nedenle bugün bir kez daha söylüyorum:</p>
<p><strong>BU YOL, YOL DEĞİL!</strong></p>
<p>Yarın kimse, <strong>“Bizi uyarmadılar.” </strong>demesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/bu-yol-yol-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>At Diye Sırtına Aldığın Eşek, Gün Gelir Seni TEPER!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/at-diye-sirtina-aldigin-esek-gun-gelir-seni-teper/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/at-diye-sirtina-aldigin-esek-gun-gelir-seni-teper/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 06:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87538</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı “At yerine koyup översen eşeği, her fırsatta teper seni. Delinin eline verirsen değneği, kafası attıkça döver seni. Yeri gelince koy lafı gediğine; ne tilkiye bey ne de ite paşa de…” Bazı sözler vardır… Bir kere söylersiniz, yıllarca yerini bulur. Bazı gerçekler de vardır; söylemezsiniz, içinizde büyür. Sonra bir gün bakarsınız ki sustuğunuz &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="color: #ff0000;"><em>Aziz Dağtekin Yazdı</em></span></strong></h3>
<blockquote>
<hr />
<p><strong>“At yerine koyup översen eşeği, her fırsatta teper seni.<br />
Delinin eline verirsen değneği, kafası attıkça döver seni.<br />
Yeri gelince koy lafı gediğine; ne tilkiye bey ne de ite paşa de…”</strong></p></blockquote>
<p>Bazı sözler vardır…</p>
<p>Bir kere söylersiniz, yıllarca yerini bulur.</p>
<p>Bazı gerçekler de vardır; söylemezsiniz, içinizde büyür.</p>
<p>Sonra bir gün bakarsınız ki sustuğunuz her şey, karşınıza koca bir duvar olarak çıkmış.</p>
<p>İşte bugün biraz o duvara bakma zamanı.</p>
<p>Çünkü <strong>dava adamlığı başka şeydir, dava üzerinden kendine makam devşirmek başka…</strong></p>
<p>Ülkücülük başka şeydir, ülkücülüğü kendi tapulu malı zannetmek başka…</p>
<p>Milliyetçilik başka şeydir, milliyetçilik adına <strong>beylik taslamak</strong> bambaşka…</p>
<p>Biz yıllarca bazı insanlara <strong>“ülkü eri”</strong> dedik.</p>
<p><strong>“Dava adamı”</strong> dedik.</p>
<p><strong>“Bizdendir”</strong> dedik.</p>
<p>Hatalarını görmedik.</p>
<p>Eksiklerini görmezden geldik.</p>
<p>Hatta bazen öyle şeylere sustuk ki, bugün dönüp kendimize sormamız gerekiyor:</p>
<p><strong>Biz sustukça doğru mu yaptık, yoksa yanlışların büyümesine mi yardım ettik?</strong></p>
<p>Çünkü bazıları vardır…</p>
<p>Düne kadar başka bir kılıktadır.</p>
<p>Bugün başka bir kılığa girer.</p>
<p>Yarın başka bir makamın kapısında görünür.</p>
<p>Rüzgar nereden eserse yönünü oraya çevirir.</p>
<p>Ama her defasında aynı cümleyi kurar, <strong>“Ben davanın adamıyım.”</strong></p>
<p>İyi de kardeşim…</p>
<p>Dava senin malın mı?</p>
<p>Ülkücülük senin tapulu arazin mi?</p>
<p>Milliyetçilik sana mı miras kaldı?</p>
<p>Kimse kusura bakmasın.</p>
<p><strong>Bu dava, üç beş kişinin kişisel ikbal merdiveni değildir.</strong></p>
<p>Bu hareketin bedelini ödeyenlerin, gecesini gündüzüne katanların, hiçbir makam beklemeden yanında duranların da hakkı vardır.</p>
<p>Hatta belki en çok onların hakkı vardır.</p>
<p>Asıl düşündürücü olan da burada başlıyor.</p>
<p><strong>Davanın gerçek erleri dışarıda tutulurken, başıbozukların baş tacı edilmesi…</strong></p>
<p>Sözüne sadık olanın unutulması…</p>
<p>Her döneme ayak uyduranın iltifat görmesi…</p>
<p>Yıllarca yük taşıyanın kenarda bırakılması…</p>
<p>Ama yükün ne olduğunu bilmeyenin sırtına madalya takılması…</p>
<p>İnsan ister istemez soruyor, <strong>Biz neyi ödüllendiriyoruz?</strong></p>
<p>Sadakati mi?</p>
<p>Samimiyeti mi?</p>
<p>Yoksa yüksek sesle konuşmayı ve doğru zamanda doğru kişinin yanında görünmeyi mi?</p>
<p>Burada bir yanlış anlaşılma olmasın.</p>
<p>Kimsenin geçmişini, kişiliğini, özel hayatını didiklemek derdinde değiliz.</p>
<p>Bizim derdimiz başka.</p>
<p><strong>Davanın itibarı.</strong></p>
<p>Çünkü bir hareketi en çok dışarıdan gelenler değil, içeride yanlış yerde duranlar yorar.</p>
<p>Bir teşkilatı en çok muhalifleri değil, <strong>yanlış kişilere verilen sınırsız tolerans</strong> yıpratır.</p>
<p>Ve en tehlikelisi şudur:</p>
<p>Birileri kendisini vazgeçilmez zannetmeye başladığında…</p>
<p>Etrafındakiler de ona sürekli <strong>“evet”</strong> demeye başladığında…</p>
<p>Ortaya dava adamı değil, <strong>küçük bir saltanat</strong> çıkar.</p>
<p>Oysa ülkücülükte saltanat yoktur.</p>
<p><strong>Sorumluluk vardır.</strong></p>
<p>Sadakat vardır.</p>
<p>Fedakarlık vardır.</p>
<p>Tevazu vardır.</p>
<p>Duruş vardır.</p>
<p>Ve gerektiğinde kendi nefsine bile <strong>“dur”</strong> diyebilmek vardır.</p>
<p>Bir insanın makamı büyüdükçe egosu büyüyorsa, orada bir problem var demektir.</p>
<p>Çevresindeki insanların sayısı arttıkça eski dostlarını küçümsüyorsa, orada daha büyük bir problem vardır.</p>
<p>Kendisini eleştiren herkesi <strong>“düşman”</strong> ilan ediyorsa, artık mesele şahsını aşmıştır.</p>
<p>Çünkü <strong>eleştiriye tahammül edemeyen kişi, davayı değil kendisini merkeze koymuştur.</strong></p>
<p>Bunu söylemek zorundayız.</p>
<p>Hem de açık açık.</p>
<p>Çünkü bazen en büyük iyilik, alkışlamak değil; <strong>uyarmaktır.</strong></p>
<p>Bazen en büyük sadakat, susmak değil; <strong>doğruyu söylemektir.</strong></p>
<p>Ve bazen davaya yapılacak en büyük hizmet, yanlış kişiye verilen iltifatı geri çekmektir.</p>
<p>Şimdi o meşhur sözün sonuna yeniden dönelim:</p>
<p><strong>“Yeri gelince koy lafı gediğine; ne tilkiye bey ne de ite paşa de…”</strong></p>
<p>Ne güzel söylemiş büyükler.</p>
<p>Çünkü herkese hak ettiği değeri vermek kibir değil, <strong>adalettir.</strong></p>
<p>Eşeği at yerine koyarsanız…</p>
<p>Bir gün sırtınıza binmeye kalkar.</p>
<p>Elinizdeki değneği ehil olmayanın eline verirseniz…</p>
<p>Günün birinde o değnek size döner.</p>
<p>Ve yıllarca sustuğunuz insan, bir gün karşınıza dikildiğinde <strong>“Bunu nasıl görmedik?”</strong> diye sorarsınız.</p>
<p>İşte o gün çok geç olabilir.</p>
<p><strong>Dava adamı olmak, davanın sahibi olmak değildir.</strong></p>
<p>Hiç kimse ülkücülüğün tapusunu cebinde taşımaz.</p>
<p>Hiç kimse milliyetçiliğin mührünü kendi adına tescil ettiremez.</p>
<p>Bu dava, şahısların değil; <strong>ülkesine, milletine ve ülküsüne gönül verenlerin davasıdır.</strong></p>
<p>O yüzden kimse kendisini vazgeçilmez sanmasın.</p>
<p>Çünkü vazgeçilmez olan şahıslar değil, <strong>davadır.</strong></p>
<p>Ve unutulmasın:</p>
<p><strong>Gerçek dava adamı, kendisini öne çıkaran değil; davayı kendisinin önüne koyandır.</strong></p>
<p>Gerisi mi?</p>
<p>Gerisi biraz makam…</p>
<p>Biraz gösteriş…</p>
<p>Biraz alkış…</p>
<p>Biraz da <strong>“Ben olmazsam bu iş yürümez”</strong> hastalığıdır.</p>
<p>O hastalığın ilacı ise çok basittir:</p>
<p><strong>Zaman.</strong></p>
<p>Zaman herkese kim olduğunu gösterir.</p>
<p>Kimin gerçekten yürüdüğünü…</p>
<p>Kimin sadece yürüyormuş gibi yaptığını…</p>
<p>Kimin davayı taşıdığını…</p>
<p>Kimin davanın omzuna basarak yükselmeye çalıştığını…</p>
<p>Ve gün gelir, herkes kendi yerini bulur.</p>
<p>Çünkü hayatın değişmez bir kuralı vardır:</p>
<p><strong>Atı eşekten, dava adamını da fırsat adamından ayırmak için bazen sadece biraz zaman gerekir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/at-diye-sirtina-aldigin-esek-gun-gelir-seni-teper/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adana’da Dün Bir Şey Değişti, Hakan Yıldırım Sahneye Çıktı!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/adanada-dun-bir-sey-degisti-hakan-yildirim-sahneye-cikti/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/adanada-dun-bir-sey-degisti-hakan-yildirim-sahneye-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 07:48:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87505</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti Siyasette bazen bir konuşma yapılır, alkışlanır ve unutulur. Bazen de bir konuşma vardır… Salonun havasını değiştirir. Dün Adana’da tam olarak böyle bir tablo vardı. MHP Adana 15. Olağan İl Kongresi’nde kürsüye çıkan İl Başkanı Hakan Yıldırım, belki de göreve geldiği günden bu yana kendisi hakkında söylenenlerin tamamına, tek bir kürsü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;">Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti</span></h3>
<hr />
<p>Siyasette bazen bir konuşma yapılır, alkışlanır ve unutulur.</p>
<p>Bazen de bir konuşma vardır…</p>
<p>Salonun havasını değiştirir.</p>
<p>Dün Adana’da tam olarak böyle bir tablo vardı.</p>
<p>MHP Adana 15. Olağan İl Kongresi’nde kürsüye çıkan İl Başkanı <strong>Hakan Yıldırım</strong>, belki de göreve geldiği günden bu yana kendisi hakkında söylenenlerin tamamına, tek bir kürsü konuşmasıyla cevap verdi.</p>
<p>Hem de öyle uzun uzun savunma yaparak değil…</p>
<p>Başkalarını hedef göstererek hiç değil…</p>
<p>Kendisini anlatarak.</p>
<p>Ve en önemlisi, <strong>siyasette kim olduğunu göstererek.</strong></p>
<p><strong>DÜN KÜRSÜDE SADECE BİR İL BAŞKANI YOKTU </strong></p>
<p>Kongrede elbette önemli isimler vardı.</p>
<p>Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsmail Özdemir</strong> konuştu.</p>
<p>Milletvekili <strong>Ayşe Sibel Ersoy</strong> konuştu.</p>
<p>Sarıçam Belediye Başkanı <strong>Bilal Uludağ</strong> konuştu.</p>
<p>MYK Üyesi <strong>Mustafa İzgioğlu</strong> konuştu.</p>
<p><strong>Yılmaz Tankut</strong> vardı.</p>
<p>Fakat salonun hafızasında en çok kalan konuşmalardan biri <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ınki oldu.</p>
<p>İşte siyasetin ilginç tarafı da burada başlıyor.</p>
<p>Çünkü bazen makam konuşmaz.</p>
<p><strong>İnsan konuşur.</strong></p>
<p>Dün Hakan Yıldırım’ın yaptığı tam olarak buydu.</p>
<p>Sessizliğiyle, kibarlığıyla, ölçülü tavrıyla ve bugüne kadar fazla öne çıkmayan karakteriyle tanınan bir isimdi.</p>
<p>Hatta göreve geldiği ilk günlerde onun hakkında türlü yorumlar yapıldı.</p>
<p><strong>“Yapamaz…”</strong></p>
<p><strong>“Bu görevin ağırlığını taşıyamaz…”</strong></p>
<p><strong>“Liyakat tartışması var…”</strong></p>
<p><strong>“Filancanın yönlendirmesiyle geldi…”</strong></p>
<p><strong>“Şunun desteğiyle göreve getirildi…”</strong></p>
<p>Siyasetin değişmez dedikoduları bunlar.</p>
<p>Fakat <strong>Hakan Yıldırım</strong> dün kürsüye çıktı ve bütün bu tartışmalara verilebilecek en güzel cevabı verdi: <strong>Konuştu.</strong></p>
<p><strong>ASIL MESELE ŞU HAKAN YILDIRIM&#8217;IN İÇİNDE NE VARMIŞ?</strong></p>
<p>Dün salonda bunu gördük.</p>
<p>İnsanın sessiz olması, güçsüz olduğu anlamına gelmiyormuş.</p>
<p>Kibar olması, mücadele etmeyeceği anlamına gelmiyormuş.</p>
<p>İçe dönük görünmesi, kürsüye çıktığında salonu konuşmasıyla dolduramayacağı anlamına gelmiyormuş.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p>Hakan Yıldırım’ın dün ortaya koyduğu tablo, <strong>sessizliğin arkasında ciddi bir siyasi birikim ve güçlü bir karakter bulunduğunu</strong> gösterdi.</p>
<p>Belki de bugüne kadar en büyük hatası, kendisini yeterince anlatmamaktı.</p>
<p>Dün anlattı.</p>
<p>Hem de fazlasıyla.</p>
<p><strong>“ÇAKMA ÜLKÜCÜLERE VE RANT HESAPLARINA GEÇİT YOK&#8221; MESAJI </strong></p>
<p>Konuşmasının en dikkat çekici taraflarından biri de buydu.</p>
<p><strong>Yıldırım</strong>, ülkücü hareketin değerlerini makam, menfaat ve kişisel hesapların önüne koyan bir çizgi ortaya koydu.</p>
<p><strong>“Çakma ülkücülük”</strong> tartışmalarına ve rant beklentilerine kapıyı kapatan mesajı, salonda karşılık buldu.</p>
<p>Çünkü ülkücü camianın en hassas noktalarından biri tam da burasıdır:</p>
<p><strong>Dava mı, makam mı?</strong></p>
<p><strong>Ülkü mü, menfaat mi?</strong></p>
<p><strong>Teşkilat mı, kişisel hesap mı?</strong></p>
<p><strong>Hakan Yıldırım</strong> dün verdiği mesajlarla tercihini açıkça ortaya koydu.</p>
<p>Şimdi mesele çok basit:</p>
<p><strong>Söylediklerini bundan sonra ne kadar hayata geçirecek?</strong></p>
<p>Çünkü kürsüde söylenen söz, icraatla buluştuğu gün siyasi ağırlığa dönüşür.</p>
<p><strong>VE ASIL BOMBA BURADA…</strong></p>
<p>Dün <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın konuşmasını izlerken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:</p>
<p><strong>Acaba Adana MHP’de yeni bir dönem mi başlıyor?</strong></p>
<p>Çünkü <strong>Yıldırım</strong>’ın bugüne kadar kamuoyuna yansıyan görüntüsü ile dün kürsüde ortaya koyduğu profil arasında ciddi bir fark vardı.</p>
<p>Ve bu fark bana şunu düşündürdü:</p>
<p><strong>Belki de Hakan Yıldırım bugüne kadar kapasitesinin sadece küçük bir bölümünü gösterdi.</strong></p>
<p>Dahası…</p>
<p>Adana’da yıllardır siyasetin içerisinde olan bazı isimlerin gölgesinde kaldığı düşünülen <strong>Yıldırım</strong>, dün ilk kez kendi gölgesini oluşturdu.</p>
<p>Bu önemli.</p>
<p>Çünkü siyasette bir makamı size başkaları kazandırabilir.</p>
<p>Ama o makamın ağırlığını <strong>sizin taşımanız gerekir.</strong></p>
<p>Dünkü konuşması, <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın artık <strong>“birilerinin getirdiği il başkanı”</strong> şeklindeki kulis yorumlarını kendi açısından ciddi biçimde boşa çıkardığını düşündürüyor.</p>
<p>Çünkü kürsüye çıktığında yanında ne <strong>İzgioğlu</strong> vardı, ne <strong>Tankut,</strong> ne de <strong>Uludağ.</strong></p>
<p><strong>Kürsüde tek başınaydı.</strong></p>
<p>Ve konuşmanın sonunda salonun aklında kalan isim <strong>Hakan Yıldırım</strong> oldu.</p>
<p><strong>ŞİMDİ ADANA SİYASETİNİN DENGELERİ DEĞİŞİR Mİ?</strong></p>
<p>İşte burası daha da ilginç.</p>
<p>Çünkü <strong>Hakan Yıldırım</strong> dün yalnızca teşkilata seslenmedi.</p>
<p>Aslında kendisinin bundan sonraki siyasi yolculuğunu da tanıttı.</p>
<p>Eğer dün söylediklerini uygulamaya koyar…</p>
<p>Teşkilatta adaleti korur…</p>
<p>Liyakat konusunda taviz vermez…</p>
<p>Kişisel hesaplara mesafe koyar…</p>
<p>Rant ve makam ilişkilerinden uzak durur…</p>
<p>Ve en önemlisi, kimden geldiğine değil <strong>nereye gittiğine</strong> bakarsa…</p>
<p>Adana’da bambaşka bir <strong>Hakan Yıldırım</strong> konuşulmaya başlanabilir.</p>
<p>O zaman bugün <strong>“kim destekledi?”</strong> diye soranlar, yarın başka bir soru sormak zorunda kalabilir:</p>
<p><strong>“Hakan Yıldırım kimi destekliyor?”</strong></p>
<p>İşte siyasi ağırlık tam da burada başlar.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []"><strong>EMMİ’NİN GÖLGESİNDEN ÇIKIP KENDİ HİKAYESİNİ YAZABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Bir başka dikkat çekici mesele de burada.</p>
<p><strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın babası, Adana ve ülkücü camiada <strong><em>“Emmi”</em></strong> namıyla bilinen <strong>Recai Yıldırım</strong>.</p>
<p>Dolayısıyla <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın üzerinde ister istemez bir soyadı ağırlığı var.</p>
<p>Ama siyaset soyadıyla başlar, <strong>kendi karakterinle devam eder.</strong></p>
<p>Ben dün şunu gördüm:</p>
<p><strong>Hakan Yıldırım</strong> artık sadece <strong>Recai Yıldırım</strong>’ın oğlu olarak anılmak istemeyen bir siyasi profil ortaya koyuyor.</p>
<p>Hatta doğru adımları atarsa…</p>
<p>Bir gün insanlar <strong>Recai Yıldırım</strong>’ın oğlunu değil, <strong>“Hakan Yıldırım’ı”</strong> konuşabilir.</p>
<p>Ve açık söyleyeyim:</p>
<p>Önümüzdeki süreçte <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın milletvekilliği gibi daha büyük bir siyasi hedefin içinde görülmesi bana artık hiç şaşırtıcı gelmez.</p>
<p>Çünkü dün ilk kez, <strong>parlamentoya yakışabilecek bir siyasi kapasitenin işaretlerini</strong> dışarıya verdi.</p>
<p>Elbette bunun için daha çok yol var.</p>
<p>Daha çok çalışması, teşkilatla bütünleşmesi ve söylemlerini icraatla desteklemesi gerekiyor.</p>
<p>Ama siyaset biraz da böyle başlar.</p>
<p>Önce insan kendisini gösterir.</p>
<p>Sonra toplum karar verir.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []"><strong>İZGİOĞLU, TANKUT, ULUDAĞ…</strong></p>
<p>Şimdi gelelim asıl merak edilen noktaya.</p>
<p>Dün <strong>Hakan Yıldırım</strong>’ın performansı, Adana MHP’de bazı dengeleri ister istemez yeniden tartışmaya açacaktır.</p>
<p>Çünkü bugüne kadar kulislerde <strong>Yıldırım</strong>’ın göreve gelişinde farklı isimlerin etkisinden söz edildi.</p>
<p>Kimileri <strong>İzgioğlu</strong> dedi.</p>
<p>Kimileri <strong>Yılmaz Tankut</strong> dedi.</p>
<p>Kimileri <strong>Bilal Uludağ</strong> dedi.</p>
<p>Bunların her biri siyasi kulisin konusu.</p>
<p>Ama dün ortaya çıkan tablo başka bir şey söylüyor:</p>
<p><strong>Bir insanın siyasi geleceğini belirleyen yalnızca onu göreve getirenler değildir.</strong></p>
<p>Kendisine verilen makamı nasıl kullandığıdır.</p>
<p><strong>Hakan Yıldırım</strong> dün kendi siyasi kimliğinin ilk ciddi fotoğrafını çekti.</p>
<p>Ve o fotoğrafta başkalarının gölgesinden çok, <strong>kendi silueti vardı.</strong></p>
<p>Bu yüzden dünün ardından Adana siyasetinde yeni bir tartışma başlayabilir:</p>
<p><em><strong>Hakan Yıldırım birilerinin devamı mı olacak, yoksa kendi siyasi çizgisini mi oluşturacak?</strong></em></p>
<p>Ben ikinci ihtimali daha güçlü görüyorum.</p>
<p>Çünkü dün kürsüde gördüğümüz <strong>Hakan Yıldırım</strong>, bundan önce anlatılan Hakan Yıldırım değildi.</p>
<p>Uzun lafın kısası siyasette bazı insanlar çok konuşur ama iz bırakmaz.</p>
<p>Bazıları ise uzun süre susar…</p>
<p>Sonra bir gün çıkar ve konuştuğunda herkes dönüp bakar.</p>
<p><strong>Hakan Yıldırım dün tam olarak bunu yaptı.</strong></p>
<p>Şimdi önünde büyük bir fırsat var.</p>
<p>Dünkü sözlerini unutmaz, teşkilatın tamamını kucaklar, liyakati gerçekten merkeze koyar, kişisel hesaplardan uzak durur ve kürsüde verdiği mesajları sahada hayata geçirirse…</p>
<p>Adana’da sadece bir il başkanı değil, <strong>yeni bir siyasi aktör doğabilir.</strong></p>
<p>Ve belki de yıllar sonra dönüp bugünlere baktığımızda şunu söyleyeceğiz, <strong>“Hakan Yıldırım’ın yükselişi o gün, Adana’daki o kürsüde başladı.”</strong></p>
<p>Pazar sohbetinin benden notu budur: <strong>Dün salonda Hakan Yıldırım konuştu.<br />
Bugün Adana onu konuşuyor.</strong></p>
<p>Gerisini zaman gösterecek.</p>
<p>Ama dün bir şey kesinlikle değişti:</p>
<p><strong>Hakan Yıldırım artık sadece izleyen değil, sahneye çıkan isimdir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/adanada-dun-bir-sey-degisti-hakan-yildirim-sahneye-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağustos, Türk’ün Zafer Ayıdır!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/agustos-turkun-zafer-ayidir/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/agustos-turkun-zafer-ayidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:49:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87304</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin ile Pazar Sohbeti Ağustos başka bir aydır… Takvim yaprağında yalnızca 31 gün değildir Ağustos. Türk milletinin hafızasında zaferlerin, fedakarlıkların, duaların ve şehadetlerin ayıdır. Çünkü biz Ağustos’u sadece sıcaklığıyla değil, tarihin içinden yükselen zafer sesleriyle hatırlarız. Malazgirt’te Anadolu’nun kapıları açılır. Mohaç’ta Osmanlı’nın kudreti dünyaya gösterilir. Ve 30 Ağustos’ta, Anadolu’nun bağrında bir millet yeniden ayağa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin ile Pazar Sohbeti</strong></span></h3>
<hr />
<p>Ağustos başka bir aydır…</p>
<p>Takvim yaprağında yalnızca 31 gün değildir Ağustos. Türk milletinin hafızasında zaferlerin, fedakarlıkların, duaların ve şehadetlerin ayıdır.</p>
<p>Çünkü biz Ağustos’u sadece sıcaklığıyla değil, tarihin içinden yükselen zafer sesleriyle hatırlarız.</p>
<p>Malazgirt’te Anadolu’nun kapıları açılır.</p>
<p>Mohaç’ta Osmanlı’nın kudreti dünyaya gösterilir.</p>
<p>Ve 30 Ağustos’ta, Anadolu’nun bağrında bir millet yeniden ayağa kalkar.</p>
<p>İşte bu yüzden <strong>Ağustos, Türk’ün zafer ayıdır.</strong></p>
<p>Bu ayda yalnızca savaşlar kazanılmadı. Bir milletin kaderi yazıldı. Bir milletin <strong>“Ben buradayım!”</strong> haykırışı tarihin sayfalarına kazındı.</p>
<p>Bugün üzerinde özgürce yürüdüğümüz bu toprakların altında, adlarını belki hiç bilmediğimiz nice kahramanın aziz hatırası yatıyor.</p>
<p>Şimdi biraz geriye gidelim…</p>
<p>Anadolu’ya bakalım.</p>
<p>Alperenlere bakalım.</p>
<p>Atının üzerinde diyar diyar dolaşan, elinde kılıcı kadar gönlünde imanı taşıyan o büyük insanları hatırlayalım.</p>
<p>Onlar bu topraklara yalnızca gelmediler.</p>
<p><strong>Yurt tuttular. Yurt kurdular. Yurt uğruna can verdiler.</strong></p>
<p>Kimi Malazgirt’te, kimi Çanakkale’de, kimi Sakarya’da, kimi Dumlupınar’da toprağa düştü.</p>
<p>Kiminin adı tarihe geçti, kiminin mezar taşında yalnızca bir isim kaldı.</p>
<p>Fakat hepsinin ortak bir ülküsü vardı:</p>
<p><strong>Vatan!</strong></p>
<p>Bu büyük yürüyüşün içinde Osmanlı sultanlarını da unutmamak gerekir.</p>
<p><strong>Osman Gazi’</strong>den <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong>’e, <strong>Yavuz Sultan Selim</strong>’den <strong>Kanuni Sultan Süleyman</strong>’a kadar devletin ve milletin kaderine yön veren bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.</p>
<p>Çünkü tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların toplamı değildir.</p>
<p><strong>Tarih, milletlerin hafızasıdır.</strong></p>
<p>Geçmişini unutan milletler, geleceğini başkalarının yazmasına razı olur.</p>
<p>Bizim ise başkasının kalemiyle yazılmış bir geleceğe ihtiyacımız yok.</p>
<p>Bizim Malazgirt’ten İstanbul’un fethine, Çanakkale’den İstiklal Harbi’ne uzanan büyük bir tarihimiz var.</p>
<p>Kendi irademiz…</p>
<p>Kendi medeniyetimiz…</p>
<p>Ve her şeyden önce <strong>vatan sevgimiz</strong> var.</p>
<p>Ve 30 Ağustos…</p>
<p>Sözün gerçekten bittiği, tarihin konuşmaya başladığı gün.</p>
<p>26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile büyük bir zafere dönüştü.</p>
<p>O gün yalnızca bir ordu kazanmadı.</p>
<p><strong>Bir millet kazandı.</strong></p>
<p>Anadolu’nun Türk yurdu olduğu bir kez daha bütün dünyaya ilan edildi.</p>
<p>30 Ağustos’u yalnızca bir askerî zafer olarak görmek bu büyük günün anlamını eksiltir.</p>
<p>30 Ağustos; <strong>“Burası bizim vatanımızdır.” </strong>diyebilmenin adıdır.</p>
<p>30 Ağustos; <strong>“Bağımsızlığımızdan vazgeçmeyiz.” </strong>diyebilmenin adıdır.</p>
<p>30 Ağustos; <strong>“Bu millet boyunduruk altına alınamaz.” </strong>diyebilmenin adıdır.</p>
<p>Muhsin Yazıcıoğlu’nun sözüyle: <strong>“Türk milleti esareti kabul etmez.”</strong></p>
<p>Bu cümle, Türk milletinin asırlardan süzülüp gelen ruhunun da özüdür.</p>
<p>Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Dumlupınar’a uzanan o ruh; vatan söz konusu olduğunda hiçbir bedelden kaçınmamıştır.</p>
<p>Peki bugün bize düşen nedir?</p>
<p>Bayrağı göndere çekmek elbette önemlidir.</p>
<p>İstiklal Marşı’nı okumak elbette önemlidir.</p>
<p>30 Ağustos’u törenlerle kutlamak da önemlidir.</p>
<p>Ama asıl mesele, <strong>bu ruhu yaşatmaktır.</strong></p>
<p>Vatanı sadece sözle değil, alın teriyle sevmektir.</p>
<p>Çalışmaktır.</p>
<p>Üretmektir.</p>
<p>Gençlerimize sahip çıkmaktır.</p>
<p>Çocuklarımıza tarihimizi öğretmektir.</p>
<p>Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmaktır.</p>
<p>Gazilerimizin elini tutmaktır.</p>
<p>Birbirimize rağmen değil, birbirimizle birlikte Türkiye olmaktır.</p>
<p>Çünkü şehitler bize yalnızca bir toprak parçası bırakmadı.</p>
<p><strong>Bir emanet bıraktılar.</strong></p>
<p>O emanetin adı <strong>Türkiye Cumhuriyeti’dir.</strong></p>
<p>Bugün 30 Ağustos…</p>
<p>Gökyüzünde dalgalanan ay yıldızlı bayrağa bakarken, onun gölgesinde yatan şehitlerimizi hatırlayalım.</p>
<p>Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Büyük Taarruza kadar bu vatan için can veren bütün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.</p>
<p>Gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.</p>
<p>Bu toprakları bize yurt yapan alperenleri…</p>
<p>Devletimizi asırlar boyunca taşıyan Osmanlı sultanlarını…</p>
<p>Millet ve devlet uğruna ömürlerini vakfeden bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyoruz.</p>
<p>Rabbim bütün şehitlerimizin makamlarını âli eylesin.</p>
<p>Gazilerimize sağlık ve huzur versin.</p>
<p>Bu millete bir daha istiklal mücadelesi yaşatmasın.</p>
<p>Ama bize de şunu hiçbir zaman unutturmasın:</p>
<p><strong>Vatan kolay kazanılmadı.</strong></p>
<p>Bu yüzden vatanın kıymeti bilinmelidir.</p>
<p>Bayrağın anlamı bilinmelidir.</p>
<p>İstiklalin bedeli bilinmelidir.</p>
<hr />
<p>Ağustos’un sıcağında, 30 Ağustos’un gururuyla bir kez daha söyleyelim:</p>
<p>Biz bu topraklarda misafir değiliz.</p>
<p>Biz bu toprağın evladıyız.</p>
<p>Bu bayrak bizim.</p>
<p>Bu vatan bizim.</p>
<p>Bu devlet bizim.</p>
<p>Bu millet bizim.</p>
<p>Ve Türk milleti, tarihinin hiçbir döneminde esareti kendisine kader olarak görmedi.</p>
<p>Görmeyecek.</p>
<p>Çünkü Türk’ün mayasında özgürlük vardır.</p>
<p>Türk’ün hafızasında zafer vardır.</p>
<p>Türk’ün yüreğinde vatan vardır.</p>
<p>Bugün bize düşen ise o büyük emaneti gelecek nesillere daha güçlü, daha müreffeh ve daha kardeş bir Türkiye olarak bırakmaktır.</p>
<p><strong>Ne mutlu bu vatana sahip çıkabilene.</strong></p>
<p><strong>Ne mutlu şehidinin emanetini taşıyabilene.</strong></p>
<p><strong>Ne mutlu tarihini bilen, milletini seven ve istiklalinin kıymetini anlayabilene.</strong></p>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p>Allah bu millete birlik, dirlik, kardeşlik ve huzur versin.</p>
<p>Ay yıldızlı bayrağımızı sonsuza kadar göklerde dalgalandırsın.</p>
<p><strong>Bütün şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/agustos-turkun-zafer-ayidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal medya porno platformu mu oldu?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/sanal-medya-porno-platformu-mu-oldu/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/sanal-medya-porno-platformu-mu-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 22:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Asayiş]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87269</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Televizyona RTÜK, gazeteciye etik… Peki çocuğun elindeki telefona kim bakacak? Şimdi biraz ayıp olacak ama soracağım. Sosyal medya neyin medyası? Haber mi? Eğlence mi? İletişim mi? Yoksa artık adına “sosyal medya” dediğimiz şey, içinde her şeyin bulunduğu devasa bir dijital çöplük mü? Çünkü bazen insanın telefonu eline alası gelmiyor. Bir bakıyorsunuz şiddet. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Televizyona RTÜK, gazeteciye etik… Peki çocuğun elindeki telefona kim bakacak?</p>
<p>Şimdi biraz ayıp olacak ama soracağım.</p>
<p><strong>Sosyal medya neyin medyası?</strong></p>
<p>Haber mi?</p>
<p>Eğlence mi?</p>
<p>İletişim mi?</p>
<p>Yoksa artık adına <strong>“sosyal medya”</strong> dediğimiz şey, içinde her şeyin bulunduğu devasa bir <strong>dijital çöplük</strong> mü?</p>
<p>Çünkü bazen insanın telefonu eline alası gelmiyor.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz şiddet.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz müstehcenlik.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz uyuşturucu propagandası.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz kumar.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz insanların özel hayatını teşhir eden görüntüler.</p>
<p>Bir bakıyorsunuz gençlerin psikolojisini lime lime eden içerikler.</p>
<p>Ve bütün bunların arasında çocuklar dolaşıyor.</p>
<p><strong>Hem de çocuklar!</strong></p>
<p>Şimdi soruyorum:</p>
<p>Bir televizyon kanalı çocuğun karşısına uygunsuz bir içerik çıkardığında RTÜK devreye giriyor.</p>
<p>Gazeteci bir kişiye iftira atarsa, hakaret ederse, kişilik haklarını ihlal ederse hukuken ve mesleki açıdan hesabını vermek zorunda.</p>
<p>Gazetede yayımlanan bir haberin sorumlusu belli.</p>
<p>Genel yayın yönetmeni belli.</p>
<p>Muhabiri belli.</p>
<p>Yazarı belli.</p>
<p>Adres belli.</p>
<p><strong>Peki sosyal medyada adres neresi?</strong></p>
<p>Bir içerik milyonlarca kişiye yayılıyor.</p>
<p>Çocuk görüyor.</p>
<p>Genç görüyor.</p>
<p>Aile görüyor.</p>
<p>Toplum görüyor.</p>
<p>Sonra?</p>
<p>“Algoritma yaptı.”</p>
<p>İyi de kardeşim…</p>
<p><strong>Algoritmanın da mı dokunulmazlığı var?</strong></p>
<p>Asıl mesele burada.</p>
<p>Biz sürekli içerik üreten kişiyi konuşuyoruz.</p>
<p>Oysa artık <strong>içeriği seçip önümüze getiren algoritmayı da konuşmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Çünkü çocuğun karşısına her içerik tesadüfen çıkmıyor.</p>
<p>Bir sistem var.</p>
<p>Bir öneri mekanizması var.</p>
<p>Bir ticari model var.</p>
<p>Daha fazla izletmek isteyen bir düzen var.</p>
<p>Daha fazla ekranda tutmak isteyen bir hesap var.</p>
<p>Ve bunun sonunda çocuk telefonu bırakamıyorsa…</p>
<p><strong>Acaba sorun sadece çocukta mı?</strong></p>
<p>Dünyada da artık bu mesele böyle görülüyor.</p>
<p>Avrupa Birliği, çocukların dijital ortamda korunması için yaş doğrulama mekanizmaları geliştiriyor. Üstelik bunu yalnızca<strong> “18 yaşından küçükler girmesin”</strong> mantığıyla değil, mahremiyeti de koruyacak sistemlerle yapmaya çalışıyor.</p>
<p>AB&#8217;nin Dijital Hizmetler Yasası kapsamında çocukların zararlı içeriklerden korunması, bağımlılık oluşturabilecek tasarımların azaltılması ve platformların sistemik risklerle mücadele etmesi isteniyor.</p>
<p>Yetmedi.</p>
<p>Daha dün Reuters’ın aktardığı gelişme bize başka bir şey söylüyor:</p>
<p><strong>Meta, Facebook ve Instagram</strong>’ın çocuklarda bağımlılık yaratacak şekilde tasarlandığı yönündeki suçlamalar nedeniyle ABD&#8217;de çok ciddi bir baskıyla karşı karşıya.</p>
<p>Yani dünya diyor ki:</p>
<p><strong>“Platform senindir ama çocuk benim de çocuğumdur.”</strong></p>
<p>Biz ne diyoruz?</p>
<p><strong>“Bir şey olmaz.”</strong></p>
<p>Oluyor kardeşim.</p>
<p>Hem de çok şey oluyor.</p>
<p>Şimdi gelelim Türkiye&#8217;ye.</p>
<p>Ben sosyal medya kapatılsın demiyorum.</p>
<p>Tam tersine.</p>
<p><strong>Sosyal medya özgür kalsın.</strong></p>
<p>Gazeteci yazsın.</p>
<p>Vatandaş eleştirsin.</p>
<p>Muhalif konuşsun.</p>
<p>İktidarı destekleyen de desteklesin.</p>
<p>İktidarı eleştiren de eleştirsin.</p>
<p>Ama özgürlük başka şeydir, <strong>başıboşluk başka şey.</strong></p>
<p>Çocukların önüne pornografik içerik koymak özgürlük değildir.</p>
<p>Uyuşturucuyu özendirmek özgürlük değildir.</p>
<p>Çocuğu istismar eden içeriği yaymak özgürlük değildir.</p>
<p>İnsanların özel hayatını teşhir etmek özgürlük değildir.</p>
<p>Bir insanı linç sürüsünün önüne atmak özgürlük değildir.</p>
<p>Bunların adı özgürlük değil.</p>
<p><strong>Bunların adı sorumsuzluktur.</strong></p>
<p>İşte tam burada benim bir önerim var.</p>
<p>Adı da belli: <strong>Dijital Medya Güvenlik ve Etik Kurulu</strong></p>
<p>Ama dikkat!</p>
<p>Yeni bir sansür kurulu istemiyorum.</p>
<p>Yeni bir <strong>“telefon dinleme merkezi”</strong> hiç istemiyorum.</p>
<p>Yeni bir siyasi baskı mekanizması da istemiyorum.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p><strong>Bağımsız, şeffaf ve hesap verebilir bir yapı istiyorum.</strong></p>
<p>İçinde bilişim uzmanı olacak.</p>
<p>Hukukçu olacak.</p>
<p>Çocuk gelişim uzmanı olacak.</p>
<p>Psikolog olacak.</p>
<p>İletişimci olacak.</p>
<p>Gazeteci olacak.</p>
<p>Akademisyen olacak.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p><strong>Siyasetçi olmayacak.</strong></p>
<p>Bu kurul ne yapacak?</p>
<p>Platformları kapatmayacak.</p>
<p>Gazeteciyi susturmayacak.</p>
<p>Vatandaşın fikrini denetlemeyecek.</p>
<p>Ama diyecek ki:</p>
<p><strong>“Ey dijital platform!</strong></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de milyonlarca kullanıcıdan para kazanıyorsun.</strong></p>
<p><strong>Reklam alıyorsun.</strong></p>
<p><strong>Veri topluyorsun.</strong></p>
<p><strong>İnsanların dikkatini satıyorsun.</strong></p>
<p><strong>O halde çocukların güvenliği konusunda senin de bir sorumluluğun var.”</strong></p>
<p>Platform diyecek ki:</p>
<p><strong>“Ben Amerikan şirketiyim.”</strong></p>
<p>Kurul diyecek ki:</p>
<p><strong>“Olabilirsin. Ama Türkiye&#8217;de hizmet veriyorsan Türkiye&#8217;deki kurallara uyacaksın.”</strong></p>
<p>Bir de şu mesele var:</p>
<p><strong>Biz bu platformlara milyarlarca lira reklam parası ödüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;deki şirketler reklam veriyor.</p>
<p>Esnaf reklam veriyor.</p>
<p>Kamu kurumları reklam veriyor.</p>
<p>Vatandaş içerik üretiyor.</p>
<p>Platformlar Türkiye&#8217;den ciddi ekonomik değer elde ediyor.</p>
<p>Peki biz karşılığında ne istiyoruz?</p>
<p>Çok basit:</p>
<p><strong>Güvenli dijital ortam.</strong></p>
<p>Bu kadar.</p>
<p>Platformların algoritmaları da denetlenmeli.</p>
<p><strong>“Bu içerik neden bana önerildi?”</strong> sorusunun cevabı olmalı.</p>
<p>Bir çocuk hesabına neden yetişkin içeriği düşüyor?</p>
<p>Bir genç neden birkaç saat içinde aynı tür zararlı içeriklerin girdabına çekiliyor?</p>
<p>Neden bazı içerikler milyonlara ulaşıyor da bazıları görünmez oluyor?</p>
<p>Platform bu soruların hiçbirine cevap vermeden:</p>
<p><strong>“Biz sadece teknoloji şirketiyiz.” </strong>diyebilir mi?</p>
<p><strong>Hayır.</strong></p>
<p>Çünkü artık sadece teknoloji şirketi değiller.</p>
<p>Onlar aynı zamanda <strong>toplumun davranışlarını etkileyen devasa medya şirketleri.</strong></p>
<p>Ve burada gazeteci meslekdaşlarımıza da bir çift sözüm var.</p>
<p>Bizler yıllardır mesleğin namusunu korumaya çalışıyoruz.</p>
<p>Bir haberin kaynağını araştırıyoruz.</p>
<p>İddianın karşı tarafına söz hakkı veriyoruz.</p>
<p>Kişilik haklarına dikkat ediyoruz.</p>
<p>Basın ahlak ilkelerine uymaya çalışıyoruz.</p>
<p>Bazen bir cümleyi yazmadan önce üç kere düşünüyoruz.</p>
<p>Çünkü biliyoruz:</p>
<p><strong>Yazdığımız sözün bir bedeli var.</strong></p>
<p>Peki aynı hassasiyet neden sosyal medya şirketleri için de olmasın?</p>
<p>Neden bir gazeteci bir kişiyi haksız yere hedef gösterdiğinde sorumlu tutuluyor da milyonlarca kişiye içerik dağıtan sistem<strong> “algoritma”</strong> deyip kenara çekilebiliyor?</p>
<p>İşte benim itirazım buna.</p>
<p>Çocuklarımızı algoritmalara teslim edemeyiz.</p>
<p>Çünkü algoritmanın çocuğumuzun geleceği konusunda bir vicdanı yok.</p>
<p>Onun amacı başka:</p>
<p><strong>Daha fazla tıklama.<br />
Daha fazla izlenme.<br />
Daha fazla süre.<br />
Daha fazla reklam.</strong></p>
<p>O yüzden artık şu cümleyi kurmanın zamanı geldi:</p>
<p><strong>Çocuklarımız müşteri değildir!</strong></p>
<p>Avrupa bunu tartışıyor.</p>
<p>Dünyanın birçok ülkesi yaş doğrulama, çocuk hesapları, <strong>algoritmik riskler</strong> ve platform sorumluluğu üzerine yeni modeller geliştiriyor. AB de 2026 içinde mahremiyeti koruyan yaş doğrulama çözümlerinin yaygınlaştırılması için çalışıyor.</p>
<p>Biz de kendi modelimizi oluşturabiliriz.</p>
<p>Hatta daha iyisini oluşturabiliriz.</p>
<p>Ama önce meseleyi doğru tarif edelim:</p>
<p><strong>Sosyal medya düşmanımız değil.</strong></p>
<p><strong>Denetimsiz sosyal medya düzeni problemimizdir.</strong></p>
<p>Şimdi son soruyu soruyorum:</p>
<p>Televizyonun ekranına bakıyoruz.</p>
<p>Gazetenin sayfasına bakıyoruz.</p>
<p>Radyonun yayınına bakıyoruz.</p>
<p>Hepsinde bir sorumluluk mekanizması var.</p>
<p>Ama çocuğumuzun cebindeki telefon…</p>
<p><strong>Neden sahipsiz?</strong></p>
<p>Ben buna itiraz ediyorum.</p>
<p>Sosyal medya kapatılsın demiyorum.</p>
<p><strong>Sosyal medya kuralsız kalmasın diyorum.</strong></p>
<p>Özgürlükler kısıtlanmasın.</p>
<p>Ama çocukların geleceği de algoritmaların insafına bırakılmasın.</p>
<p>Çünkü yarın çok geç olabilir.</p>
<p>Bugün çocuklarımızın elindeki telefonu denetlemekten korkarsak…</p>
<p><strong>Yarın çocuklarımızın hayatını kimlerin yönlendirdiğini denetleyemeyiz.</strong></p>
<p>Ve o zaman hep birlikte şu soruyu sorarız: <strong>“Biz nerede hata yaptık?”</strong></p>
<p>Cevabı ise çok basit olur:</p>
<p><strong>Çocuklarımızı korumamız gereken yerde, algoritmaların “aman canım, bir şey olmaz” yalanına inandık.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/sanal-medya-porno-platformu-mu-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title></title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/87225-2/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/87225-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 05:54:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87225</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin’le Cuma Sohbeti Hayırlı Cumalar demek kolay, hayırlı insan olmak zor… Bugün cuma… Sosyal medyada “Hayırlı Cumalar” mesajları havada uçuşacak. Kandiller, güller, dualar, güzel sözler… Ama insanın asıl imtihanı camiden çıktıktan sonra başlayacak. Komşunun hakkına girmeden yaşayabiliyor muyuz? Haset etmeden bakabiliyor muyuz? Dedikodu yapmadan konuşabiliyor muyuz? Bize emanet edilen makama, paraya ve kamu malına &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin’le Cuma Sohbeti</strong></h3>
<hr />
<p><strong>Hayırlı Cumalar demek kolay, hayırlı insan olmak zor…</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Bugün cuma…</p>
<p class="isSelectedEnd">Sosyal medyada <em><strong>“Hayırlı Cumalar”</strong></em> mesajları havada uçuşacak.<br />
Kandiller, güller, dualar, güzel sözler…</p>
<p class="isSelectedEnd">Ama insanın asıl imtihanı camiden çıktıktan sonra başlayacak.</p>
<p class="isSelectedEnd"><em><strong>Komşunun hakkına girmeden yaşayabiliyor muyuz?<br />
Haset etmeden bakabiliyor muyuz?<br />
Dedikodu yapmadan konuşabiliyor muyuz?<br />
Bize emanet edilen makama, paraya ve kamu malına el uzatmadan durabiliyor muyuz?</strong></em></p>
<p class="isSelectedEnd">İşte mesele burada!</p>
<p class="isSelectedEnd">Çünkü <strong>Cuma, sadece dilin değil, vicdanın da imtihanıdır.</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Komşuluk; aynı binada veya aynı mahallede oturmak değildir.<br />
Komşuluk, komşunun huzurunu kendi huzurun bilmektir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Dedikodudan uzak durmak, haset etmemek, başkasının kazancına göz dikmemek… Bunlar ahlakın süsü değil, temelidir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Hele iş kamu malına geldiğinde mesele daha da büyür.</p>
<p class="isSelectedEnd">Bir siyasi partinin adamı olduğu için hak etmediği görevi vermek…</p>
<p class="isSelectedEnd">Bir belediyede yandaşını kollamak…</p>
<p class="isSelectedEnd">Rüşvete göz yummak…</p>
<p class="isSelectedEnd">Yolsuzluğu örtmek…</p>
<p class="isSelectedEnd">Kamu imkanlarını eşe, dosta, arkadaşa peşkeş çekmek…</p>
<p class="isSelectedEnd">Bunların adı ne hizmettir ne de siyaset.</p>
<p class="isSelectedEnd"><strong>Bunların adı, emanete ihanettir.</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Çünkü belediyenin parası başkanın parası değildir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Devletin makamı babadan miras değildir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Milletin vergisi, birilerinin özel kasası hiç değildir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Siyaset, adam kayırma sanatı değildir.</p>
<p class="isSelectedEnd">Asıl marifet, <strong>kendinden olmayana da adaletli davranabilmektir.</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Bugün cuma.</p>
<p class="isSelectedEnd">Gelin birbirimizin kusurunu aramak yerine birbirimizin yükünü hafifletelim.</p>
<p class="isSelectedEnd">Hasetten vazgeçelim.<br />
Dedikoduyu bırakalım.<br />
Kul hakkından korkalım.</p>
<p class="isSelectedEnd">Kamu malına el uzatanı da kim olursa olsun alkışlamak yerine <strong>ahlaken teşhir edelim, hukuken hesabını soralım.</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Çünkü makam geçer.</p>
<p class="isSelectedEnd">Para geçer.</p>
<p class="isSelectedEnd">Şöhret geçer.</p>
<p class="isSelectedEnd">Siyasi güç geçer.</p>
<p class="isSelectedEnd"><strong>Ama kul hakkı geçmez!</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Bir gün bütün unvanlar susar.</p>
<p class="isSelectedEnd">Bir gün bütün makam kapıları kapanır.</p>
<p class="isSelectedEnd">Bir gün ne partinin adı kalır ne koltuğun…</p>
<p class="isSelectedEnd"><strong>İnsanın karşısına yalnızca yaptığı iyilikler ve taşıdığı veballer çıkar.</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">İşte o gün;</p>
<p class="isSelectedEnd">Komşunun hakkını yiyen de,</p>
<p class="isSelectedEnd">Yetimin hakkını koruyan da,</p>
<p class="isSelectedEnd">Beytülmale el uzatan da,</p>
<p class="isSelectedEnd">Milletin emanetine sahip çıkan da aynı gerçekle yüzleşir:  <strong>“Ben dünyada ne bıraktım?”</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Cuma, bunun cevabını düşünmek için güzel bir gündür.</p>
<p class="isSelectedEnd"><strong>Hayırlı Cumalar demek kolay…<br />
Asıl mesele, hayırlı bir insan olarak yaşayabilmektir.</strong></p>
<p>Cumanız mübarek olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/87225-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Belediye Başkanlığı İçin Bu Kadar Kavga Neden?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/bir-belediye-baskanligi-icin-bu-kadar-kavga-neden/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/bir-belediye-baskanligi-icin-bu-kadar-kavga-neden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87193</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bir belediye başkanı seçiyoruz. Sonra ne oluyor? Seçim tarihi yaklaşıyor; afişler asılıyor, araç konvoyları oluşturuluyor, mitingler düzenleniyor, milyonlarca lira harcanıyor. Partiler bütün teşkilatlarıyla sahaya iniyor. Adaylar birbirleriyle yarışıyor, taraftarlar karşı karşıya geliyor. Bazen dostluklar bozuluyor. Bazen aileler birbirine düşüyor. Bazen aynı mahallede yıllardır yan yana yaşayan insanlar siyasi tercihleri yüzünden birbirine selam &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></span></h3>
<hr />
<p>Bir belediye başkanı seçiyoruz.</p>
<p>Sonra ne oluyor?</p>
<p>Seçim tarihi yaklaşıyor; afişler asılıyor, araç konvoyları oluşturuluyor, mitingler düzenleniyor, milyonlarca lira harcanıyor. Partiler bütün teşkilatlarıyla sahaya iniyor. Adaylar birbirleriyle yarışıyor, taraftarlar karşı karşıya geliyor.</p>
<p>Bazen dostluklar bozuluyor.</p>
<p>Bazen aileler birbirine düşüyor.</p>
<p>Bazen aynı mahallede yıllardır yan yana yaşayan insanlar siyasi tercihleri yüzünden birbirine selam vermez hale geliyor.</p>
<p>Peki bütün bu kavganın sonunda ne kazanılıyor?</p>
<p>Bir belediye başkanlığı.</p>
<p>İşte burada durup çok daha temel bir soru sormamız gerekiyor:</p>
<p><em><strong>Bir belediye başkanlığı makamı neden bu kadar büyük bir siyasi ve ekonomik güç haline geldi?</strong></em></p>
<p><strong>BELEDİYE BAŞKANLARI DEVLET BAŞKANI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Belediyenin temel görevi aslında son derece açıktır.</p>
<p>Çöpü toplamak.</p>
<p>Yolu yapmak.</p>
<p>Kanalizasyonu yürütmek.</p>
<p>Suyu yönetmek.</p>
<p>Parkları düzenlemek.</p>
<p>Toplu taşımayı organize etmek.</p>
<p>İmar ve ruhsat işlemlerini yürütmek.</p>
<p>Emlak vergisini toplamak.</p>
<p>İlan ve reklam işlemlerini yapmak.</p>
<p>Vatandaşın günlük hayatını kolaylaştırmak.</p>
<p>Bunların hangisinin siyasi görüşü vardır?</p>
<p>Çöpün partisi olur mu?</p>
<p>Kanalizasyonun ideolojisi olur mu?</p>
<p>Asfaltın siyasi görüşü var mıdır?</p>
<p>Bir belediye otobüsünün güzergahı partiye göre mi belirlenmelidir?</p>
<p>Elbetteki hayır.</p>
<p>Bunlar kamu hizmetidir.</p>
<p>Kamu hizmetinin ölçüsü de parti sadakati değil; <strong>liyakat, hukuk, planlama, verimlilik ve vatandaş memnuniyetidir.</strong></p>
<p>Fakat Türkiye&#8217;de belediyeler zaman zaman bu asli görevlerinin çok ötesinde bir siyasi ve ekonomik güç merkezi haline gelebiliyor.</p>
<p>Asıl tehlike de burada başlıyor.</p>
<p><strong>BELEDİYE HİZMET MAKAMI MI, SİYASİ ARPALIK MI?</strong></p>
<p>Bir belediyenin bütçesi küçümsenecek bir bütçe değildir.</p>
<p>Personel giderleri vardır.</p>
<p>İhaleleri vardır.</p>
<p>Taşınmazları vardır.</p>
<p>İmar kararları vardır.</p>
<p>Ruhsat süreçleri vardır.</p>
<p>Arazi ve arsa değerlerini etkileyen kararları vardır.</p>
<p>Reklam ve ilan gelirleri vardır.</p>
<p>Şirketleri vardır.</p>
<p>Sosyal yardım bütçeleri vardır.</p>
<p>Ulaşım harcamaları vardır.</p>
<p>Altyapı yatırımları vardır.</p>
<p>Ve bütün bunların arkasında milletin ödediği vergiler vardır.</p>
<p>Dolayısıyla belediye başkanlığı, yalnızca bir tabela önünde fotoğraf çektirilecek makam değildir.</p>
<p>Kamu kaynaklarını yönetme makamıdır.</p>
<p>İşte bu nedenle belediyenin siyasi bir güç merkezi haline gelmesi, beraberinde ciddi riskler doğurur.</p>
<p>İhale tartışmaları&#8230;</p>
<p>İmar tartışmaları&#8230;</p>
<p>Ruhsat tartışmaları&#8230;</p>
<p>Adam kayırma iddiaları&#8230;</p>
<p>Partizan kadrolaşma&#8230;</p>
<p>Belediye şirketleri üzerinden yapılan harcamalar&#8230;</p>
<p>Kamu kaynaklarının siyasi organizasyonlarda kullanıldığı iddiaları&#8230;</p>
<p>Bunların tamamı belediyenin asli görevi olan hizmet anlayışını gölgelemektedir.</p>
<p>Burada bütün belediye başkanlarını aynı kefeye koymak elbette doğru değildir.</p>
<p>Dürüst çalışan, belediyesinin her kuruşunu koruyan, vatandaşın hakkını kendi siyasi çıkarının üzerinde tutan çok sayıda belediye başkanı vardır.</p>
<p>Ancak iyi insanların varlığı, kötüye kullanılabilecek bir sistemin sorgulanmasına engel değildir.</p>
<p><strong>BELEDİYE BAŞKANLIĞI NEDEN BU KADAR RANT ÜRETİYOR</strong></p>
<p>Bir insan belediye başkanı olmak için neden milyonlarca lira harcamayı göze alır?</p>
<p>Neden seçim kazanmak için büyük ekonomik kaynaklar kullanılır?</p>
<p>Neden adaylık yarışları bazen genel seçimlerden bile daha sert hale gelir?</p>
<p>Çünkü belediye başkanlığı yalnızca hizmet makamı olmaktan çıkarılıp <strong>siyasi nüfuz, ekonomik kaynak ve kadro dağıtma gücüyle birlikte düşünüldüğünde</strong>, makamın değeri olağanüstü şekilde büyümektedir.</p>
<p>Oysa demokratik sistemin amacı, kamu makamını ekonomik rant kapısına dönüştürmek değildir.</p>
<p>Tam tersine, kamu makamı ranttan uzaklaştırılmalıdır.</p>
<p>Bir belediye başkanı seçime girmek için harcadığı parayı nasıl geri kazanacağını düşünmek zorunda kalıyorsa, burada çok ciddi bir sistem problemi var demektir.</p>
<p>Çünkü kamu yönetiminde en tehlikeli düşünce şudur: <em> <strong>Bu kadar harcadım, karşılığını almalıyım.</strong></em></p>
<p>Kamu makamı yatırım değildir.</p>
<p>Belediye bütçesi siyasi yatırımın geri dönüş adresi değildir.</p>
<p>Milletin parası seçim kampanyasının finansmanını karşılamak için kullanılmamalıdır.</p>
<p><strong>PEKİ MERKEZİ YÖNETİM NEDEN DEVREYE GİRMESİN? </strong></p>
<p>Tam da burada Türkiye&#8217;nin cesurca tartışması gereken bir reform gündeme geliyor: <em><strong>Belediye başkanlığı sistemini yeniden tasarlamak.</strong></em></p>
<p>Belediyelerin siyasi rekabetten mümkün olduğunca uzaklaştırılması, temel hizmetlerin liyakat esasına göre yürütülmesi ve kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmesi artık ciddi biçimde tartışılmalıdır.</p>
<p>Bugün devletin valisi merkezi yönetim tarafından görevlendiriliyor.</p>
<p>Kaymakam görevlendiriliyor.</p>
<p>Emniyet müdürü görevlendiriliyor.</p>
<p>Milli eğitim müdürü görevlendiriliyor.</p>
<p>Sağlık müdürü görevlendiriliyor.</p>
<p>Tarım ve diğer kamu kurumlarının yöneticileri merkezi idare tarafından atanıyor.</p>
<p>Bu yöneticilerin görevi herhangi bir siyasi partinin seçim kampanyasını yürütmek değildir.</p>
<p>Görevleri devleti ve vatandaşı temsil etmektir.</p>
<p>O halde neden belediyelerde de hizmetin siyasi partilerden bağımsız yürütülmesini sağlayacak daha güçlü bir model düşünmeyelim?</p>
<p>Burada amaç seçilmiş iradeyi yok saymak değil; <em><strong>kamu hizmetini siyasi parti çıkarlarının üzerine çıkarmaktır.</strong></em></p>
<p>Merkezi hükümetin görevlendireceği profesyonel ve liyakat esaslı bir belediye yönetim modeli, doğru hukuki ve demokratik güvencelerle kurulursa belediyeleri siyasi arpalık olmaktan çıkarıp hizmet kurumuna dönüştürmenin araçlarından biri olabilir.</p>
<p><strong>BELEDİYE BAŞKANI İÇİN DE LİYAKAT ŞART OLMALI </strong></p>
<p>Bir başka mesele daha var.</p>
<p>Devletin en küçük biriminde dahi birçok kamu görevine eğitim, mesleki yeterlilik, güvenlik ve liyakat şartları aranırken, milyarlarca liralık bütçeleri yöneten belediye başkanları için neden daha güçlü yeterlilik kriterlerini tartışmayalım?</p>
<p>Belediye başkanlığına aday olacak kişide <strong>en az dört yıllık üniversite mezuniyeti</strong> aranması neden gündeme gelmesin?</p>
<p>Kamu kaynaklarını yönetecek kişinin ciddi bir eğitim altyapısına sahip olması neden zorunlu olmasın?</p>
<p>Daha da önemlisi, kamu güvenliği ve kamu kaynaklarının korunması açısından <em><strong>hukuka uygun kapsamlı bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması</strong> </em>neden tartışılmasın?</p>
<p>Elbette bu tür uygulamalar yapılacaksa kişisel haklar, özel hayat, masumiyet karinesi ve yargısal denetim mutlaka korunmalıdır.</p>
<p>Ama devletin milyonlarca, hatta milyarlarca liralık kaynağını yönetecek bir makam için liyakat ve kamu güvenilirliği konusunda hiçbir ciddi kriter bulunmaması da tartışılmalıdır.</p>
<p>Belediye başkanlığı sıradan bir görev değildir.</p>
<p>Bir belediye başkanı personel çalıştırır.</p>
<p>Bütçe yönetir.</p>
<p>İhale süreçlerinin içinde bulunur.</p>
<p>Milyonlarca insanın hayatını etkileyen imar ve ulaşım kararları alabilir.</p>
<p>Belediye şirketlerini yönetir.</p>
<p>Taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunur.</p>
<p>Dolayısıyla bu makama talip olan kişide <em><strong>eğitim, liyakat, dürüstlük, kamu yönetimi anlayışı ve güvenilirlik</strong></em> aranması toplumun hakkıdır.</p>
<p><strong>SİYASET KAZANMASIN, HİZMET KAZANSIN</strong></p>
<p>Burada amaç siyaseti tamamen ortadan kaldırmak değildir.</p>
<p>Demokrasi elbette yaşayacaktır.</p>
<p>Siyasi partiler elbette yarışacaktır.</p>
<p>Vatandaş elbette tercih yapacaktır.</p>
<p>Ancak siyasi rekabetin sınırı kamu hizmetidir.</p>
<p>Bir partinin belediyeyi kazanması, belediye bütçesinin parti bütçesi haline gelmesi anlamına gelmemelidir.</p>
<p>Belediye başkanı bir partiden seçilebilir.</p>
<p>Ama belediyenin kapısından içeri giren vatandaşın hangi partiye oy verdiği sorulmamalıdır.</p>
<p>İşe alınırken siyasi kimlik aranmamalıdır.</p>
<p>İhale yapılırken parti ilişkisi belirleyici olmamalıdır.</p>
<p>Ruhsat verilirken siyasi yakınlık ölçü olmamalıdır.</p>
<p>İmar kararı alınırken vatandaşın siyasi görüşü dikkate alınmamalıdır.</p>
<p>Çünkü devletin parası, bütün vatandaşların parasıdır.</p>
<p><strong>MERKEZİ YÖNETİM ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI </strong></p>
<p>Burada merkezi hükümete de büyük bir sorumluluk düşüyor.</p>
<p>Eğer belediyeler siyasi arpalık olmaktan çıkarılacaksa, merkezi yönetimin de kendi kurumlarını siyasi kadrolaşma alanına dönüştürmemesi gerekir.</p>
<p>Valilikte de liyakat.</p>
<p>Kaymakamlıkta da liyakat.</p>
<p>Emniyette de liyakat.</p>
<p>Milli eğitimde de liyakat.</p>
<p>Sağlıkta da liyakat.</p>
<p>Belediyede de liyakat.</p>
<p>Kamu yönetiminin tamamında aynı ölçü uygulanmalıdır.</p>
<p>Çünkü mesele sadece belediyeler değildir.</p>
<p>Mesele devlet yönetiminin tamamında <em><strong>parti devleti anlayışının yerine liyakat devleti anlayışının yerleştirilmesidir.</strong></em></p>
<p><strong>SİYASETİN FİNANSMANI YENİDEN DÜŞÜNÜLMELİ </strong></p>
<p>Bir başka büyük sorun ise siyasi partilerin finansmanıdır.</p>
<p>Seçim dönemlerinde ortaya çıkan devasa harcamalar, siyasi rekabeti zaman zaman ekonomik gücü olanların avantajına çevirebiliyor.</p>
<p>Partiler seçim kazanmak için kaynak arıyor.</p>
<p>Adaylar kampanya yapmak için kaynak arıyor.</p>
<p>Teşkilatlar faaliyetlerini sürdürebilmek için kaynak arıyor.</p>
<p>Bu kaynak arayışının kamu makamlarıyla birleştiği noktada ise sistem ciddi bir riskle karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin burada çok net bir çizgi çekmesi gerekiyor:</p>
<p><strong>Belediye bütçesi siyasi partilerin finansman kaynağı değildir.</strong></p>
<p>Kamu ihaleleri siyasi finansman aracı değildir.</p>
<p>Belediye şirketleri parti kasası değildir.</p>
<p>Kamu personeli seçim kampanyasının elemanı değildir.</p>
<p>Milletin vergisi hiçbir siyasi yapının arpalığı değildir.</p>
<p>Bu çizgi ne kadar net olursa devletin sırtındaki kambur da o kadar azalır.</p>
<p><strong>BELEDİYE BAŞKANLIĞI SİSTEMİNİ BAŞTAN DÜŞÜNMELİYİZ </strong></p>
<p>Bugün tartışmamız gereken mesele sadece “<strong><em>Hangi parti belediyeyi kazandı?”</em> </strong>değildir.</p>
<p>Daha büyük bir soru var:</p>
<p><em><strong>Belediyeyi kim yönetirse yönetsin, sistem nasıl temiz, şeffaf, liyakatli ve denetlenebilir hale getirilebilir?</strong></em></p>
<p>Belki de belediye başkanlığı makamının bugünkü siyasi ağırlığını yeniden değerlendirmeliyiz.</p>
<p>Belki belediyelerde profesyonel yönetim modelini güçlendirmeliyiz.</p>
<p>Belki başkanlık makamına getirilecek kişiler için eğitim ve kamu güvenilirliği kriterlerini yükseltmeliyiz.</p>
<p>Belki belediye bütçelerini bağımsız ve etkin denetime daha fazla açmalıyız.</p>
<p>Belki ihaleleri, imar kararlarını ve belediye şirketlerini çok daha sıkı denetlemeliyiz.</p>
<p>Ve belki en önemlisi, belediyeleri <em><strong>siyasi arpalık olmaktan çıkarıp gerçek anlamda hizmet kurumlarına dönüştürmeliyiz.</strong></em></p>
<p>Çünkü vatandaş belediyeden ideoloji istemiyor.</p>
<p>Çöpünün zamanında alınmasını istiyor.</p>
<p>Suyunun akmasını istiyor.</p>
<p>Yolunun yapılmasını istiyor.</p>
<p>Kanalizasyonunun çalışmasını istiyor.</p>
<p>Çocuğunun parkta güvenle oynamasını istiyor.</p>
<p>Otobüsünün zamanında gelmesini istiyor.</p>
<p>İmar işleminin adil yapılmasını istiyor.</p>
<p>Devletin parasının doğru yere harcanmasını istiyor.</p>
<p>Vatandaşın istediği budur.</p>
<p>Türkiye artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıdır:</p>
<p><em><strong>Belediye başkanlığı neden bir hizmet makamından çok, büyük bir siyasi ve ekonomik güç makamı haline geldi?</strong></em></p>
<p>Eğer bir makam, siyasi partiler arasında bu kadar büyük kavgalara, milyonlarca liralık seçim harcamalarına ve yoğun ekonomik mücadelelere sahne oluyorsa, yalnızca makamı isteyen insanları değil, o makamı bu kadar güçlü hale getiren sistemi de sorgulamak gerekir.</p>
<p>Çözüm bellidir:</p>
<p><strong><em>Daha fazla liyakat.</em></strong></p>
<p><strong><em>Daha fazla şeffaflık.</em></strong></p>
<p><strong><em>Daha güçlü denetim.</em></strong></p>
<p><strong><em>Daha nitelikli yöneticiler.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kamu güvenilirliği.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dört yıllık üniversite eğitimi gibi objektif yeterlilikler.</em></strong></p>
<p><strong><em>Siyasi parti ile kamu bütçesi arasına kesin sınırlar.</em></strong></p>
<p>Ve belediyeyi siyasi arpalık olmaktan çıkarıp <em><strong>hizmet makamına dönüştüren bir yönetim anlayışı.</strong></em></p>
<p>Çünkü belediye başkanı hangi partiden olursa olsun, belediyenin parası onun partisinin parası değildir.</p>
<p>Belediye başkanı siyasi kimlik taşıyabilir.</p>
<p>Ama yönettiği bütçe siyasi değildir.</p>
<p>O bütçede emeklinin vergisi vardır.</p>
<p>İşçinin alın teri vardır.</p>
<p>Esnafın kazancı vardır.</p>
<p>Çiftçinin emeği vardır.</p>
<p>Gencin geleceği vardır.</p>
<p>Ve bütün bunlar bir emanettir.</p>
<p><strong>Emanet ise partiye değil, millete aittir.</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin ihtiyacı daha büyük siyasi kavgalar değil; daha küçük siyasi hesaplar ve daha büyük kamu hizmetidir.</p>
<p>Çöpün partisi yoktur.</p>
<p>Suyun partisi yoktur.</p>
<p>Yolun partisi yoktur.</p>
<p>Kanalizasyonun partisi yoktur.</p>
<p>Parkın partisi yoktur.</p>
<p><strong>Hizmetin partisi olmaz.</strong></p>
<p>Hizmetin yalnızca kalitesi olur.</p>
<p>Ve devletin sırtındaki en büyük kambur, kamu kaynaklarının siyasi hesapların gölgesinde kalmasıysa, o kamburu kaldırmanın yolu da bellidir:</p>
<p><strong><em>Kamu makamlarını siyasetin arpalığı olmaktan çıkarıp liyakatin, denetimin ve millet hizmetinin makamı haline getirmek</em>.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/bir-belediye-baskanligi-icin-bu-kadar-kavga-neden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk’ü savaşa çağıranlar, önce halayın ritmini öğrensin</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/turku-savasa-cagiranlar-once-halayin-ritmini-ogrensin/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/turku-savasa-cagiranlar-once-halayin-ritmini-ogrensin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 06:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87147</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN Yazdı Aylardan Ağustos&#8230; Günlerden Cuma&#8230; Ve Anadolu&#8217;nun hafızasında yine o sözler yankılanıyor: &#8220;Aylardan Ağustos, günlerden Cuma Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum&#8217;a Bozkurtlar ordusu geçti hücuma&#8230;&#8221; Ardından gök gürlüyor: Ya Allah&#8230; Bismillah&#8230; Allahuekber! Bugün bu sözleri sadece bir şiirin mısraları olarak okumak yetmez. Çünkü Ortadoğu yine ateşle oynuyor. İsrail&#8217;in bölgedeki gerilimi tırmandıran hamleleri, zaten &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Aziz DAĞTEKİN Yazdı</strong></h2>
<hr />
<p>Aylardan Ağustos&#8230;</p>
<p>Günlerden Cuma&#8230;</p>
<p>Ve Anadolu&#8217;nun hafızasında yine o sözler yankılanıyor:</p>
<p><em><strong>&#8220;Aylardan Ağustos, günlerden Cuma</strong></em><br />
<em><strong>Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum&#8217;a</strong></em><br />
<em><strong>Bozkurtlar ordusu geçti hücuma&#8230;&#8221;</strong></em></p>
<p>Ardından gök gürlüyor:</p>
<p><em><strong>Ya Allah&#8230; Bismillah&#8230; Allahuekber!</strong></em></p>
<p>Bugün bu sözleri sadece bir şiirin mısraları olarak okumak yetmez.</p>
<p>Çünkü Ortadoğu yine ateşle oynuyor.</p>
<p>İsrail&#8217;in bölgedeki gerilimi tırmandıran hamleleri, zaten pamuk ipliğine bağlı olan dengeleri biraz daha zorluyor.</p>
<p>Ve bazı başkentlerde Türkiye&#8217;nin de bu ateşin içine çekilmesi için hesaplar yapılıyor.</p>
<p>Sözde dört ülke&#8230;</p>
<p>Dört ayrı hesap&#8230;</p>
<p>Dört ayrı senaryo&#8230;</p>
<p>Ama hepsinin ortak bir beklentisi var:</p>
<p><strong>Türkiye savaşa girsin!</strong></p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü Türkiye savaşa girerse bölgenin dengesi değişecek.</p>
<p>Türkiye yorulursa onlar rahatlayacak.</p>
<p>Türkiye içeride ve dışarıda meşgul edilirse kendi hesaplarını daha kolay görecekler.</p>
<p>Kusura bakmasınlar.</p>
<p>O hesap başka!</p>
<p>Türkiye kimsenin savaş taşeronu değildir.</p>
<p>Kimsenin piyonu değildir.</p>
<p>Kimsenin bölgesel hesaplarının askeri değildir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin kendi aklı, kendi iradesi, kendi devlet geleneği vardır.</p>
<p>Bizim savaş anlayışımız da onlarınki gibi değildir.</p>
<p>Onlar harita üzerinde ok çizer.</p>
<p>Biz o haritanın üzerinde vatan biliriz.</p>
<p>Onlar füze sayar.</p>
<p>Biz şehitlerin isimlerini biliriz.</p>
<p>Onlar <strong>&#8220;gerilim&#8221;</strong> der.</p>
<p>Biz bunun bir annenin evladına, bir çocuğun babasına mal olacağını biliriz.</p>
<p>İşte aradaki fark budur.</p>
<p>Türk milleti savaştan korkmaz.</p>
<p>Ama savaş meraklısı da değildir.</p>
<p>Bu ikisini birbirine karıştıranlar tarih kitaplarını biraz daha dikkatli okusun.</p>
<p>Türk, gerektiğinde savaşır.</p>
<p>Ama önce masaya oturur.</p>
<p>Önce konuşur.</p>
<p>Önce diplomasiye sarılır.</p>
<p>Çünkü güçlü devlet, her gördüğüne yumruk sallayan devlet değildir.</p>
<p>Gerektiğinde yumruğunu gösterecek kadar güçlü, o yumruğu kullanmadan meseleyi çözebilecek kadar akıllı devlettir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yolu budur.</p>
<p><strong>Barış. Sulh. Diplomasi.</strong></p>
<p>Ama bir şartla:</p>
<p>Kimse bu iradeyi korkaklık sanmayacak!</p>
<p>Çünkü Türk milleti barış isterken başını eğmez.</p>
<p>Elini uzatırken diz çökmez.</p>
<p>Masaya otururken egemenliğinden vazgeçmez.</p>
<p>Ve hele hele&#8230;</p>
<p>Kimse Türkiye&#8217;yi ateşe sürükleyip uzaktan seyredeceğini sanmasın.</p>
<p>Biz bu filmi daha önce gördük.</p>
<p>Başkasının hesabına savaşa girenlerin sonunda ne hale geldiğini de gördük.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;yu yıllardır kan gölüne çeviren anlayışın adı bellidir: <strong>&#8220;Ben kazanayım, bölge yansın.&#8221;</strong></p>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin buna vereceği cevap da belli olmalıdır: <strong>&#8220;Bölge yanmayacak!&#8221;</strong></p>
<p>Çünkü Türkiye&#8217;nin çıkarı savaşta değil, istikrardadır.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin gücü kaosta değil, düzen içerisindedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin hedefi yeni cepheler açmak değil, mevcut yangınları söndürmektir.</p>
<p>Fakat&#8230;</p>
<p>Bütün bunları söylemek Türk milletinin gerektiğinde ne yapacağını unuttuğu anlamına gelmez.</p>
<p>Türk&#8217;ün savaş hafızası vardır.</p>
<p>Malazgirt vardır.</p>
<p>Çanakkale vardır.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı vardır.</p>
<p>Kıbrıs ve Suriye vardır.</p>
<p>Ve o ruh, gerektiğinde tek bir cümlede kendisini gösterir: <strong>Ölürsek şehit, kalırsak gazi!</strong></p>
<p>Bizim insanımız cepheye giderken bile davulunu susturmamıştır.</p>
<p>Halayını bırakmamıştır.</p>
<p>Düğün dernek havasını kaybetmemiştir.</p>
<p>Çünkü Türk için vatan savunması yalnızca bir askeri görev değil, bir namus meselesidir.</p>
<p>O yüzden&#8230;</p>
<p>Savaşa giderken bile halay çeken bir milletten bahsediyoruz.</p>
<p>Düşünsene!</p>
<p>Dünyanın başka yerinde savaş çıkınca insanlar sığınak arıyor.</p>
<p>Türk ise davulu duyunca: &#8220;Haydi!&#8221; diyor.</p>
<p>Ama bu, savaşı sevdiğimiz anlamına gelmez.</p>
<p>Bu, korkuyu yenmeyi bildiğimiz anlamına gelir.</p>
<p>İşte o yüzden İsrail&#8217;in bölgede yükselttiği gerilim karşısında Türkiye&#8217;nin soğukkanlı ama sert duruşu şarttır.</p>
<p>Ne savaşa koşacağız&#8230;</p>
<p>Ne de tehdit karşısında geri adım atacağız.</p>
<p>Ne başkasının hesabına asker olacağız&#8230;</p>
<p>Ne de vatanın güvenliğini tehlikeye atacağız.</p>
<p><strong>Barış için sonuna kadar mücadele edeceğiz.</strong></p>
<p>Ama Türkiye&#8217;nin kırmızı çizgilerini test eden olursa&#8230;</p>
<p>O zaman da karşısında yalnızca bir devlet değil, tarihi binlerce yıl geriye giden bir millet bulacağını unutmasın.</p>
<p>Çünkü Türk milleti barışı sever.</p>
<p>Ama esareti sevmez.</p>
<p>Sulhu sever.</p>
<p>Ama dayatmayı kabul etmez.</p>
<p>Dostluğu sever.</p>
<p>Ama ihaneti unutmaz.</p>
<p>Ve en önemlisi&#8230;</p>
<p><strong>Türk milleti savaş istemez. Fakat savaş kapısını çalarsa da kapıyı açmasını bilir.</strong></p>
<p>Bugün dua edelim:</p>
<p>Allah bu millete savaş değil huzur versin.</p>
<p>Ama düşmana da Türkiye&#8217;nin huzur arayışını yanlış okuma gafletine düşürmesin.</p>
<p>Çünkü bizim istediğimiz Kızılelma&#8217;ya koşmak kadar açık&#8230;</p>
<p><strong>Önce barış.</strong></p>
<p>Fakat barışın kıymetini bilmeyene de&#8230;</p>
<p><strong>Gerektiğinde Türk&#8217;ün cevabı nettir.</strong></p>
<p>Ya Allah&#8230;</p>
<p>Bismillah&#8230;</p>
<p>Allahuekber!</p>
<p>Cumanız mübarek olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/turku-savasa-cagiranlar-once-halayin-ritmini-ogrensin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeka Çok, Ahlak Yok!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/zeka-cok-ahlak-yok/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/zeka-cok-ahlak-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 21:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=87066</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bizim memlekette zeka kıtlığı yok. Maşallah! Herkes çok zeki. Hatta bazen insan düşünüyor: “Bu kadar zeka fazla değil mi?” Müşteriyi kazıklayana ticari zeka diyoruz. Seçim zamanı milleti kandırana siyasi zeka&#8230; Ambulansın arkasına takılana pratik zeka&#8230; Rakibini kandırıp maç kazanana sportif zeka&#8230; Başkasının iyi niyetini sömürene kıvrak zeka&#8230; İnsanların dini duygularını kullanana ise neredeyse &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Aziz Dağtekin Yazdı</h2>
<hr />
<p>Bizim memlekette zeka kıtlığı yok.</p>
<p>Maşallah!</p>
<p>Herkes çok zeki.</p>
<p>Hatta bazen insan düşünüyor: <strong>“Bu kadar zeka fazla değil mi?”</strong></p>
<p>Müşteriyi kazıklayana ticari zeka diyoruz.</p>
<p>Seçim zamanı milleti kandırana siyasi zeka&#8230;</p>
<p>Ambulansın arkasına takılana pratik zeka&#8230;</p>
<p>Rakibini kandırıp maç kazanana sportif zeka&#8230;</p>
<p>Başkasının iyi niyetini sömürene kıvrak zeka&#8230;</p>
<p>İnsanların dini duygularını kullanana ise neredeyse manevi zeka madalyası vereceğiz.</p>
<p>Bir tek şeye zeka demiyoruz:</p>
<p><strong>Ahlaka.</strong></p>
<p>Çünkü ahlak, bazılarına göre zekanın önündeki en büyük engel!</p>
<h3>TİCARETTE DE DURUM AYNI</h3>
<p>Esnaf müşteriye doğru ürünü, doğru fiyata satarsa&#8230;</p>
<p><strong>“Enayi!”</strong> diyoruz.</p>
<p>Ama müşterinin cebindeki parayı türlü numaralarla alırsa&#8230;</p>
<p><strong>“Adam ticareti biliyor kardeşim.”</strong></p>
<p>Dürüstlük beceriksizlik oluyor.</p>
<p>Kazıklamak ise ticari deha!</p>
<p>Öyle bir noktaya geldik ki müşteriyi kandırmayan esnafa şaşırıyoruz.</p>
<p><strong>“Bu adam neden beni kandırmadı?”</strong> diye düşünüyoruz.</p>
<p>İşte asıl tehlike burada.</p>
<h3><strong>SİYASETTE USTA OLAN KİM?</strong></h3>
<p>Seçmene gerçeği anlatırsan saf oluyorsun.</p>
<p>Hoşuna gidecek şeyleri söyleyip sonra başka türlü davranırsan&#8230;</p>
<p><strong>“Usta siyasetçi!”</strong></p>
<p>Bir siyasetçi verdiği sözün arkasında durursa şaşırıyoruz.</p>
<p><strong>“Hiç mi siyasi manevrası yok?”</strong> diyoruz.</p>
<p>Sanki siyaset dürüstlük yarışı değil.</p>
<p>Sanki siyaset, kelime cambazlığı olimpiyatı!</p>
<h3><strong>AMBULANSIN ARKASINA TAKILAN ZEKA!</strong></h3>
<p>Trafik kilitlenmiş.</p>
<p>Önümüzde ambulans var.</p>
<p>Normal insan ne yapar?</p>
<p>Yol verir.</p>
<p>Bizim bazı zeki vatandaşlar ne yapıyor?</p>
<p>Ambulansın arkasına takılıyor.</p>
<p>Ambulans hastayı hastaneye götürüyor.</p>
<p>Arkasında üç otomobil, iki minibüs&#8230;</p>
<p>Bir de fırsatı kaçırmayan vatandaş!</p>
<p>Mantık şu: <em><strong>Ambulans geçiyorsa ben de geçerim.</strong></em></p>
<p>Buna artık pratik zeka demeyelim.</p>
<p>Bunun adı olsa olsa:</p>
<p><em><strong>Acil durum fırsatçılığı!</strong></em></p>
<p>Başkasının acısını kendi avantajına çevirmek zeka değildir.</p>
<p><strong>Vicdansızlıktır.</strong></p>
<h3>SPORDA DA AYNI HESAP</h3>
<p>Rakibinden daha iyi oynayıp kazanmak&#8230;</p>
<p>Ne kadar eski moda!</p>
<p>Asıl mesele hakemi kandırmak.</p>
<p>Rakibin ayağı değmeden kendini yere at.</p>
<p>Penaltıyı al.</p>
<p>Sonra da:</p>
<p><strong>“Profesyonellik kardeşim.”</strong></p>
<p>Şike mi?</p>
<p>O da strateji!</p>
<p>Ahlaksızlığın adını değiştirince insanın vicdanı rahatlıyor.</p>
<p>Ne güzel değil mi?</p>
<h3><strong>İNANCI KULLANAN KURNAZLAR</strong></h3>
<p>Bir de insanların dini duygularını kullananlar var.</p>
<p>İnanca saygı başka şeydir.</p>
<p>İnancı istismar etmek başka.</p>
<p>İnsanlara korku ver.</p>
<p>Umut sat.</p>
<p>Cennet pazarla.</p>
<p>Vicdan kirala.</p>
<p>Sonra da bütün bunlara: <strong>“Manevi hizmet.” </strong>de.</p>
<p>Olur mu?</p>
<p>Olmaz.</p>
<p>Çünkü insanın inancını sömürmek hizmet değil, istismardır.</p>
<p>FETÖ ve benzeri yapıların yaşattığı tecrübeler de bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi.</p>
<p>Mesele sadece din değildir.</p>
<p>Mesele ahlaktır.</p>
<h3><strong>ZEKA BAŞKASINI KANDIRMAK DEĞİL</strong></h3>
<p>Zeka, başkasının açığını bulmak değildir.</p>
<p>Zeka, başkasının hakkına girmek değildir.</p>
<p>Zeka, müşterinin bilgisizliğini fırsata çevirmek değildir.</p>
<p>Zeka, seçmenin güvenini istismar etmek değildir.</p>
<p>Zeka, sahada hile yapmak değildir.</p>
<p>Zeka, insanın inancını kullanarak onu sömürmek hiç değildir.</p>
<p>Bunların ortak adı zeka değil.</p>
<p><strong>Fırsatçılık.</strong></p>
<p><strong>Kurnazlık.</strong></p>
<p><strong>Ahlaksızlık.</strong></p>
<p>Bazen de düpedüz&#8230;</p>
<p><strong>Vicdansızlık.</strong></p>
<h3><strong>KURNAZLIKLA ZEKA KARIŞTI</strong></h3>
<p>En büyük problem burada.</p>
<p>Kurnaz adam alkışlanıyor.</p>
<p>Dürüst adam saf bulunuyor.</p>
<p>Hakkaniyetli adam “iş bilmiyor” denilerek küçümseniyor.</p>
<p>Kurala uyan geride kalıyor.</p>
<p>Kurala uymayan ise:<strong>“İşi biliyor.”</strong></p>
<p>diye öne çıkarılıyor.</p>
<p>Sonra da hep birlikte soruyoruz:</p>
<p><strong>“Bu toplumda neden güven kalmadı?”</strong></p>
<p>Nasıl kalsın?</p>
<p>Herkes birbirinin açığını kollarken güven nereden çıkacak?</p>
<h3><strong>FORMÜL COK BASİT</strong></h3>
<p><strong>Zeka + ahlak = medeniyet.</strong></p>
<p>Ama&#8230;</p>
<p><strong>Zeka &#8211; ahlak = kurnazlık.</strong></p>
<p>Kurnazlık çoğalırsa ticaret bozulur.</p>
<p>Siyaset kirlenir.</p>
<p>Spor anlamını kaybeder.</p>
<p>Trafik keşmekeşe döner.</p>
<p>İnanç istismara açık hale gelir.</p>
<p>Sonunda herkes birbirinden şüphe eder.</p>
<p>Çünkü insanlar artık karşısındakinin zekasından değil&#8230;</p>
<p><strong>Kurnazlığından korkar.</strong></p>
<p>İşte asıl tehlike budur.</p>
<p>Bizim daha fazla zekaya ihtiyacımız yok.</p>
<p>Zekayı insanlık için kullanacak daha fazla ahlaka ihtiyacımız var.</p>
<p>Çünkü insanı insan yapan şey&#8230;</p>
<p>Elindeki fırsatla başkasını nasıl kandırdığı değil.</p>
<p><strong>Kandırabilecekken neden kandırmadığıdır.</strong></p>
<p>Gerisi?</p>
<p>Zeka kisvesine sokulmuş kurnazlıktır.</p>
<p>Ve maalesef&#8230;</p>
<p>Kurnazlığın zeka sayıldığı&#8230;</p>
<p>Fırsatçılığın başarı kabul edildiği&#8230;</p>
<p>Ahlaksızlığın uyanıklık diye alkışlandığı yerde&#8230;</p>
<p>Toplumun en büyük eksiği IQ değildir.</p>
<p><strong>Vicdandır.</strong></p>
<p>İşte siyasetçisinden tüccarına&#8230;</p>
<p>Sporcusundan sokaktaki vatandaşına&#8230;</p>
<p>İnsanların inancını istismar eden yapılardan çıkar peşinde koşanlara kadar herkesin dönüp bakması gereken yer burasıdır.</p>
<p>Çünkü mesele sadece siyaset değildir.</p>
<p>Ticaret değildir.</p>
<p>Spor değildir.</p>
<p>Din değildir.</p>
<p><strong>Mesele ahlaktır.</strong></p>
<p>Ahlak yoksa zeka kurnazlığa dönüşür.</p>
<p>İnanç istismara dönüşür.</p>
<p>Siyaset kandırmacaya dönüşür.</p>
<p>Ticaret fırsatçılığa dönüşür.</p>
<p>Ve sonunda toplumun bütün damarlarına güvensizlik yayılır.</p>
<p>Sonra da hep birlikte sorarız: <strong>“Bu ülke neden bir türlü düzlüğe çıkamıyor?”</strong></p>
<p>Cevap aslında çok basit.</p>
<p>Çünkü biz uzun zamandır&#8230;</p>
<p><strong>Zeka sanıp kurnazlığı alkışladık.</strong></p>
<p>Ahlakı ise hep en sona bıraktık.</p>
<p>İşte bu kurnaz geçinenler yüzünden&#8230;</p>
<p><strong>Bu memleket bir türlü düzlüğe çıkamıyor.</strong></p>
<p><strong>Çünkü zeka çok. </strong><strong>Ama ahlak yok!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/zeka-cok-ahlak-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paranın İzi Nereye Gidiyor?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/paranin-izi-nereye-gidiyor/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/paranin-izi-nereye-gidiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 20:20:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Asayiş]]></category>
		<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86924</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti Pazar günü biraz rahat bir şeyler yazayım dedim. Olmadı. Çünkü memleketin gündemi insanı rahat bırakmıyor. Bir tarafta siyaset… Bir tarafta cemaatler… Bir tarafta para… Bir tarafta yabancı istihbarat iddiaları… Bir tarafta devletin içine sızdığı ileri sürülen yapılar… Bir tarafta belediyeler, milletvekilleri, bürokratlar, imamlar, meclis üyeleri, muhtarlar… Bir tarafta da “Aman &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti</p>
<p>Pazar günü biraz rahat bir şeyler yazayım dedim.</p>
<p>Olmadı.</p>
<p>Çünkü memleketin gündemi insanı rahat bırakmıyor.</p>
<p>Bir tarafta siyaset…</p>
<p>Bir tarafta cemaatler…</p>
<p>Bir tarafta para…</p>
<p>Bir tarafta yabancı istihbarat iddiaları…</p>
<p>Bir tarafta devletin içine sızdığı ileri sürülen yapılar…</p>
<p>Bir tarafta belediyeler, milletvekilleri, bürokratlar, imamlar, meclis üyeleri, muhtarlar…</p>
<p>Bir tarafta da “Aman abi, fazla kurcalama” diyenler…</p>
<p>Ben de dedim ki:</p>
<p>Kurcalayalım.</p>
<p>Ama öyle çekiçle değil.</p>
<p>Gazetecilikle.</p>
<p>Belgeyle.</p>
<p>Soruyla.</p>
<p>Hukukla.</p>
<p>Çünkü bazen en rahatsız edici şey cevap değildir.</p>
<p>Sorunun kendisidir.</p>
<p>ÖNCE ŞUNU SORALIM: 66 MİLYAR LİRA NEREDE?</p>
<p>Ortaya atılan iddialardan biri son derece ağır:</p>
<p>Üç ülkede toplam 66 milyar liralık bir para trafiğinden söz ediliyor.</p>
<p>Şimdi burada gazetecinin görevi “Bu para kesinlikle şuraya gitti” demek değildir.</p>
<p>Gazetecinin görevi şudur:</p>
<p>66 milyar lira iddiasının belgesini sormaktır.</p>
<p>Hangi banka?</p>
<p>Hangi hesap?</p>
<p>Hangi şirket?</p>
<p>Hangi vakıf?</p>
<p>Hangi dernek?</p>
<p>Hangi ülkeler?</p>
<p>Hangi tarihler?</p>
<p>Hangi transferler?</p>
<p>Hangi gerçek kişiler?</p>
<p>Hangi tüzel kişiler?</p>
<p>Paranın kaynağı ne?</p>
<p>Paranın nihai alıcısı kim?</p>
<p>Ve daha önemlisi:</p>
<p>Bu para gerçekten varsa, neden kamuoyu bunun açık ve anlaşılır hesabını göremiyor?</p>
<p>Çünkü 66 milyar lira…</p>
<p>Öyle cebimize koyup markete gidilecek para değil.</p>
<p>Bu rakam doğruysa, Türkiye&#8217;nin ciddi ekonomik kaynaklarıyla yarışabilecek büyüklükte bir mali hareketten söz ediyoruz.</p>
<p>Yanlışsa…</p>
<p>O zaman da bu rakamı ortaya atanların hesabını sormak gerekir.</p>
<p>Belge nerede?</p>
<p>İşte gazeteciliğin başladığı yer tam burasıdır.</p>
<p>PARA NEREYE GİDİYOR?</p>
<p>İnsanlar zekatını veriyor.</p>
<p>Fitresini veriyor.</p>
<p>Bağış yapıyor.</p>
<p>Çocuğunu Kur&#8217;an öğrensin diye gönderiyor.</p>
<p>“Allah rızası için” diyerek parasını emanet ediyor.</p>
<p>Buraya kadar problem yok.</p>
<p>Asıl soru bundan sonra başlıyor:</p>
<p>Bu para nereye gidiyor?</p>
<p>Kime gidiyor?</p>
<p>Hangi hesaplarda toplanıyor?</p>
<p>Kim yönetiyor?</p>
<p>Kim denetliyor?</p>
<p>Yurt dışına aktarılıyor mu?</p>
<p>Aktarılıyorsa hangi amaçla?</p>
<p>Hangi kuruluşlara?</p>
<p>Hangi şirketlere?</p>
<p>Hangi ülkelerdeki yapılara?</p>
<p>Ve o kuruluşların gerçek sahipleri kim?</p>
<p>Bir insanın dini duygusuyla verdiği para, artık sadece para değildir.</p>
<p>Emanettir.</p>
<p>Emanetin de hesabı olur.</p>
<p>SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN&#8217;IN MANEVİ MİRASINA KİM SAHİP ÇIKIYOR?</p>
<p>Burada çok hassas bir noktaya geliyoruz.</p>
<p>Süleyman Hilmi Tunahan&#8217;ın adı…</p>
<p>Kur&#8217;an eğitimi…</p>
<p>Dini hizmet…</p>
<p>Maneviyat…</p>
<p>İnsan yetiştirmek…</p>
<p>Bunlar toplumun önemli değerleridir.</p>
<p>Ancak manevi mirasa sahip çıkmak sadece bir ismi taşımak değildir.</p>
<p>O mirasın itibarını korumaktır.</p>
<p>İnsanların güvenini boşa çıkarmamaktır.</p>
<p>Ve gerektiğinde hesabını vermektir.</p>
<p>Çünkü insanlar dini yapılara yalnızca para vermiyor.</p>
<p>Güven veriyor.</p>
<p>İtibar veriyor.</p>
<p>Çocuklarını emanet ediyor.</p>
<p>Hayatını emanet ediyor.</p>
<p>Dolayısıyla sorulması gereken soru son derece basit:</p>
<p>“Benim verdiğim emanet nerede?”</p>
<p>Bu soruyu soran vatandaşa kimse kızmamalı.</p>
<p>Tam tersine cevap vermeli.</p>
<p>ALİHAN KURİŞ DOSYASINDA ASIL SORU: BELGELER NEREDE?</p>
<p>Şimdi gelelim Alihan Kuriş&#8217;e.</p>
<p>Ben savcı değilim.</p>
<p>Mahkeme değilim.</p>
<p>Kimseyi suçlu ilan etmiyorum.</p>
<p>Ama gazeteciyim.</p>
<p>Dolayısıyla sorarım.</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan iddialar varsa sorarım.</p>
<p>Mali hareket iddiaları varsa sorarım.</p>
<p>Yurt dışı bağlantı iddiaları varsa sorarım.</p>
<p>Siyasi ilişkiler tartışılıyorsa sorarım.</p>
<p>Ve eğer gerçekten Alihan Kuriş&#8217;in tutuklandığına ilişkin iddia varsa, bunun hangi soruşturma ve hangi mahkeme kararı kapsamında gerçekleştiğini de sorarım.</p>
<p>Çünkü tutuklama da bir suçluluk hükmü değildir.</p>
<p>Tutuklama başka şeydir, kesinleşmiş mahkûmiyet başka şeydir.</p>
<p>Hukuk bunu birbirinden ayırır.</p>
<p>O halde sorularımız açık:</p>
<p>Alihan Kuriş hakkında gerçekten bir soruşturma var mı?</p>
<p>Tutuklama kararı verilmişse hangi suçlamalar kapsamında?</p>
<p>Dosyada hangi mali hareketler inceleniyor?</p>
<p>Üç ülke iddiasının dayanağı nedir?</p>
<p>66 milyar lira rakamı nereden çıkıyor?</p>
<p>Hangi hesaplar inceleniyor?</p>
<p>Hangi şirketler mercek altında?</p>
<p>Kimler ifade verdi?</p>
<p>Kimler hakkında işlem yapıldı?</p>
<p>Ve soruşturmanın siyasi, mali ve idari ayağı nereye kadar uzanıyor?</p>
<p>Bunların cevabı verilirse mesele aydınlanır.</p>
<p>BND VE İSRAİL İDDİASI DOĞRUYSA İŞİN RENGİ DEĞİŞİR</p>
<p>Şimdi işin en ağır tarafına gelelim.</p>
<p>Almanya&#8217;nın dış istihbarat servisi BND…</p>
<p>İsrail…</p>
<p>Yabancı bağlantılar…</p>
<p>Para trafiği…</p>
<p>Ve bunların Alihan Kuriş veya Süleymancı yapı ile ilişkilendirildiği yönündeki iddialar…</p>
<p>Burada çok dikkatli olmak zorundayız.</p>
<p>Çünkü iddia başka, belge başka, kesinleşmiş hüküm başkadır.</p>
<p>Eğer ortada gerçekten yabancı istihbarat bağlantısını gösteren belgeler varsa…</p>
<p>Bu sıradan bir cemaat tartışması değildir.</p>
<p>Bu, devlet güvenliği meselesidir.</p>
<p>Ama belge yoksa?</p>
<p>O zaman masum insanlar hakkında çok ağır ithamlar dolaştırılmış olur.</p>
<p>İki durumda da yapılacak tek şey vardır:</p>
<p>Araştırmak.</p>
<p>Para hareketlerine bakmak.</p>
<p>Banka kayıtlarına bakmak.</p>
<p>Şirket ortaklıklarına bakmak.</p>
<p>Uluslararası transferlere bakmak.</p>
<p>İlişkilere bakmak.</p>
<p>Ve sonucu hukuk içinde açıklamak.</p>
<p>PEKİ BU SADECE CEMAAT MESELESİ Mİ?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Bence asıl mesele burası.</p>
<p>Eğer bir dini yapı yalnızca dini eğitim veriyorsa mesele başka.</p>
<p>Ama iddialar doğruysa ve bu yapı;</p>
<p>Devlet bürokrasisine,</p>
<p>Belediyelere,</p>
<p>Siyasete,</p>
<p>Diyanet teşkilatına,</p>
<p>Yerel yönetimlere,</p>
<p>Kamu kurumlarına,</p>
<p>Ekonomik yapılara</p>
<p>kadar uzanan organize bir ilişki ağı oluşturmuşsa…</p>
<p>O zaman artık sadece “cemaat” kelimesiyle açıklanabilecek bir durumdan söz etmiyoruz.</p>
<p>O zaman devletin sorması gereken başka sorular var.</p>
<p>DİYANETTEKİ İMAMLARIN AKIBETİ NE OLACAK?</p>
<p>Burada özellikle altını çiziyorum:</p>
<p>Cemaat mensubu olmak suç değildir.</p>
<p>Bir insanın dini bir gruba yakın olması tek başına suç değildir.</p>
<p>Dolayısıyla Diyanet&#8217;te görev yapan hiçbir imam, yalnızca bir cemaate mensup olduğu iddiasıyla suçlu ilan edilemez.</p>
<p>Ama…</p>
<p>Eğer bir imamın devlet görevi sırasında hukuka aykırı faaliyetlere karıştığına dair somut delil varsa?</p>
<p>İşte o zaman soruşturulur.</p>
<p>Varsa bağlantıları araştırılır.</p>
<p>Varsa mali ilişkileri incelenir.</p>
<p>Varsa örgütsel faaliyetleri ortaya konulur.</p>
<p>Ve sonunda hukuk ne diyorsa o uygulanır.</p>
<p>Ne cemaat mensubiyeti suç kabul edilir, ne de cemaat bağlantısı iddiası nedeniyle soruşturulması gereken kişiler dokunulmaz hale gelir.</p>
<p>Hukuk herkese eşit uygulanır.</p>
<p>DEVLETE SIZDIĞI İDDİA EDİLEN BÜROKRATLAR?</p>
<p>Asıl büyük soru burada.</p>
<p>Eğer bir yapı gerçekten devletin içine kadro yerleştirmişse…</p>
<p>Bu kadrolar nasıl yerleşti?</p>
<p>Kim referans oldu?</p>
<p>Kim atadı?</p>
<p>Kim korudu?</p>
<p>Kim terfi ettirdi?</p>
<p>Kim önünü açtı?</p>
<p>Hangi kurumlarda görev yaptılar?</p>
<p>Hangi kararları imzaladılar?</p>
<p>Hangi ihalelerde etkileri oldu?</p>
<p>Hangi kamu kaynaklarına eriştiler?</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p>Devletin güvenlik ve denetim mekanizmaları bunları nasıl fark etmedi?</p>
<p>Bir bürokratın herhangi bir cemaate yakın olması tek başına suç değildir.</p>
<p>Ama devlet görevi kötüye kullanılmışsa…</p>
<p>Kamu gücü bir grubun çıkarına kullanılmışsa…</p>
<p>İşte orada mesele değişir.</p>
<p>Ve hesabı sorulmalıdır.</p>
<p>BELEDİYE BAŞKANLARI, MİLLETVEKİLLERİ, MECLİS ÜYELERİ, MUHTARLAR…</p>
<p>Şimdi daha da genişletelim.</p>
<p>Eğer gerçekten organize bir yapıdan söz ediyorsak…</p>
<p>Sadece bir liderin etrafına bakmak yetmez.</p>
<p>Belediyelere bakmak gerekir.</p>
<p>Meclislere bakmak gerekir.</p>
<p>Milletvekillerine bakmak gerekir.</p>
<p>Belediye meclis üyelerine bakmak gerekir.</p>
<p>Muhtarlara bakmak gerekir.</p>
<p>Ama tekrar söylüyorum:</p>
<p>İsim listesi çıkarmak için değil.</p>
<p>Delil varsa araştırmak için.</p>
<p>Bir belediye başkanı cemaat mensubu olabilir.</p>
<p>Bu suç değildir.</p>
<p>Bir milletvekili bir cemaatin mensubu olabilir.</p>
<p>Bu da tek başına suç değildir.</p>
<p>Bir muhtar dini bir yapıyla yakın olabilir.</p>
<p>Bu da suç değildir.</p>
<p>Fakat kamu görevi yapan kişi, görevini herhangi bir yapının emrine veriyorsa…</p>
<p>Kamu kaynaklarını yönlendiriyorsa…</p>
<p>İhale veya imar kararlarını bir grubun çıkarı doğrultusunda etkiliyorsa…</p>
<p>Devlet kurumlarındaki kadrolaşmayı organize ediyorsa…</p>
<p>İşte o zaman soru başka yere gider.</p>
<p>Devletin görevi kişiye değil, delile bakmaktır.</p>
<p>66 MİLYAR LİRA DOĞRUYSA SADECE PARA SAYILMAZ</p>
<p>66 milyar lira doğruysa…</p>
<p>Biz sadece bankacılık hareketlerini konuşmayız.</p>
<p>O paranın arkasındaki sistemi konuşuruz.</p>
<p>Kim topladı?</p>
<p>Kim yönetti?</p>
<p>Kim transfer etti?</p>
<p>Kim aldı?</p>
<p>Kim aracılık etti?</p>
<p>Hangi şirketler kullanıldı?</p>
<p>Hangi vakıflar veya dernekler kullanıldı?</p>
<p>Hangi ülkeler üzerinden dolaştı?</p>
<p>Kimler bu sistemden faydalandı?</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p>Bu paranın Türkiye&#8217;deki siyasi, bürokratik ve ekonomik ilişkileri var mıydı?</p>
<p>İşte o zaman dosya büyür.</p>
<p>Çünkü mesele sadece para değildir.</p>
<p>Para, gücün izidir.</p>
<p>Paranın izini takip ettiğinizde bazen şirketlere ulaşırsınız.</p>
<p>Bazen siyasetçilere.</p>
<p>Bazen bürokratlara.</p>
<p>Bazen belediyelere.</p>
<p>Bazen uluslararası yapılara.</p>
<p>Bazen de hiç ummadığınız kapılara.</p>
<p>2023 SEÇİMLERİNDEN SONRAKİ SORULAR DA MASADA</p>
<p>Süleymancıların siyasi tercihleri de yıllardır tartışılıyor.</p>
<p>2023 seçimleri öncesinde Alihan Kuriş&#8217;in Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ı desteklemediği ve Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na destek verdiği yönünde haberler yayımlandı.</p>
<p>Bir cemaatin siyasi tercih yapması tek başına suç değildir.</p>
<p>Herkes istediği partiye oy verir.</p>
<p>Ama dini otorite ile siyasi güç birleştiğinde toplumun soru sorma hakkı doğar.</p>
<p>Kim kimi etkiliyor?</p>
<p>Kim kiminle görüşüyor?</p>
<p>Hangi siyasi kararlar etkileniyor?</p>
<p>Hangi ekonomik kaynaklar kullanılıyor?</p>
<p>Hangi kadrolar destekleniyor?</p>
<p>Ve kim, kime neyin karşılığında destek veriyor?</p>
<p>Bunlar araştırılabilir.</p>
<p>Çünkü demokrasi kapalı kapılar ardında değil, şeffaflıkla güçlenir.</p>
<p>BİR DE YAPAY ZEKA MESELESİ VAR</p>
<p>2026&#8217;da hepimizin öğrendiği başka bir gerçek daha var:</p>
<p>Gördüğümüz her görüntü gerçek olmayabilir.</p>
<p>Alihan Kuriş&#8217;i Yahudi cemaatiyle yan yana gösterdiği ileri sürülen ve sosyal medyada yayılan görüntünün yapay zekâyla üretildiği yönündeki bilgiler bunun en çarpıcı örneklerinden biri.</p>
<p>Demek ki artık sadece söze değil, görüntüye bile şüpheyle yaklaşacağız.</p>
<p>Bir WhatsApp mesajına?</p>
<p>Bir ekran görüntüsüne?</p>
<p>Bir “çok sağlam kaynak söyledi” cümlesine?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Gazeteciliğin altın kuralı burada devreye giriyor:</p>
<p>Belge yoksa iddia vardır.</p>
<p>Belge varsa araştırma vardır.</p>
<p>Kesinleşmiş mahkeme kararı varsa hüküm vardır.</p>
<p>Bu üç kavramı birbirine karıştırırsak gazetecilik yapmayız.</p>
<p>Dedikodu üretiriz.</p>
<p>KÜLLİYE&#8217;YE YÜRÜMEK Mİ?</p>
<p>Şimdi bazı çevreler “Külliye&#8217;ye yürüyelim” derse…</p>
<p>Ben buna karşı çıkarım.</p>
<p>Çünkü Türkiye&#8217;nin ihtiyacı sokak gerilimi değil.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ihtiyacı:</p>
<p>Hukuk.</p>
<p>Birileri suç işlemişse savcı vardır.</p>
<p>Mahkeme vardır.</p>
<p>Devlet vardır.</p>
<p>Birileri suç işlememişse onların da hakkını hukuk korur.</p>
<p>Külliye&#8217;ye yürümek neyi çözecek?</p>
<p>Hiçbir şeyi.</p>
<p>Tam tersine toplumu böler.</p>
<p>Gerginliği artırır.</p>
<p>Ve gerçek dosyanın üzerini örtebilir.</p>
<p>Bir eyleme katılan herkes suçlu değildir.</p>
<p>Bir cemaat mensubu olmak suç değildir.</p>
<p>Bir siyasi görüşe sahip olmak suç değildir.</p>
<p>Ama suç işleyen varsa…</p>
<p>Kim olursa olsun hesabını vermelidir.</p>
<p>DEVLETİN ASIL SINAVI ŞİMDİ BAŞLIYOR</p>
<p>Bence devletin önünde çok daha büyük bir sınav var.</p>
<p>Eğer ortada ciddi bir para trafiği iddiası varsa araştırılmalı.</p>
<p>Eğer üç ülke üzerinden 66 milyar liralık hareket iddiası varsa belgeleri ortaya konulmalı.</p>
<p>Eğer yabancı istihbarat bağlantısı iddiası varsa incelenmeli.</p>
<p>Eğer devlet içinde kadrolaşma iddiası varsa araştırılmalı.</p>
<p>Eğer belediyelerde bağlantılar varsa soruşturulmalı.</p>
<p>Eğer milletvekilleri veya meclis üyeleri hakkında somut delil varsa incelenmeli.</p>
<p>Eğer Diyanet personeli hakkında somut bağlantılar varsa hukuk işletilmeli.</p>
<p>Eğer muhtarlar veya diğer kamu görevlileri hakkında delil varsa gereken yapılmalı.</p>
<p>Ama…</p>
<p>Delil yoksa da insanların itibarı korunmalı.</p>
<p>Çünkü hukuk devleti olmak tam olarak budur.</p>
<p>BEN KİMSEYİ MAHKUM ETMİYORUM</p>
<p>Tekrar söylüyorum.</p>
<p>Ben Alihan Kuriş&#8217;i suçlu ilan etmiyorum.</p>
<p>Süleymancıların tamamını suçlamıyorum.</p>
<p>Diyanet&#8217;teki imamların tamamını suçlamıyorum.</p>
<p>Bürokratların tamamını suçlamıyorum.</p>
<p>Belediye başkanlarını suçlamıyorum.</p>
<p>Milletvekillerini suçlamıyorum.</p>
<p>Meclis üyelerini suçlamıyorum.</p>
<p>Muhtarları suçlamıyorum.</p>
<p>Çünkü topluca suçlama yapmak adalet değildir.</p>
<p>Ben sadece şunu söylüyorum:</p>
<p>İddia varsa araştırılsın.</p>
<p>66 milyar lira iddiası varsa belgesi ortaya konulsun.</p>
<p>Üç ülke iddiası varsa ülkeler açıklansın.</p>
<p>Para hareketi varsa incelensin.</p>
<p>Yabancı bağlantı iddiası varsa soruşturulsun.</p>
<p>Devlet içinde kadrolaşma varsa ortaya çıkarılsın.</p>
<p>Kamu görevi kötüye kullanılmışsa hesabı sorulsun.</p>
<p>Suç yoksa insanlar aklansın.</p>
<p>Suç varsa hukuk gereğini yapsın.</p>
<p>Hepsi bu.</p>
<p>SON SÖZ: PARANIN İZİ, GÜCÜN İZİDİR</p>
<p>Pazar sohbetinin sonunda yine aynı yere geliyoruz:</p>
<p>Emanet.</p>
<p>İnsanların zekatı emanet.</p>
<p>Fitresi emanet.</p>
<p>Bağışı emanet.</p>
<p>Çocuğu emanet.</p>
<p>Güveni emanet.</p>
<p>Dini duygusu emanet.</p>
<p>Devletin vatandaşına verdiği adalet sözü de emanet.</p>
<p>Bu nedenle kimse:</p>
<p>“Biz dini hizmet yapıyoruz, bizi sorgulayamazsınız.” diyemez.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p>İddia edilen mali büyüklük ne kadar büyükse, şeffaflık sorumluluğu da o kadar büyük olmalıdır.</p>
<p>Devlet de:</p>
<p>“Bana güvenin.” demekle yetinmemeli.</p>
<p>Belgeyi göstermeli.</p>
<p>Vatandaş da: “Bunlar kesin suçlu.” demek yerine **“Araştırılsın.” **demeli.</p>
<p>Gazeteci de:</p>
<p>“Ben kararımı verdim.” dememeli.</p>
<p>**“Ben sorumu sordum, cevabı belge gösterecek.” **demeli.</p>
<p>Çünkü Türkiye&#8217;nin ihtiyacı yeni bir kavga değil.</p>
<p>Yeni bir kutuplaşma değil.</p>
<p>Yeni bir cemaat düşmanlığı değil.</p>
<p>Yeni bir siyasi linç değil.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ihtiyacı:</p>
<p>Şeffaflık.</p>
<p>Hukuk.</p>
<p>Denetim.</p>
<p>Belge.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p>Hakikat.</p>
<p>Eğer 66 milyar liralık para trafiği iddiası doğruysa, paranın izini sürün.</p>
<p>Kimden geldiğini bulun.</p>
<p>Nereye gittiğini bulun.</p>
<p>Kimlerin üzerinden geçtiğini bulun.</p>
<p>Kimler faydalandıysa ortaya çıkarın.</p>
<p>Ama eğer bu iddia yanlışsa…</p>
<p>Onu da açıkça ortaya koyun.</p>
<p>Çünkü gerçek gerçekten gerçekse korkacak hiçbir şeyi yoktur.</p>
<p>Yalan gerçekten yalansa onun da korkacağı tek şey vardır:</p>
<p>Belge.</p>
<p>Benim pazar sohbetimin özeti budur:</p>
<p>Paranın izini sürün.</p>
<p>Ama insanları delilsiz suçlamayın.</p>
<p>Soruları sorun.</p>
<p>Ama hükmü mahkemeye bırakın.</p>
<p>Devletin içine kim girdiyse araştırın.</p>
<p>Ama masumun hakkını çiğnemeyin.</p>
<p>Cemaatin hesabını sorun.</p>
<p>Ama cemaat mensubu olan herkesi suçlu ilan etmeyin.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p>Dini siyasete, siyaseti ticarete, ticareti kamu gücüne ve kamu gücünü de hiçbir yapının emrine vermeyin.</p>
<p>Çünkü bunlar birbirine karıştığında kaybeden yalnızca devlet olmaz.</p>
<p>Kaybeden yalnızca siyaset olmaz.</p>
<p>Kaybeden yalnızca bir cemaat olmaz.</p>
<p>En büyük zararı, yıllarca sessizce güvenen vatandaş görür.</p>
<p>İşte o yüzden…</p>
<p>Bu pazar sorumuz tek:</p>
<p>PARANIN İZİ NEREYE GİDİYOR?</p>
<p>Cevap belliyse açıklayın.</p>
<p>Belge varsa masaya koyun.</p>
<p>Suç varsa hukuk gereğini yapsın.</p>
<p>Suç yoksa insanlar aklansın.</p>
<p>Ama artık kimse vatandaşa:</p>
<p>**“Aman abi, fazla kurcalama.” **demesin.</p>
<p>Çünkü bazen bir ülkeyi kurtaran şey büyük nutuklar değil…</p>
<p>Doğru soruyu sormaya cesaret eden bir gazetecidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/paranin-izi-nereye-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonominin Lahana Turşusu!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/ekonominin-lahana-tursusu/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/ekonominin-lahana-tursusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 22:10:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86884</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin yazdı Bir gün… “ÖTV’yi sıfırladık” deniliyor. Ertesi gün… “Motorine 8,89 lira zam!” Eee? Şimdi vatandaş neye sevinecek? ÖTV’nin sıfırlanmasına mı? Motorinin yeniden zamlanmasına mı? Yoksa ikisini birden görünce matematik öğretmenine mi koşacak? Bu ne biçim lahana turşusu? Bu ne biçim perhiz? Bu ne biçim ekonomi yönetimi? Milletin aklıyla alay etmeyin! Çünkü vatandaş artık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #ff0000;">Aziz Dağtekin yazdı</span></h2>
<p>Bir gün…</p>
<p><strong>“ÖTV’yi sıfırladık”</strong> deniliyor.</p>
<p>Ertesi gün…</p>
<p><strong>“Motorine 8,89 lira zam!”</strong></p>
<p>Eee?</p>
<p>Şimdi vatandaş neye sevinecek?</p>
<p>ÖTV’nin sıfırlanmasına mı?</p>
<p>Motorinin yeniden zamlanmasına mı?</p>
<p>Yoksa ikisini birden görünce matematik öğretmenine mi koşacak?</p>
<p>Bu ne biçim lahana turşusu?</p>
<p>Bu ne biçim perhiz?</p>
<p>Bu ne biçim ekonomi yönetimi?</p>
<p>Milletin aklıyla alay etmeyin!</p>
<p>Çünkü vatandaş artık hesap makinesini market arabasının yanında taşıyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Bakın rakam çok basit.</p>
<p>ÖTV indiriminin motorinde pompa fiyatına yansıyan karşılığı yaklaşık <strong>9,29 lira</strong> olarak konuşuluyor.</p>
<p>Ertesi gün motorine <strong>8,89</strong> <strong>lira zam</strong> geliyor.</p>
<p>Yani teorik indirimin yaklaşık <strong>yüzde 96&#8217;sı</strong> daha vatandaşın cebinde doğru dürüst bir nefes almadan geri gidiyor.</p>
<p>Şimdi bunun adına ne diyeceğiz?</p>
<p><strong>“İndirim yaptık” mı?</strong></p>
<p>Yaptınız.</p>
<p><strong>“Zam yapmadık” mı?</strong></p>
<p>Yaptınız.</p>
<p><strong>“Vergiyi azalttık” mı?</strong></p>
<p>Azalttınız.</p>
<p><strong>“Fiyatı düşürdük” mü?</strong></p>
<p>Kağıt üzerinde.</p>
<p><strong>“Vatandaş rahatladı” mı?</strong></p>
<p>Hadi oradan!</p>
<p>Vatandaşın cebine bakın.</p>
<p>Vatandaşın mutfağına bakın.</p>
<p>Kamyoncunun deposuna bakın.</p>
<p>Servis şoförünün mazot hesabına bakın.</p>
<p>Çiftçinin traktörüne bakın.</p>
<p>Nakliyecinin kilometre hesabına bakın.</p>
<p>Esnafın elektrik, kira, personel ve akaryakıt giderine bakın.</p>
<p>Orada <strong>“ÖTV sıfırlandı”</strong> manşetinin ne kadar yaşadığını görürsünüz.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Asıl mesele şu:</p>
<p>Ekonomide kelime cambazlığıyla refah üretilmez.</p>
<p><strong>“İndirim”</strong> deyip ertesi gün fiyatı yeniden yukarı çekerseniz vatandaşın gördüğü tek şey <strong>fiyatın yine yükselmesidir.</strong></p>
<p>Vatandaş ekonomiyi basın bültenlerinden öğrenmiyor.</p>
<p>Markette öğreniyor.</p>
<p>Benzin istasyonunda öğreniyor.</p>
<p>Pazarda öğreniyor.</p>
<p>Faturayı öderken öğreniyor.</p>
<p>Kredi kartının asgarisini yatırırken öğreniyor.</p>
<p>Çocuğunun okul masrafını hesaplarken öğreniyor.</p>
<p>Yani vatandaş ekonominin dersini teoriden değil, <strong>cebinden</strong> görüyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Bir de şu meşhur enflasyon meselesi var.</p>
<p>Enflasyonu düşüreceğiz.</p>
<p>Güzel.</p>
<p>Kim istemez?</p>
<p>Ama kardeşim, milletin en temel giderlerinden biri olan akaryakıtı sürekli oynak bir fiyat mekanizmasının içine sokarak hayat pahalılığını nasıl bitireceksiniz?</p>
<p>Motorin zamlanınca sadece motorin zamlanmıyor ki!</p>
<p>Domatesin nakliyesi zamlanıyor.</p>
<p>Ekmekçinin maliyeti etkileniyor.</p>
<p>Marketin lojistiği etkileniyor.</p>
<p>Kargonun maliyeti etkileniyor.</p>
<p>Taksinin hesabı değişiyor.</p>
<p>Otobüsün maliyeti değişiyor.</p>
<p>Üreticinin tarladan fabrikaya taşıma maliyeti değişiyor.</p>
<p>Fabrikanın maliyeti değişiyor.</p>
<p>Sonra dönüp:</p>
<p><strong>“Enflasyon neden düşmüyor?”</strong> diye soruyoruz.</p>
<p>Neden düşsün?</p>
<p>Mazotun içinden geçen maliyet, ekonominin her yerine giriyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Bir de terminolojiye bayılıyorum.</p>
<p><strong>“Zam”</strong> demiyoruz.</p>
<p><strong>“Yukarı yönlü fiyat güncellemesi”</strong> diyoruz.</p>
<p>Allah Allah!</p>
<p>Fiyat yukarı gidince <strong>“güncelleme”</strong> oluyor.</p>
<p>Aşağı gidince <strong>“indirim”</strong> oluyor.</p>
<p>Vatandaşın maaşı yerinde sayınca onun adı ne oluyor?</p>
<p><strong>“Yatay yönlü gelir stabilizasyonu”</strong> mu?</p>
<p>Kiralar artıyor.</p>
<p><strong>“Piyasa koşulları.”</strong></p>
<p>Gıda artıyor.</p>
<p><strong>“Arz-talep dengesi.”</strong></p>
<p>Akaryakıt artıyor.</p>
<p><strong>“Fiyat güncellemesi.”</strong></p>
<p>Vatandaşın alım gücü düşüyor.</p>
<p><strong>“Geçici uyum süreci.”</strong></p>
<p>Bir tek vatandaşın cebindeki para konuşamıyor!</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Şunu artık açık açık söyleyelim:</p>
<p><strong>Millet kelime oyunu istemiyor.</strong></p>
<p>Millet gerçek fiyat istiyor.</p>
<p>Gerçek gelir istiyor.</p>
<p>Gerçek alım gücü istiyor.</p>
<p>Gerçek bir hayat pahalılığı mücadelesi istiyor.</p>
<p>Bugün 10 bin liralık motorin alan bir TIR şoförünün hesabı bellidir.</p>
<p>Kaç litre aldı?</p>
<p>Litre başına ne kadar vergi ödedi?</p>
<p>Kaç lirası doğrudan vergiye gitti?</p>
<p>Yarın aynı parayla kaç litre alabilecek?</p>
<p>Bunları bilir.</p>
<p>Çünkü adam ekonomiyi teorik olarak değil, kilometre kilometre yaşıyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Şimdi soruyorum:</p>
<p>ÖTV&#8217;yi sıfırlayıp ertesi gün o indirimin neredeyse tamamına yakınını fiyat artışıyla geri almak, vatandaşa ne anlatıyor?</p>
<p><strong>“Bakın, size indirim yaptık” mı?</strong></p>
<p>Yoksa, <strong>“İndirimin adını size gösterdik, etkisini ise geri aldık”</strong> mı?</p>
<p>Eğer ikinciyse…</p>
<p>Bunun adı ekonomi politikası değil, <strong>ekonomik illüzyondur.</strong></p>
<p>Ve vatandaş artık illüzyon gösterisi istemiyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Enflasyonu manşetlerle değil, maliyetlerle düşürürsünüz.</p>
<p>Hayat pahalılığını kelimelerle değil, vatandaşın satın alma gücünü artırarak bitirirsiniz.</p>
<p>Akaryakıtı bir gün indirip ertesi gün bindirerek değil; öngörülebilir, istikrarlı ve vatandaşın nefes alabileceği bir fiyat yapısı oluşturarak mücadele edersiniz.</p>
<p>Üreticinin maliyetini düşürmeden tüketicinin fiyatını düşüremezsiniz.</p>
<p>Nakliye maliyetini azaltmadan raf fiyatlarını kalıcı biçimde aşağı çekemezsiniz.</p>
<p>Vatandaşın gelirini artırmadan da <strong>“alım gücü yükseldi”</strong> diyemezsiniz.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Artık şu kelime oyunlarını bırakalım.</p>
<p><strong>“İndirim yaptık.”</strong></p>
<p><strong>“Zam yapmadık.”</strong></p>
<p><strong>“Fiyat güncelledik.”</strong></p>
<p><strong>“Vergiyi azalttık.”</strong></p>
<p><strong>“Enflasyonla mücadele ediyoruz.”</strong></p>
<p>Bunların hepsi kulağa hoş gelebilir.</p>
<p>Ama vatandaşın cebindeki hesap makinesi başka bir şey söylüyorsa…</p>
<p>Siyasetçinin cümlesi değil, <strong>vatandaşın hesabı doğrudur.</strong></p>
<p>Çünkü pazarda domatesin kilosu edebiyat dinlemiyor.</p>
<p>Akaryakıt pompası propaganda dinlemiyor.</p>
<p>Kira sözleşmesi açıklama dinlemiyor.</p>
<p>Market kasası basın toplantısı dinlemiyor.</p>
<p>Hepsi parayı istiyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>O yüzden gelin gerçek gündeme dönelim.</p>
<p>Emeklinin geçim sıkıntısına…</p>
<p>Asgari ücretlinin ay sonunu getirememesine…</p>
<p>Çiftçinin mazotuna…</p>
<p>TIR şoförünün kilometre hesabına…</p>
<p>Esnafın maliyetine…</p>
<p>Gıdanın fiyatına…</p>
<p>Kiranın ateşine…</p>
<p>Gençlerin gelecek kaygısına…</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p><strong>Milletin alım gücüne.</strong></p>
<p>Çünkü hayat pahalılığını bitirmenin yolu vatandaşa <strong>“indirim yaptık”</strong> demek değildir.</p>
<p>Vatandaşın gerçekten daha az ödemesini sağlamaktır.</p>
<p>Gerisi…</p>
<p>Laf-ı güzaf.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Son söz olarak!..</p>
<p>ÖTV&#8217;yi sıfırladık diye davul çalıp, ertesi gün motorine <strong>8,89 lira zam</strong> getiriyorsanız…</p>
<p>Vatandaş da doğal olarak sorar, <strong>“Kardeşim, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?”</strong></p>
<p>İşte ekonominin en can alıcı sorusu budur.</p>
<p>Ve bu soruya grafiklerle, sloganlarla, kelime oyunlarıyla cevap veremezsiniz.</p>
<p><strong>Cevap pompadadır.</strong></p>
<p><strong>Cevap markettedir.</strong></p>
<p><strong>Cevap vatandaşın cebindedir.</strong></p>
<p>Lütfen artık gerçek gündeme dönün.</p>
<p>Çünkü milletin canı, ekonomik terminolojiyle değil, <strong>hayat pahalılığıyla yanıyor. Bilmem anlatabiliyor muyuz?</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/ekonominin-lahana-tursusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tribünden Belediyeye, Belediyeden Tribüne! Akçeli İşler Oyunu?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/tribunden-belediyeye-belediyeden-tribune-akceli-isler-oyunu/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/tribunden-belediyeye-belediyeden-tribune-akceli-isler-oyunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:57:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86833</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Futbolun bir kuralı vardır: Top yuvarlaktır. Siyasetin de bir kuralı var artık: Para da yuvarlaktır! Nereden çıktığı belli olmaz. Bir bakarsınız tribünde&#8230; Bir bakarsınız belediye koridorunda&#8230; Bir bakarsınız ihale dosyasında&#8230; Bir bakarsınız seçim kampanyasında&#8230; Sonra dönüp dolaşıp yine bir tribün liderinin evinden çıkıverir! İnsan ister istemez soruyor: Bu ülkede futbol siyasete mi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;">Aziz Dağtekin Yazdı</span></h3>
<p>Futbolun bir kuralı vardır:</p>
<p>Top yuvarlaktır.</p>
<p>Siyasetin de bir kuralı var artık:</p>
<p>Para da yuvarlaktır!</p>
<p>Nereden çıktığı belli olmaz.</p>
<p>Bir bakarsınız tribünde&#8230;</p>
<p>Bir bakarsınız belediye koridorunda&#8230;</p>
<p>Bir bakarsınız ihale dosyasında&#8230;</p>
<p>Bir bakarsınız seçim kampanyasında&#8230;</p>
<p>Sonra dönüp dolaşıp yine bir tribün liderinin evinden çıkıverir!</p>
<p>İnsan ister istemez soruyor:</p>
<p><strong>Bu ülkede futbol siyasete mi bulaştı, siyaset futbola mı bulaştı, yoksa ikisi de “akçeli işler” ligine mi transfer oldu?</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Futbolun VAR&#8217;ı var, paranın VAR&#8217;ı yok!</span></strong></p>
<p>Futbolda hakem bir pozisyonu göremeyince VAR&#8217;a gidiyor.</p>
<p>Siyasette de keşke böyle bir sistem olsa.</p>
<p>Mesela bir belediye başkanı hakkında yolsuzluk iddiası ortaya atıldığında:</p>
<p><strong>“VAR&#8217;a gidiyoruz!”</strong></p>
<p>Ekranda beş açı&#8230;</p>
<p>Altı kamera&#8230;</p>
<p>Yedi bilirkişi&#8230;</p>
<p>Sonra hakem:</p>
<p><strong>“Pozisyon temiz!”</strong></p>
<p>Derken başka bir kamera açısı geliyor.</p>
<p><strong>“Bir dakika!”</strong></p>
<p><strong>“Topa değil, paraya bakıyoruz!”</strong></p>
<p>İşte memleketin asıl VAR sistemi belki de burada kurulmalı.</p>
<p>Çünkü son yıllarda spor dünyasında da siyasette de aynı kelimeler dönüp dolaşıp önümüze geliyor:</p>
<p><strong>Para&#8230; ihale&#8230; bağlantı&#8230; organizasyon&#8230; menfaat&#8230;</strong></p>
<p>Ve tabii ki:</p>
<p><strong>“Benim haberim yok!”</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>CHP&#8217;li belediyelerden mi bulaştı?</strong></span></p>
<p>Şimdi biri çıkıp sorabilir:</p>
<p><strong>“Aziz Bey, bu işin CHP&#8217;li belediyelerle ne ilgisi var?”</strong></p>
<p>Ben de derim ki:</p>
<p><strong>Bilmiyorum!</strong></p>
<p>Zaten mizahın güzelliği burada.</p>
<p>Ortada kesinleşmiş bir bağlantı yoksa kimseye suç isnat edemeyiz.</p>
<p>Ama memleketin siyaset gündeminde belediyeler etrafında dönen yolsuzluk, ihale ve para tartışmalarını görünce insanın aklına ister istemez şu geliyor:</p>
<p><strong>Acaba “akçeli işler” virüsü tribünlerden siyasete mi geçti?</strong></p>
<p>Yoksa tam tersi mi?</p>
<p>Belki de ikisi de aynı AVM&#8217;nin farklı mağazalarıdır!</p>
<p>Birinde forma satılıyor&#8230;</p>
<p>Ötekinde makam!</p>
<p>Birinde kombine&#8230;</p>
<p>Ötekinde ihale!</p>
<p>Birinde taraftar grubu&#8230;</p>
<p>Ötekinde siyasi grup!</p>
<p>Sonra herkes birbirine bakıp:</p>
<p><strong>“Benim bu işlerle ilgim yok.” </strong>diyor.</p>
<p>Ne güzel memleket!</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Ben tribün lideriyim” deyince hesap sormak yasak mı?</strong></span></p>
<p>Hayır!</p>
<p>Tribün liderliği bir dokunulmazlık zırhı değildir.</p>
<p>Belediye başkanlığı da değildir.</p>
<p>Milletvekilliği hiç değildir.</p>
<p>Parti yöneticiliği zaten değildir.</p>
<p>Kim olursa olsun&#8230;</p>
<p>Elinde olağanüstü bir servet varsa sorulur:</p>
<p><strong>Nereden geldi?</strong></p>
<p>Silah varsa sorulur:</p>
<p><strong>Neden var?</strong></p>
<p>Para varsa sorulur:</p>
<p><strong>Kimin parası?</strong></p>
<p>İhale varsa sorulur:</p>
<p><strong>Kime verildi?</strong></p>
<p>Belediye kasası varsa sorulur:</p>
<p><strong>Para nereye gitti?</strong></p>
<p>Ve bütün bunların cevabı hukuk içinde aranır.</p>
<p>Çünkü hukuk devletinde soyadının, formasının, partisinin, makamının veya tribündeki nüfuzunun bir önemi olmamalı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yeni transfer dönemi: Para nereye gidiyor?</strong></span></p>
<p>Futbolda transfer sezonu açıldı.</p>
<p>Kulüpler futbolcu arıyor.</p>
<p>Menajerler oyuncu arıyor.</p>
<p>Taraftar yıldız bekliyor.</p>
<p>Siyaset ise başka bir transfer piyasasına sahip:</p>
<p><strong>İddialar transfer oluyor!</strong></p>
<p>Bugün belediyede&#8230;</p>
<p>Yarın kulüpte&#8230;</p>
<p>Öbür gün tribünde&#8230;</p>
<p>Sonra sosyal medyada&#8230;</p>
<p>Bir bakıyorsunuz aynı kelimeler dönüp dolaşıyor.</p>
<p><strong>Akçeli işler!</strong></p>
<p>Fakat burada önemli bir ayrım var.</p>
<p>Her para suç değildir.</p>
<p>Her zenginlik suç değildir.</p>
<p>Her belediye başkanı hırsız değildir.</p>
<p>Her taraftar lideri de suçlu değildir.</p>
<p>Her iddia da gerçek değildir.</p>
<p>Ama&#8230;</p>
<p><strong>Şüpheli bir para hareketi varsa, hesabı sorulmalıdır.</strong></p>
<p>Hem de kimin yakını olduğuna bakılmadan.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Asıl kirlenen forma değil, sistem!</strong></span></p>
<p>Futbol formasının üzerine reklam alabilirsiniz.</p>
<p>Siyasetçinin billboarduna reklam koyabilirsiniz.</p>
<p>Belediyenin duvarına slogan yazabilirsiniz.</p>
<p>Ama bir şeyi temiz tutmak zorundasınız:</p>
<p><strong>Sistemi!</strong></p>
<p>Çünkü spor siyasete fazla yaklaşırsa tribünler kirlenir.</p>
<p>Siyaset parayla fazla iç içe girerse sandık kirlenir.</p>
<p>İhale sistemi kirlenirse devlet zarar görür.</p>
<p>Kulüp yönetimi kirlenirse taraftar zarar görür.</p>
<p>Sonunda da vatandaşın cebinden çıkan para, başkasının kasasına girer.</p>
<p>Sonra herkes birbirine:</p>
<p><strong>“Bizim çocuklar yapmaz.” </strong>der.</p>
<p>Memlekette en çok kullanılan siyasi savunma mekanizması da budur zaten:</p>
<p><strong>“Bizim çocuklar yapmaz.”</strong></p>
<p>Yapar mı?</p>
<p>Yapmaz mı?</p>
<p>Bunu slogan değil, belge söyler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Akçeli işler ligi” kurulursa şampiyon kim olur?</strong></span></p>
<p>İşte asıl mesele burada.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin artık yeni bir lige ihtiyacı yok.</p>
<p>Futbol ligimiz var.</p>
<p>Basketbol ligimiz var.</p>
<p>Voleybol ligimiz var.</p>
<p>Bir de görünmez bir lig oluşmasın:</p>
<p><strong>Akçeli İşler Ligi!</strong></p>
<p>Bu ligde forma yok.</p>
<p>Ama para var.</p>
<p>Tribün yok.</p>
<p>Ama taraftar var.</p>
<p>Hakem yok.</p>
<p>Ama soruşturma var.</p>
<p>VAR yok.</p>
<p>Ama MASAK var.</p>
<p>Ve en önemlisi&#8230;</p>
<p><strong>Kupayı kimin kaldıracağı belli değil!</strong></p>
<p>Çünkü bu ligin şampiyonunu taraftar değil, hukuk belirlemeli.</p>
<p>Son söz olarak;</p>
<p>Bir tribün liderinin evinden para çıkmış olabilir.</p>
<p>Bir belediye başkanı hakkında yolsuzluk iddiası olabilir.</p>
<p>Bir kulüp yöneticisi hakkında şaibeler konuşulabilir.</p>
<p>Bir siyasetçinin adı bir dosyada geçebilir.</p>
<p>Bunların hiçbirisi tek başına hüküm değildir.</p>
<p>Ama hepsi araştırılması gereken soru işaretleridir.</p>
<p>Benim derdim de zaten kişiler değil.</p>
<p><strong>Sistem!</strong></p>
<p>Çünkü bu memlekette artık insanın aklına şu soru geliyor:</p>
<p><strong>Spor siyasete bulaştıysa, siyaset spora bulaştıysa, bari paranın hangi formayla sahaya çıktığını bilelim!</strong></p>
<p>Ve son düdük çaldığında&#8230;</p>
<p>Hakem kim olursa olsun&#8230;</p>
<p><strong>Hesabı hukuk sorsun.</strong></p>
<p>Çünkü tribünün sloganı değişebilir.</p>
<p>Partinin sloganı değişebilir.</p>
<p>Forma değişebilir.</p>
<p>Başkan değişebilir.</p>
<p>Ama milletin parası&#8230;</p>
<p><strong>Milletin parasıdır.</strong></p>
<p>Gerisi?</p>
<p>Gerisi gerçekten de&#8230;</p>
<p><strong>Ultra Akçeli İşler!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/tribunden-belediyeye-belediyeden-tribune-akceli-isler-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tutsak Edilen Bir Ruhun Yeniden Diriliş Hikayesi!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/tutsak-edilen-bir-ruhun-yeniden-dirilis-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/tutsak-edilen-bir-ruhun-yeniden-dirilis-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86750</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Tarihi sadece savaşlar yazmaz. Liderler de yazmaz. Milletler yazar&#8230; Ve bazen görünmeyen bir akıl, milletin hafızasını yeniden ayağa kaldırır. Ben buna &#8220;devlet aklı&#8221; demeyi tercih ediyorum. Kimileri farklı isim koyabilir. Ama son yarım asra baktığımda birbirini tamamlayan büyük kırılmalar görüyorum. Bir zincirin halkaları gibi&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. Osmanlı yıkıldı. Sınırlar küçüldü. Ama asıl küçültülmek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></span></h3>
<hr />
<p>Tarihi sadece savaşlar yazmaz.</p>
<p>Liderler de yazmaz.</p>
<p>Milletler yazar&#8230;</p>
<p>Ve bazen görünmeyen bir akıl, milletin hafızasını yeniden ayağa kaldırır.</p>
<p>Ben buna <strong>&#8220;devlet aklı&#8221;</strong> demeyi tercih ediyorum.</p>
<p>Kimileri farklı isim koyabilir.</p>
<p>Ama son yarım asra baktığımda birbirini tamamlayan büyük kırılmalar görüyorum.</p>
<p>Bir zincirin halkaları gibi&#8230;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Osmanlı yıkıldı.</p>
<p>Sınırlar küçüldü.</p>
<p>Ama asıl küçültülmek istenen toprak değildi.</p>
<p>Ruhtu&#8230;</p>
<p>Çünkü biliyorlardı&#8230;</p>
<p>İnancını kaybeden millet direnemez.</p>
<p>Kimliğini kaybeden millet ayakta kalamaz.</p>
<p>Geçmişini unutan millet ise geleceğini başkasına teslim eder.</p>
<p>İlk hedef buydu.</p>
<p>Din kamusal hayattan uzaklaştırıldı.</p>
<p>Maneviyat geri plana itildi.</p>
<p>Kendi tarihinden utanan nesiller yetiştirilmeye çalışıldı.</p>
<p>Milletin omurgası eğilmek istendi.</p>
<p>Fakat hesap tutmadı.</p>
<p>Çünkü bu topraklarda kökler sandıklarından çok daha derindeydi.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Tam da Türkiye&#8217;nin ideolojik fırtınalar yaşadığı yıllarda Başbuğ A<strong>lparslan Türkeş</strong> sahneye çıktı.</p>
<p>Sokaklar kan gölüne dönüyordu.</p>
<p>Dünya iki kutba ayrılmıştı.</p>
<p>Marksizm&#8230;</p>
<p>Leninizm&#8230;</p>
<p>Maoizm&#8230;</p>
<p>Gençlik bu ideolojilerin cazibesiyle savruluyordu.</p>
<p><strong>Türkeş</strong> ise başka bir kapı açtı.</p>
<p>Türk milliyetçiliğini romantik bir slogan olmaktan çıkarıp tarih, kültür ve devlet fikri üzerine kurulu bir düşünce sistemi olarak anlattı.</p>
<p>Binlerce genç, kendisini yabancı ideolojilerde değil; kendi milletinin tarihinde aramaya başladı.</p>
<p>Türk olmakla övünmeyi&#8230;</p>
<p>Devlet fikrini&#8230;</p>
<p>Vatan sevgisini&#8230;</p>
<p>Medeniyet şuurunu&#8230;</p>
<p>Öğrendi.</p>
<p><strong>Türkeş</strong>&#8216;in etkisi yalnızca bir siyasi hareketle sınırlı kalmadı; Türk siyasal hayatında kalıcı bir milliyetçilik damarı oluşturdu.</p>
<p>Fakat bir millet sadece milliyetçilikle ayakta kalamaz.</p>
<p>Onu ayakta tutan ikinci sütun&#8230;</p>
<p>İnançtır.</p>
<p>Tam bu atmosferde <strong>Necmettin Erbakan</strong> çıktı.</p>
<p><strong>Erbakan</strong>, sadece bir siyasi parti kurmadı.</p>
<p>Bir zihniyet inşa etti.</p>
<p>Milli Nizam&#8230;</p>
<p>Milli Selamet&#8230;</p>
<p>Ardından Milli Görüş&#8230;</p>
<p>Bunlar yalnızca parti isimleri değildi.</p>
<p>Bir milletin özgüven manifestosuydu.</p>
<p><strong>Erbakan</strong>, yıllarca bastırılmış bir topluma şunu söyledi:</p>
<p><strong>&#8220;Kendi medeniyetinle ayağa kalkabilirsin.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Batıyı taklit etmeden de gelişebilirsin.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnancın seni geri bırakmaz; doğru anlaşıldığında ileri taşır.&#8221;</strong></p>
<p>İnsanlara yalnızca oy istemedi.</p>
<p>Kimlik kazandırdı.</p>
<p>Başını öne eğen milyonlarca insana yeniden doğrulmayı öğretti.</p>
<p>Bugün muhafazakâr siyasetin omurgasını oluşturan toplumsal tabanın şekillenmesinde <strong>Erbakan</strong>&#8216;ın etkisini inkâr etmek mümkün değildir.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Ardından <strong>Turgut Özal</strong> dönemi geldi.</p>
<p>Türkiye artık başka bir eşiğe yürüyordu.</p>
<p>Ekonomi&#8230;</p>
<p>Teknoloji&#8230;</p>
<p>Dünya ile rekabet&#8230;</p>
<p><strong>Özal,</strong> Türkiye&#8217;nin dışa açılmasını sağlayan reformlarla yeni bir sayfa açtı.</p>
<p>İhracat arttı.</p>
<p>Özel sektör güçlendi.</p>
<p>Anadolu sermayesi büyüdü.</p>
<p>Bugün üretim yapan birçok Anadolu şehrinin yükselişinde o dönemin reformlarının önemli payı bulunuyor.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Sonra&#8230;</p>
<p><strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> dönemi başladı.</p>
<p>Bu dönem, Türkiye&#8217;nin yakın tarihindeki en tartışmalı ama en belirleyici süreçlerden biri oldu.</p>
<p>İlk yıllarda reformlar&#8230;</p>
<p>Sonra güvenlik tehditleri&#8230;</p>
<p>Terör&#8230;</p>
<p>Bölgesel krizler&#8230;</p>
<p>Ve 15 Temmuz&#8230;</p>
<p>O gece yalnızca bir darbe girişimi yaşanmadı.</p>
<p>Devletin kurumlarına sızmış bir yapılanmaya karşı ağır bir mücadele başladı.</p>
<p>15 Temmuz sonrasında <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> ile <strong>Devlet Bahçeli</strong>&#8216;nin oluşturduğu Cumhur İttifakı, Türkiye siyasetinde yeni bir denge doğurdu.</p>
<p>Destekleyenler bu ortaklığı devletin bekası, güvenlik politikaları ve savunma sanayiindeki atılımlarla ilişkilendirirken; eleştirenler farklı değerlendirmeler yaptı.</p>
<p>Benim gördüğüm tablo ise şu:</p>
<p>Bir milleti ayağa kaldıran şey yalnızca ekonomi değildir.</p>
<p>Yalnızca seçimler değildir.</p>
<p>Önce kimlik ayağa kalkar.</p>
<p>Sonra inanç.</p>
<p>Ardından devlet kapasitesi güçlenir.</p>
<p><strong>Türkeş,</strong> milliyetçilik düşüncesinin güçlü temsilcilerinden biri olarak geniş bir etki oluşturdu.</p>
<p><strong>Erbakan,</strong> toplumun inanç ekseninde önemli bir iz bıraktı.</p>
<p><strong>Özal,</strong> ekonomik dönüşümün önünü açtı.</p>
<p><strong>Erdoğan</strong> ile <strong>Bahçeli</strong>&#8216;nin siyasi ortaklığı ise destekleyenlerin gözünde Türkiye&#8217;nin yeni güvenlik ve devlet anlayışının temel sütunlarından biri olarak görülüyor.</p>
<p>Tarih herkesi aynı şekilde yargılamaz.</p>
<p>Ama şu değişmez:</p>
<p>Milletler, köklerinden güç aldıkları sürece ayakta kalırlar.</p>
<p>Kökünü unutan toplumlar rüzgarın önündeki yaprak gibidir.</p>
<p>Köküne sahip çıkanlar ise fırtınaya yön verir.</p>
<p><span style="color: #333333;">Uzun sözün kısası olarak;</span></p>
<p>Ben Türkiye&#8217;nin yakın tarihine tek bir pencereden bakmıyorum.</p>
<p>Ne bütün başarıları tek bir lidere bağlıyorum&#8230;</p>
<p>Ne de bütün dönüşümleri tek bir döneme&#8230;</p>
<p>Bana göre Türkiye&#8217;nin son yarım yüzyılı; farklı dönemlerde öne çıkan fikirlerin, liderlerin ve toplumsal dinamiklerin birbirini tamamladığı uzun bir dönüşüm hikayesi olarak okuyorum.</p>
<p>Kimileri buna milletin dirilişi der.</p>
<p>Kimileri tarihi devamlılık&#8230;</p>
<p>Kimileri ise devlet aklı&#8230;</p>
<p>İsimler değişebilir.</p>
<p>Yorumlar farklı olabilir.</p>
<p>Ama bir gerçek değişmez:</p>
<p>Bir millet, inancıyla barışık olduğu, kimliğine sahip çıktığı, ekonomisini güçlendirdiği ve kurumlarını sağlam tuttuğu ölçüde geleceğe güvenle yürüyebilir.</p>
<p>Çünkü medeniyetler önce insanların zihninde yıkılır.</p>
<p>Ve yine insanların zihninde yeniden ayağa kalkar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/tutsak-edilen-bir-ruhun-yeniden-dirilis-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Adaylı Kongrelerin Kazananı Kim, Kaybedeni Kim?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/tek-adayli-kongrelerin-kazanani-kim-kaybedeni-kim/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/tek-adayli-kongrelerin-kazanani-kim-kaybedeni-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 19:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86701</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı MHP Adana’da 15 ilçe kongresi tamamlandı. Hayırlı olsun. Kongrelerin tamamı tek adayla yapılmış. Bir bakıma huzur var… Tartışma yok. Liste savaşı yok. Kürsü gerilimi yok. Rakip yok. Dolayısıyla kaybeden de yok! Ama durun… Ya kazanan da yoksa? İşte asıl soru burada başlıyor. Çünkü kongre dediğiniz şey sadece bir başkan seçmekten ibaret değildir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></span></h3>
<hr />
<p>MHP Adana’da 15 ilçe kongresi tamamlandı.</p>
<p>Hayırlı olsun.</p>
<p>Kongrelerin tamamı tek adayla yapılmış.</p>
<p>Bir bakıma huzur var…</p>
<p>Tartışma yok.</p>
<p>Liste savaşı yok.</p>
<p>Kürsü gerilimi yok.</p>
<p>Rakip yok.</p>
<p>Dolayısıyla kaybeden de yok!</p>
<p>Ama durun…</p>
<p><strong>Ya kazanan da yoksa?</strong></p>
<p>İşte asıl soru burada başlıyor.</p>
<p>Çünkü kongre dediğiniz şey sadece bir başkan seçmekten ibaret değildir.</p>
<p>Kongre;</p>
<p>heyecandır,</p>
<p>rekabettir,</p>
<p>fikirlerin yarışmasıdır,</p>
<p>teşkilatın kendisini yenilemesidir,</p>
<p>tabanın sesinin kürsüye yansımasıdır.</p>
<p>Şimdi düşünün…</p>
<p>Bir ilçede kongre yapılıyor.</p>
<p>Aday belli.</p>
<p>Sonuç belli.</p>
<p>Yönetim belli.</p>
<p>Kimin kazanacağı belli.</p>
<p>Hatta kongre başlamadan önce kimin konuşacağı bile belli.</p>
<p>Peki vatandaşın, teşkilat mensubunun, delegelerin heyecanı nerede?</p>
<p>İşte burada ciddi bir mesele ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Tek adaylı kongreler, partiye huzur getirebilir ama heyecan getirmez.</strong></p>
<p>Oysa siyasi partilerin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri heyecandır.</p>
<p>Çünkü heyecan yoksa hareket azalır.</p>
<p>Hareket azalırsa teşkilatın dinamizmi düşer.</p>
<p>Dinamizm düşünce de siyaset, aynı isimlerin aynı koltuklarda dolaştığı bir kısır döngüye dönüşebilir.</p>
<p>Bunu yalnızca Adana için söylemiyorum.</p>
<p><strong>Türkiye genelindeki kongre anlayışı açısından da tartışılması gereken bir mesele bu.</strong></p>
<p>Çok aday çıkması neden kötü olsun?</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p>Bir ilçede üç aday varsa, üç ayrı çalışma ekibi vardır.</p>
<p>Üç ayrı fikir vardır.</p>
<p>Üç ayrı heyecan vardır.</p>
<p>Üç ayrı insan grubunun siyasete katılma isteği vardır.</p>
<p>Delegeler düşünür, tartar, kıyaslar.</p>
<p>Adaylar kendilerini anlatmak zorunda kalır.</p>
<p>Teşkilat mensupları birbirleriyle konuşur.</p>
<p>Kongre gerçekten kongre olur.</p>
<p><strong>Sandık anlam kazanır.</strong></p>
<p>Peki tek aday olduğunda?</p>
<p>Seçim olmaktan çıkıp onaya dönüşme riski taşır.</p>
<p>Kimse kimseyi ikna etmek zorunda kalmaz.</p>
<p>Kimse yeni bir proje ortaya koymak zorunda kalmaz.</p>
<p>Kimse <strong><em>“Ben neden daha iyi yaparım?”</em> </strong> sorusunun cevabını vermek zorunda kalmaz.</p>
<p>Çünkü karşısında rakip yoktur.</p>
<p>Rakip yoksa rekabet de yoktur.</p>
<p>Rekabet yoksa gelişim nasıl olacak?</p>
<p>İşte asıl sorulması gereken soru budur.</p>
<p>Elbette burada bir parantez açmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Çok aday demek kavga demek değildir.</strong></p>
<p>Çok aday demek bölünmek demek de değildir.</p>
<p>Tam tersine, kurallar doğru işletildiğinde çok adaylı yarış, bir siyasi partinin gücünü gösterir.</p>
<p>Çünkü bir partide ne kadar çok insan <strong>“Ben bu görevi daha iyi yapabilirim”</strong> diyorsa, orada o kadar fazla siyasi enerji var demektir.</p>
<p>Aday sayısı arttıkça parti küçülmez.</p>
<p><strong>Doğru yönetildiğinde parti büyür.</strong></p>
<p>Asıl tehlike, insanların aday olmaktan korktuğu bir teşkilat yapısının oluşmasıdır.</p>
<p>Çünkü zamanla herkes şunu düşünmeye başlarsa:</p>
<p><strong>“Nasıl olsa aday belli…”</strong></p>
<p><strong>“Nasıl olsa sonuç belli…”</strong></p>
<p><strong>“Nasıl olsa liste belli…”</strong></p>
<p>O zaman kongrelerin teşkilata yeni kan getirme fonksiyonu ortadan kalkar.</p>
<p>Ve ortaya şu tablo çıkar:</p>
<p><strong>Aynı insanlar, aynı görevler, aynı yöntemler, aynı söylemler…</strong></p>
<p>Sonra da dönüp teşkilat neden heyecanını kaybetti diye sorarız.</p>
<p>Olmaz!</p>
<p>Siyaset biraz da cesaret işidir.</p>
<p>Bir insan çıkıp <strong>“Ben varım”</strong> diyebilmeli.</p>
<p>Kendisini anlatabilmeli.</p>
<p>Delegeden destek isteyebilmeli.</p>
<p>Projelerini ortaya koyabilmeli.</p>
<p>Ve sandıkta kazanırsa başkan olmalı.</p>
<p>Kaybederse de kazananın yanında durabilmeli.</p>
<p>İşte gerçek teşkilatçılık budur.</p>
<p>Bunun adı kavga değildir.</p>
<p>Bunun adı <strong>demokratik rekabettir.</strong></p>
<p>MHP gibi köklü bir siyasi hareketin en önemli avantajlarından biri de güçlü teşkilat yapısıdır.</p>
<p>Güçlü teşkilat ise yalnızca kalabalık salonlarla ölçülmez.</p>
<p>Güçlü teşkilat, farklı fikirlerin aynı dava etrafında buluşabilmesiyle ölçülür.</p>
<p>Bu nedenle mesele <strong><em>“Tek aday mı, çok aday mı?”</em></strong> sorusundan daha büyüktür.</p>
<p>Mesele şudur:</p>
<p><strong>Teşkilatlarımızda yeni isimlere, yeni fikirlere, yeni heyecanlara ne kadar alan açıyoruz?</strong></p>
<p>Çünkü çok aday varsa…</p>
<p>Çok çalışma vardır.</p>
<p>Çok fikir vardır.</p>
<p>Çok rekabet vardır.</p>
<p>Çok heyecan vardır.</p>
<p>Ve doğru yönetilirse…</p>
<p><strong>Çok daha büyük bir güç vardır.</strong></p>
<p>Kongre salonunda alkışlanan birlik görüntüsü elbette güzeldir.</p>
<p>Ama siyasi hareketler yalnızca alkışla büyümez.</p>
<p>Bazen biraz tartışmaya,</p>
<p>biraz rekabete,</p>
<p>biraz itiraza,</p>
<p>biraz farklı sese de ihtiyaç vardır.</p>
<p>Çünkü aynı şeyi söyleyen yüz kişinin oluşturduğu sessizlik, farklı fikirleri olan yüz kişinin oluşturduğu hareketlilikten daha güçlü değildir.</p>
<p>Adana kongreleri tamamlandı.</p>
<p>Şimdi asıl sınav başlıyor.</p>
<p>Yeni seçilen başkanlar ve yönetimler, bu tek adaylı kongrelerin ardından teşkilatlara gerçekten yeni bir ruh kazandırabilecek mi?</p>
<p>Yoksa birkaç ay sonra yine aynı isimleri, aynı toplantıları, aynı cümleleri mi duyacağız?</p>
<p>İşte bunu zaman gösterecek.</p>
<p>Ama bir şeyi şimdiden söylemek gerekiyor:</p>
<p><strong>Kongreler sadece başkan seçmek için yapılmaz.</strong></p>
<p>Kongreler teşkilatı yenilemek için yapılır.</p>
<p>Kongreler tabanı ayağa kaldırmak için yapılır.</p>
<p>Kongreler heyecan üretmek için yapılır.</p>
<p>Kongreler yeni isimleri siyasete kazandırmak için yapılır.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p><strong>Kongreler, partinin geleceğini bugünden kurmak için yapılır.</strong></p>
<p>O yüzden…</p>
<p>Tek adaylı kongrelerle <em><strong>“birlik”</strong> </em>görüntüsü vermek kolaydır.</p>
<p>Asıl mesele, farklı adayların yarıştığı bir ortamda <strong>birliği koruyabilmektir.</strong></p>
<p>İşte siyasi olgunluk da tam burada başlar.</p>
<p>Çünkü güçlü parti, rakibinden korkan parti değildir.</p>
<p><strong>Rakibinin çıkmasına rağmen birlikte yürüyebilen partidir.</strong></p>
<p>Ve unutmayalım!</p>
<p><strong>Ne kadar çok aday, o kadar çok rekabet.</strong></p>
<p><strong>Ne kadar çok rekabet, o kadar çok heyecan.</strong></p>
<p><strong>Ne kadar çok heyecan, o kadar güçlü teşkilat.</strong></p>
<p><strong>Ne kadar güçlü teşkilat, o kadar güçlü siyasi hareket.</strong></p>
<p>Kısacası mesele aday çokluğu değil.</p>
<p><strong>Mesele, teşkilatın içindeki enerjiyi sandığa yansıtabilmek.</strong></p>
<p>Bunu başarabilirsek kongre gerçekten kongre olur.</p>
<p>Başaramazsak…</p>
<p>Sadece isimler değişir.</p>
<p><strong>Koltuklar değişir.</strong></p>
<p><strong>Ama döngü değişmez.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/tek-adayli-kongrelerin-kazanani-kim-kaybedeni-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gazoz, Bir Dava, Bir Soru…</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/bir-gazoz-bir-dava-bir-soru/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/bir-gazoz-bir-dava-bir-soru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 08:25:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86665</guid>

					<description><![CDATA[Aziz DAĞTEKİN İle Pazar Sohbeti Bazı şeyleri anlatmak için uzun nutuklara gerek yoktur. Bazen bir gazoz şişesi yeter. Evet, yanlış okumadınız. Bir gazoz şişesi… Bizim gençliğimizde bir gazoz açılırdı. On kişi başına üşüşürdük. Birimiz içer, diğerine uzatırdık. Kimse “Ben daha fazla içeceğim” diye kavga etmezdi. Çünkü elimizde az vardı ama gönlümüzde çok şey vardı. Bugün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;">Aziz DAĞTEKİN İle Pazar Sohbeti</span></h3>
<hr />
<p>Bazı şeyleri anlatmak için uzun nutuklara gerek yoktur.</p>
<p>Bazen bir gazoz şişesi yeter.</p>
<p>Evet, yanlış okumadınız.</p>
<p>Bir gazoz şişesi…</p>
<p>Bizim gençliğimizde bir gazoz açılırdı.</p>
<p>On kişi başına üşüşürdük.</p>
<p>Birimiz içer, diğerine uzatırdık.</p>
<p>Kimse <em><strong>“Ben daha fazla içeceğim”</strong></em> diye kavga etmezdi.</p>
<p>Çünkü elimizde az vardı ama gönlümüzde çok şey vardı.</p>
<p>Bugün ise imkanlar arttı.</p>
<p>Ama paylaşma duygusu aynı ölçüde arttı mı?</p>
<p>İşte asıl mesele burada.</p>
<p>Çünkü ülkücülük bana göre hiçbir zaman sadece bir siyasi kimlik olmadı.</p>
<p>Bir hayat biçimiydi.</p>
<p>Dostluktu.</p>
<p>Vefaydı.</p>
<p>Yoklukta beraberlikti.</p>
<p>Bir arkadaşının derdi varsa kendi derdin gibi görmemek mümkün değildi.</p>
<p>Birinin başına iş geldiğinde <strong><em>“Bana dokunmuyor”</em></strong> diyemezdin.</p>
<p>Çünkü aynı yolun yolcusuyduk.</p>
<p>Aynı yağmurun altında ıslanırdık.</p>
<p>Aynı sofrada ekmeği bölerdik.</p>
<p>Bugün ise insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:</p>
<p><strong>Biz büyüdükçe dava mı büyüdü, yoksa aramızdaki mesafe mi?</strong></p>
<p>İşte bu soruyu sormaktan kimse korkmamalı.</p>
<p>Çünkü sevdiğin bir yapıya soru sormak ihanet değildir.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p>Onun geleceğini düşünmektir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BİR HAREKETİN EN BÜYÜK SERVETİ</strong></span></p>
<p>Bir siyasi hareketin en büyük serveti bina değildir.</p>
<p>Makam değildir.</p>
<p>Tabela değildir.</p>
<p>Araç değildir.</p>
<p>Hatta sadece seçim sonucu da değildir.</p>
<p>İnsandır.</p>
<p>İnsan yetiştirebiliyorsa…</p>
<p>Gençlerine umut verebiliyorsa…</p>
<p>Tecrübelisini kenarda bırakmıyorsa…</p>
<p>Farklı fikirleri düşmanlık saymıyorsa…</p>
<p>Orada gelecek vardır.</p>
<p>Ama yetişmiş insanlarını küstürüyorsa…</p>
<p>Gençlerine <strong><em>“Sen daha küçüksün”</em> </strong>diyerek kapıyı kapatıyorsa…</p>
<p>Yıllarca emek vermiş insanlara yalnızca geçmişleri soruluyor, bugün ne yapabilecekleri sorulmuyorsa…</p>
<p>Orada ciddi bir muhasebe yapmak gerekir.</p>
<p>Çünkü kaybedilen bir seçim telafi edilebilir.</p>
<p>Kaybedilen insan ise bazen geri dönmez.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>DAVANIN HAFIZASI VARDIR</strong></span></p>
<p>Siyasette hafıza sandığımızdan daha güçlüdür.</p>
<p>Bugün bir toplantıda yanında olmayan insanın dün nerede olduğunu bilenler vardır.</p>
<p>Bugün alkışlamayanın dün hangi şartlarda mücadele ettiğini hatırlayanlar vardır.</p>
<p>Bugün kenarda duran kişinin hangi günlerde en önde yürüdüğünü bilenler vardır.</p>
<p>İnsanların geçmişini silmek kolay değildir.</p>
<p>Bir listeye adını yazmamakla bir insanın emeğini yok sayamazsınız.</p>
<p>Bir görevi vermemekle onun yıllarını değersizleştiremezsiniz.</p>
<p>Çünkü emek, makamdan bağımsızdır.</p>
<p>Ve dava dediğimiz şey de tam burada başlar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“BEN” ÇOĞALDIKÇA “BİZ” AZALMASIN</strong></span></p>
<p>Bir hareketin içerisine <strong><em>“ben”</em> </strong>duygusu fazla girdiğinde ortak ruh zayıflar.</p>
<p><strong><em>“Ben yaptım.”</em></strong></p>
<p><em><strong>“Ben getirdim.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Ben çözdüm.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Ben olmazsam olmaz.”</strong></em></p>
<p>Bu cümleler çoğaldıkça teşkilat küçülür.</p>
<p>Çünkü hiçbir siyasi hareket tek bir insanın omuzlarında sonsuza kadar taşınamaz.</p>
<p>Bir kişinin kabiliyeti elbette önemlidir.</p>
<p>Tecrübesi de…</p>
<p>Yeteneği de…</p>
<p>Ama hareketlerin kaderini şahıslar değil, kadrolar belirler.</p>
<p>İyi kadro kuramayan yönetici, ne kadar güçlü görünürse görünsün aslında geleceği tüketiyordur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BİR GENÇ SİZE NE ZAMAN KÜSER?</strong></span></p>
<p>Bir gencin teşkilattan kopması bir günde olmaz.</p>
<p>Önce dinlenmediğini hisseder.</p>
<p>Sonra önemsenmediğini düşünür.</p>
<p>Sonra <em><strong>“Benim burada ne işim var?”</strong></em> diye sorar.</p>
<p>En sonunda da sessizce uzaklaşır.</p>
<p>Ve siz onun gittiğini ancak sandalyeler boşaldığında fark edersiniz.</p>
<p>Oysa mesele sandalye değildir.</p>
<p>Mesele, o sandalyeye oturacak insanı yetiştirememektir.</p>
<p>Gençleri yalnızca seçim zamanı hatırlamak büyük hatadır.</p>
<p>Genç insan afiş asmak için değil, geleceği kurmak için teşkilatta bulunmalıdır.</p>
<p>Ona sadece görev değil…</p>
<p>Söz de verilmelidir.</p>
<p>Sadece sorumluluk değil…</p>
<p>Fikir hakkı da verilmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TECRÜBELİLERİ DE ÇÖPE ATMAYIN</strong></span></p>
<p>Gençleri kazanacağız diye tecrübeyi kaybetmek de aynı derecede yanlıştır.</p>
<p>Yıllarını vermiş insanları<strong><em> “artık zamanı geçti”</em></strong> diye kenara koymak…</p>
<p>Bir hareketin kendi hafızasını kendi eliyle silmesidir.</p>
<p>Genç enerji ile tecrübe birleşirse güç doğar.</p>
<p>Biri diğerinin rakibi değildir.</p>
<p>Tam tersine birbirinin tamamlayıcısıdır.</p>
<p>Dünün birikimi ile yarının heyecanı aynı masada buluşabilirse teşkilat nefes alır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>PEKİ, “BEDEL ÖDEDİM” DİYENLERE NE DİYECEĞİZ?</strong></span></p>
<p>Öncelikle saygı.</p>
<p>Çünkü gerçekten bedel ödeyen insanların hakkını inkar etmek mümkün değildir.</p>
<p>Yokluk görmüş…</p>
<p>Sıkıntı çekmiş…</p>
<p>Dışlanmış…</p>
<p>İşinden, çevresinden, rahatından olmuş…</p>
<p>Davası uğruna yıllar vermiş insanların emeği küçümsenemez.</p>
<p>Ama geçmişte çekilen sıkıntı, geleceğin tapusu da değildir.</p>
<p>Çünkü hayatın her döneminde yeni bir imtihan vardır.</p>
<p>Dün fedakarlık yapan bugün de fedakarlık yapabiliyorsa…</p>
<p>İşte gerçek devamlılık budur.</p>
<p><em><strong>“Ben geçmişte ne yaptım?”</strong></em> sorusu kadar,</p>
<p><strong>“Bugün ne yapıyorum?”</strong></p>
<p>sorusunun da sorulması gerekir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">BİR FOTOĞRAF HER ŞEYİ ANLATMAZ</span></strong></p>
<p>Sosyal medya çağındayız.</p>
<p>Bir fotoğraf çekiliyor.</p>
<p>Paylaşılıyor.</p>
<p>Altına birkaç güzel cümle yazılıyor.</p>
<p>Sonra herkes birbirini <em><strong>“dava adamı”</strong></em> ilan ediyor.</p>
<p>Oysa bir insanın davasını anlamak için fotoğrafına değil, zor günlerine bakmak gerekir.</p>
<p>Kimse bakmıyorken ne yaptı?</p>
<p>Karşılığını alamayacağını bildiği halde çalıştı mı?</p>
<p>Yanında kimse yokken arkadaşının yanında durdu mu?</p>
<p>Haksızlığa uğradığında başkasına da haksızlık yapmamayı başarabildi mi?</p>
<p>Asıl ölçü budur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>MHP’NİN YARINI KADRO MESELESİDİR</strong></span></p>
<p>MHP’nin geleceği sadece bugünün yöneticileriyle ilgili değildir.</p>
<p>Asıl mesele, yarının kadrolarının nasıl yetiştirileceğidir.</p>
<p>Bugün gençlere kapı açılmazsa yarın o kapıyı açacak kimse kalmayabilir.</p>
<p>Bugün farklı düşünen herkesi dışarı itersek yarın içeride yalnızca birbirini onaylayan insanlar kalabilir.</p>
<p>Bu ise güç değil, zayıflıktır.</p>
<p>Bir teşkilatın büyüklüğü, içinde kaç kişinin konuşabildiğiyle de ölçülür.</p>
<p>Herkes aynı şeyi söylüyorsa orada birlik olabilir.</p>
<p>Ama gelişim olmayabilir.</p>
<p>Oysa fikirlerin konuştuğu, yanlışların düzeltilebildiği, tecrübenin dinlendiği, gençlerin önünün açıldığı bir yapı geleceğe daha sağlam yürür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ASIL SORU ŞU!</strong></span></p>
<p>Şimdi herkes kendi bulunduğu yere bakmalı.</p>
<p>Başkan…</p>
<p>Yönetici…</p>
<p>Teşkilat mensubu…</p>
<p>Eski yönetici…</p>
<p>Genç…</p>
<p>Tecrübeli…</p>
<p>Herkes.</p>
<p>Kendisine şu soruyu sormalı:</p>
<p><strong>“Ben benden sonra gelecek insana ne bırakıyorum?”</strong></p>
<p>Bir makam mı?</p>
<p>Bir kavga mı?</p>
<p>Bir kırgınlık mı?</p>
<p>Yoksa yetişmiş bir kadro mu?</p>
<p>Çünkü insanın gerçek başarısı, kendisinden sonra da işlerin düzgün yürümesidir.</p>
<p>Kendisine bağlı insanlar yetiştiren değil…</p>
<p>Kendisinden bağımsız güçlü insanlar yetiştiren yönetici başarılıdır.</p>
<p>Çünkü iyi bir kaptan gemiyi kendisine bağımlı bırakmaz.</p>
<p>Rotayı öğretir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">MHP BİR KİŞİDEN, BİR DÖNEMDEN, BİR MAKAMDAN BÜYÜKTÜR</span></strong></p>
<p>Bunu unutmamak gerekir.</p>
<p>MHP’nin tarihi sadece bugün görev yapanların tarihi değildir.</p>
<p>Dün omuz verenlerin…</p>
<p>Bugün çalışanların…</p>
<p>Yarın bayrağı taşıyacakların ortak hikayesidir.</p>
<p>Kimse bu hikâayenin tamamını kendisine mal edemez.</p>
<p>Çünkü bayrak elden ele geçer.</p>
<p>Nöbet değişir.</p>
<p>İsimler değişir.</p>
<p>Görevler değişir.</p>
<p>Ama dava devam eder.</p>
<p>Bu yüzden bugün yapılması gereken şey birbirimizi tüketmek değil, birbirimizi çoğaltmaktır.</p>
<p>Daha fazla insan kazanmak…</p>
<p>Daha fazla genç yetiştirmek…</p>
<p>Daha fazla fikir üretmek…</p>
<p>Daha fazla gönül almak…</p>
<p>Daha fazla güven vermek…</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SON SÖZ OLARAK</strong></span></p>
<p>Biz bir zamanlar bir gazozu on kişi içerdik.</p>
<p>Belki bugün o gazozun tadını hatırlayan çok az kişi kaldı.</p>
<p>Ama o paylaşmanın ne anlama geldiğini hala hatırlıyoruz.</p>
<p>Çünkü mesele gazoz değildi.</p>
<p>Mesele şuydu:</p>
<p><strong>Elimizde az vardı ama birbirimize çok değer verirdik.</strong></p>
<p>Bugün imkanlarımız daha fazla olabilir.</p>
<p>Makamlarımız olabilir.</p>
<p>Görevlerimiz olabilir.</p>
<p>Yetkilerimiz olabilir.</p>
<p>Ama birbirimize olan tahammülümüz, vefamız ve paylaşma duygumuz azalırsa…</p>
<p>Elimizde ne kadar çok şey olursa olsun, aslında fakirleşmiş oluruz.</p>
<p>O yüzden MHP’nin geleceği için bir önerim var:</p>
<p>Birbirimizi elemek yerine çoğaltalım.</p>
<p>Gençleri bekletmek yerine yetiştirelim.</p>
<p>Tecrübeyi kenara atmak yerine gençlikle buluşturalım.</p>
<p>Geçmişte ödenen bedelleri unutmayalım ama onları geleceğin önüne de set yapmayalım.</p>
<p>Ve en önemlisi…</p>
<p>Kendimizden sonra gelecek insanın bizden daha iyi olmasından korkmayalım.</p>
<p>Çünkü iyi bir dava adamının en büyük eseri…</p>
<p>Kendi adının daha çok duyulması değildir.</p>
<p><strong>Kendisinden sonra davayı daha ileri taşıyacak insanların yetişmesidir.</strong></p>
<p>Bir gün hepimiz çekileceğiz.</p>
<p>Birileri gelecek.</p>
<p>Birileri gidecek.</p>
<p>Birileri bayrağı devralacak.</p>
<p>O gün geriye şu soru kalacak:</p>
<p><strong>“Bu davaya kaç insan kazandırdın?”</strong></p>
<p>İşte cevap…</p>
<p>Ne makamda.</p>
<p>Ne koltukta.</p>
<p>Ne fotoğrafta.</p>
<p>Ne alkışta.</p>
<p>Cevap, yetiştirdiğin insanda olacak.</p>
<p>Çünkü davalar…</p>
<p>İnsanları tüketerek değil,</p>
<p><strong>insan yetiştirerek büyür.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/bir-gazoz-bir-dava-bir-soru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava Kimsenin Tapulu Malı Değildir!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/dava-kimsenin-tapulu-mali-degildir/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/dava-kimsenin-tapulu-mali-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 11:53:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86652</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bir dakika! Şöyle bir durun. Kürsüden inin. Makam odasının kapısını kapatın. Alkış seslerini biraz kısın. Ve kendinize şu soruyu sorun: Siz gerçekten davaya mı hizmet ediyorsunuz, yoksa makamınıza mı? Çünkü artık bazı şeyleri açık açık konuşmanın zamanı geldi. MHP&#8217;de dava başka şeydir… Makam başka şeydir. Sadakat başka şeydir… Biat başka şeydir. Liyakat &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Bir dakika!</p>
<p>Şöyle bir durun.</p>
<p>Kürsüden inin.</p>
<p>Makam odasının kapısını kapatın.</p>
<p>Alkış seslerini biraz kısın.</p>
<p>Ve kendinize şu soruyu sorun:</p>
<p><strong>Siz gerçekten davaya mı hizmet ediyorsunuz, yoksa makamınıza mı?</strong></p>
<p>Çünkü artık bazı şeyleri açık açık konuşmanın zamanı geldi.</p>
<p>MHP&#8217;de dava başka şeydir…</p>
<p>Makam başka şeydir.</p>
<p>Sadakat başka şeydir…</p>
<p>Biat başka şeydir.</p>
<p>Liyakat başka şeydir…</p>
<p>Adam kayırmak başka şeydir.</p>
<p>Teşkilat disiplini başka şeydir…</p>
<p><strong>Korkudan susmak bambaşka şeydir.</strong></p>
<p>Bunların hepsini aynı torbaya doldurup adına<strong><em> “dava şuuru”</em></strong> demek, kimse kusura bakmasın ama meseleyi çözmez.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p><strong>Meseleyi daha da büyütür.</strong></p>
<p>Çünkü bir teşkilatta liyakat konuşulmaya başlandığında bazı koltukların sallanmasından korkuluyorsa…</p>
<p>Sorun liyakat değildir.</p>
<p>Sorun koltuktur.</p>
<p>Bir teşkilatta soru soran insan<em><strong> “hain”</strong></em>, eleştiren insan <strong><em>“fitneci”</em></strong>, farklı düşünen insan <strong><em>“dava düşmanı”</em> </strong>ilan ediliyorsa…</p>
<p>Orada sorun eleştiren değildir.</p>
<p><strong>Sorun, eleştiriye tahammül edemeyen anlayıştır.</strong></p>
<p>Bir insanın fikrine cevap veremeyip şahsına saldırmak kolaydır.</p>
<p>Bir iddiayı çürütmek yerine sahibini suçlamak kolaydır.</p>
<p><em><strong>“Bunu neden yaptınız?”</strong> </em>sorusuna cevap vermek yerine…</p>
<p><strong><em>“Sen kimin adamısın?”</em> </strong>demek çok daha kolaydır.</p>
<p>Ama bu kolaycılık siyasette bir yere kadar gider.</p>
<p>Çünkü vicdanın soruları, makam odalarının kapısında durmaz.</p>
<p>İnsanların içinde büyür.</p>
<p>Ve gün gelir…</p>
<p><strong>En sessiz insanın bile içinden bir cümle yükselir:</strong></p>
<p><em><strong>“Yeter artık!”</strong></em></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>MAKAM, DAVA DEĞİLDİR!</strong></span></p>
<p>Bunu özellikle söylemek gerekiyor.</p>
<p>Çünkü bazıları makamı davanın kendisi zannetmeye başladı.</p>
<p>Başkanlık koltuğuna oturunca teşkilatın sahibi olduğunu sanıyor.</p>
<p>Yetki alınca insanların üzerinde sınırsız tasarruf hakkı olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Kendisine yakın olanı <strong><em>“sadık”.</em></strong></p>
<p>Kendisine soru soranı<em><strong> “tehlikeli”</strong></em> görüyor.</p>
<p>Kendisine alkış tutanı <strong><em>“dava adamı”.</em></strong></p>
<p>Kendisine itiraz edeni<strong><em> “problemli”</em></strong> ilan ediyor.</p>
<p>Böyle bir anlayışın adı dava adamlığı değildir.</p>
<p><strong>Bunun adı makam konforudur.</strong></p>
<p>Ve makam konforunun en büyük düşmanı liyakattir.</p>
<p>Çünkü liyakat geldiğinde torpil geriler.</p>
<p>Liyakat geldiğinde yakınlık geriler.</p>
<p>Liyakat geldiğinde<strong><em> “Benim adamım”</em></strong> anlayışı geriler.</p>
<p>Liyakat geldiğinde gerçekten hak eden öne çıkar.</p>
<p>İşte bazılarını rahatsız eden de tam olarak budur.</p>
<p>Çünkü liyakat, kimsenin cebindeki tapu değildir.</p>
<p><strong>Liyakat hak edene hakkını vermektir.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">“BİAT ET, YÜKSEL” DÜZENİ…</span></strong></p>
<p>Şimdi gelelim en can alıcı yere.</p>
<p>Eğer bir teşkilatta yükselmenin yolu;</p>
<p>çok çalışmak değil,</p>
<p>çok üretmek değil,</p>
<p>çok emek vermek değil,</p>
<p>insan kazanmak değil,</p>
<p>teşkilata katkı sağlamak değil de…</p>
<p><strong>Birilerine yakın durmaksa…</strong></p>
<p>Orada ciddi bir problem var demektir.</p>
<p>Eğer makam için fikir değiştirmek meziyet sayılıyorsa…</p>
<p>Eğer dün söylediğinin tam tersini bugün söylemek <strong><em>“siyaset”</em> </strong>kabul ediliyorsa…</p>
<p>Eğer yanlış yapanı uyarmak yerine yanlışın arkasında durmak “sadakat” diye pazarlanıyorsa…</p>
<p>Buna kimse kusura bakmasın…</p>
<p><strong>Sadakat denmez.</strong></p>
<p>Bunun adı…</p>
<p><strong>Biat kültürüdür.</strong></p>
<p>Dava insanı, doğru bildiğini gerektiğinde kendi büyüğüne de söyler.</p>
<p>Çünkü dava adamının sadakati şahsa değil, davaya olur.</p>
<p>Şahıs yanılabilir.</p>
<p>Başkan yanılabilir.</p>
<p>Yönetici yanılabilir.</p>
<p>Milletvekili yanılabilir.</p>
<p>İl başkanı yanılabilir.</p>
<p>İlçe başkanı yanılabilir.</p>
<p><strong>Ama <em>“Ben büyüğüm, o halde ben ne dersem doğrudur”</em> anlayışı yanılmazlık değildir.</strong></p>
<p>Sadece kibirdir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KRALDAN ÇOK KRALCI OLANLARA…</strong></span></p>
<p>Bir de şu arkadaşlar var.</p>
<p>Asıl kral ortada yokken kral adına konuşanlar…</p>
<p>Kralın söylemediğini söyleyenler…</p>
<p>Kralın düşünmediğini düşünüp millete anlatanlar…</p>
<p>Kralın yanında görünmek için başkalarını ezmeyi maharet sananlar…</p>
<p>Sanki makamın bekçisi!</p>
<p>Sanki davanın tapu müdürü!</p>
<p>Sanki ülkücülük ruhsatı onların cebinde!</p>
<p>Bir dakika!</p>
<p><strong>Siz kimsiniz?</strong></p>
<p>Bu davanın sahibi misiniz?</p>
<p>Hayır!</p>
<p>Siz de bu davanın emanetçilerisiniz.</p>
<p>Hepimiz öyleyiz.</p>
<p>Bugün görevde olan da…</p>
<p>Yarın görevden ayrılacak olan da…</p>
<p>Bu teşkilatta aynı hakikatin karşısında durmalıdır:</p>
<p><strong>Dava şahıslardan büyüktür.</strong></p>
<p>Bunu unutmayın.</p>
<p>Çünkü makam insanı büyütmez.</p>
<p>Makam, insanın karakterini görünür hale getirir.</p>
<p>Kiminin eline yetki geçer…</p>
<p>Adaletli olur.</p>
<p>Kiminin eline yetki geçer…</p>
<p>Etrafına duvar örer.</p>
<p>Kiminin eline yetki geçer…</p>
<p>İnsanları dinler.</p>
<p>Kiminin eline yetki geçer…</p>
<p>Sadece kendisini dinletir.</p>
<p>Kiminin eline makam geçer…</p>
<p>Liyakati arar.</p>
<p>Kiminin eline makam geçer…</p>
<p>Kendi adamını arar.</p>
<p><strong>İşte insanı anlatan makam değil, makamla kurduğu ilişkidir.</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KIRGINLARI KÜÇÜMSEMEYİN!</strong></span></p>
<p>Bugün belki susuyorlar.</p>
<p>Ama susuyorlar diye görmediklerini sanmayın.</p>
<p>Yıllarca teşkilat kapılarında bekleyenleri…</p>
<p>Ülkücü hareket için emek verenleri…</p>
<p>Maddi manevi bedel ödeyenleri…</p>
<p>Bir telefonla değil, yıllarca süren mücadeleyle teşkilatın yükünü taşıyanları…</p>
<p>Bir kenara itip sonra <strong><em>“Nerede bu insanlar?”</em></strong> diye sormayın.</p>
<p>Onlar yok olmadı.</p>
<p><strong>Kırıldılar.</strong></p>
<p>Ve kırgın insanı küçümsemek siyasetin en büyük hatalarından biridir.</p>
<p>Çünkü kırgınlık bazen öfkeye dönüşmez.</p>
<p>Bazen sessiz bir muhasebeye dönüşür.</p>
<p>İnsan kendi kendine sorar:</p>
<blockquote><p>“Ben bunun için mi yıllarca mücadele ettim?”</p>
<p>“Ben bunun için mi bedel ödedim?”</p>
<p>“Ben bunun için mi sustum?”</p>
<p>“Ben bunun için mi sabrettim?”</p></blockquote>
<p>İşte o soruların cevabı kolay değildir.</p>
<blockquote><p>Çünkü vicdanın karşısında propaganda sökmez.</p>
<p>Makam sökmez.</p>
<p>Alkış sökmez.</p>
<p>Biat sökmez.</p></blockquote>
<p><strong>Vicdan, insanın içinde kurulan en büyük mahkemedir.</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BUGÜN KOLTUKTA OLANLAR, YARIN KAPIDA OLABİLİR</strong></span></p>
<p>Bunu da unutmayın.</p>
<p>Siyasette hiçbir koltuk ebedî değildir.</p>
<p>Bugün<em><strong> “Başkanım”</strong> </em>diye etrafınızda dolaşanların yarın telefonunuza çıkmaması mümkündür.</p>
<p>Bugün kapınızda bekleyenlerin yarın sizin kapınızdan geçmemesi mümkündür.</p>
<p>Bugün sizinle fotoğraf çektirenlerin yarın başka fotoğrafların içinde yer alması mümkündür.</p>
<p>Çünkü siyaset böyledir.</p>
<p><strong>Makam geçicidir.</strong></p>
<p>Ama itibar…</p>
<p>İtibar kalır.</p>
<p>İnsanların hafızasında bıraktığınız iz kalır.</p>
<p>Ve gün gelir herkes kendi defterini açar.</p>
<p>Kim adaletliydi?</p>
<p>Kim liyakati savundu?</p>
<p>Kim insanları dinledi?</p>
<p>Kim güçsüzün yanında durdu?</p>
<p>Kim makamı kendi çevresini büyütmek için kullandı?</p>
<p>Kim eleştiriyi düşmanlık saydı?</p>
<p>Kim haklıyı değil, kendisine yakını korudu?</p>
<p>İşte o gün…</p>
<p><strong>Kraldan çok kralcı olanların krallığı biter.</strong></p>
<p>Çünkü alkış kesildiğinde geriye karakter kalır.</p>
<p>Makam gittiğinde geriye vicdan kalır.</p>
<p>Kalabalık dağıldığında geriye insan kalır.</p>
<p>Ve insan…</p>
<p><strong>Kendi yaptığıyla baş başa kalır.</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>MHP&#8217;NİN İHTİYACI BİAT EDENLERE DEĞİL, LİYAKATLİ İNSANLARA VAR</strong></span></p>
<p>Açık konuşalım.</p>
<p>Bu hareketin ihtiyacı daha fazla dalkavuk değildir.</p>
<p>Daha fazla “Emredersiniz” diyen insan değildir.</p>
<p>Daha fazla makam hesabı yapan insan değildir.</p>
<p>Daha fazla kişisel sadakat gösterisi hiç değildir.</p>
<p>Bu hareketin ihtiyacı;</p>
<p><strong>çalışan, üreten, düşünen, sorgulayan, gerektiğinde itiraz eden ve gerektiğinde “Burada yanlış yapıyoruz” diyebilen insanlardır.</strong></p>
<p>Çünkü gerçek sadakat budur.</p>
<p>Yanlışa alkış tutmak sadakat değildir.</p>
<p>Yanlışı uyarmak sadakattir.</p>
<p>Her söyleneni onaylamak dava şuuru değildir.</p>
<p>Gerektiğinde doğruyu söylemek dava şuurudur.</p>
<p>Kişiye kayıtsız şartsız bağlanmak ülkücülük değildir.</p>
<p><strong>İlkeye bağlı kalmak ülkücü duruştur.</strong></p>
<p>Ve hiç kimse kendi etrafında oluşturduğu alkış koridorunu teşkilat iradesi zannetmemelidir.</p>
<p>Çünkü teşkilat…</p>
<p>Bir kişinin çevresinde dönen dünya değildir.</p>
<p>Teşkilat, ortak ülkünün omuzlarında yükselen büyük bir yapıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SON SÖZ…</strong></span></p>
<p>Şimdi herkes kendi aynasına baksın.</p>
<p>Başkanlar…</p>
<p>Yöneticiler…</p>
<p>Teşkilat mensupları…</p>
<p>Makam sahipleri…</p>
<p>Ve özellikle kraldan çok kralcı olanlar…</p>
<p>Kendinize sorun:</p>
<p><em>Ben bu davanın büyümesine mi hizmet ediyorum, kendi makamımın büyümesine mi?</em></p>
<p><em>Ben liyakati mi savunuyorum, sadakat görüntüsü altında biatı mı?</em></p>
<p><em>Ben insanları mı kazanıyorum, kendime bağlı insanlar mı topluyorum?</em></p>
<p><em>Ben eleştiriden güç mü alıyorum, eleştiriden korkuyor muyum?</em></p>
<p><em>Ben makamdan ayrıldığımda arkamdan “Adaletliydi” denmesini mi istiyorum, “Bize yakın olanları kollardı” denmesini mi?</em></p>
<p>Cevabı siz verin.</p>
<p>Ama cevabı verirken alkışlayanlarınıza değil…</p>
<p><strong>Vicdanınıza bakın.</strong></p>
<p>Çünkü makamlar değişir.</p>
<p>İsimler değişir.</p>
<p>Görevler değişir.</p>
<p>Dengeler değişir.</p>
<p>Ama yapılanlar unutulmaz.</p>
<p>Ve tarihin en acı tarafı şudur:</p>
<p><strong>İnsanlar çoğu zaman kaybettikleri makamı değil, o makamdayken kaybettikleri itibarı geri getiremezler.</strong></p>
<p>O yüzden…</p>
<p>Kraldan çok kralcı olmadan önce düşünün.</p>
<p>Bir gün kral gider.</p>
<p>Bir gün koltuk gider.</p>
<p>Bir gün alkış biter.</p>
<p>Bir gün kapılar kapanır.</p>
<p>Ve geriye sadece şu soru kalır:</p>
<p><strong>“Sen o makamdayken nasıl bir insandın?”</strong></p>
<p>İşte o sorunun cevabı…</p>
<p>Ne makamla değişir.</p>
<p>Ne unvanla.</p>
<p>Ne kalabalıkla.</p>
<p>Ne de biat edenlerle.</p>
<p>Çünkü sonunda…</p>
<p><strong>Kral da gider.</strong></p>
<p><strong>Kralcı da gider.</strong></p>
<p><strong>Koltuk da gider.</strong></p>
<p><strong>Geriye sadece vicdan kalır.</strong></p>
<p>Ve bu davanın gerçek sahibi hiçbir şahıs değildir.</p>
<p><strong>Dava, hepimizden büyüktür.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/dava-kimsenin-tapulu-mali-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’den kopanların yolu yine CHP’ye mi çıkacak?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/chpden-kopanlarin-yolu-yine-chpye-mi-cikacak/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/chpden-kopanlarin-yolu-yine-chpye-mi-cikacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 07:16:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86648</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Siyasette bazen bir parti kurulur ve herkes “Yeni bir dönem başlıyor” der. Bazen de parti kurulur ama asıl hikâye daha parti kurulurken başlar: “Bu parti neden kuruldu?” İşte Yeni Parti açısından sorulması gereken soru tam da budur. CHP zaten bölündü. Bunu artık yalnızca bir siyasi yorum olarak değil, ortaya çıkan siyasi tablo &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></span></h3>
<p>Siyasette bazen bir parti kurulur ve herkes “Yeni bir dönem başlıyor” der.</p>
<p>Bazen de parti kurulur ama asıl hikâye daha parti kurulurken başlar:</p>
<p><strong>“Bu parti neden kuruldu?”</strong></p>
<p>İşte Yeni Parti açısından sorulması gereken soru tam da budur.</p>
<p>CHP zaten bölündü.</p>
<p>Bunu artık yalnızca bir siyasi yorum olarak değil, ortaya çıkan siyasi tablo üzerinden okumak gerekiyor.</p>
<p>CHP&#8217;nin içerisindeki ayrışmalar, farklı siyasi hesaplar ve güç mücadeleleri yeni bir siyasi yapının ortaya çıkmasına kadar geldi.</p>
<p>Ve sonunda:</p>
<p><strong>Yeni Parti kuruldu.</strong></p>
<p>Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:</p>
<p><strong>Yeni Parti gerçekten yeni bir siyasi merkez mi olacak, yoksa CHP&#8217;den kopanların geçici durağı mı?</strong></p>
<p>Benim iddiam açık:</p>
<p><strong>Yeni Parti&#8217;nin uzun soluklu bir siyasi başarı hikâyesine dönüşmesi hiç kolay görünmüyor.</strong></p>
<p>Daha da ileri gidiyorum.</p>
<p>Ben, Yeni Parti&#8217;nin  <strong>yıl sonuna kadar kendi içinde ciddi bir bölünme yaşayabileceğini ve ardından CHP&#8217;ye dönüş tartışmasının başlayacağını</strong> düşünüyorum.</p>
<p>Altını özellikle çiziyorum:</p>
<p>Bu bir siyasi öngörüdür.</p>
<p>Bir iddiadır.</p>
<p>Bir kehanet değildir.</p>
<p>Zaman gösterecektir.</p>
<p>Fakat siyasetin geçmiş tecrübelerine baktığımızda bu ihtimalin neden tartışıldığını anlamak zor değil.</p>
<p>Çünkü parti kurmak başka şeydir&#8230;</p>
<p><strong>Parti yaşatmak başka şeydir.</strong></p>
<p>Tabela asmak kolaydır.</p>
<p>Logo hazırlamak kolaydır.</p>
<p>Genel başkan seçmek kolaydır.</p>
<p>Basın toplantısı yapmak kolaydır.</p>
<p>Asıl zor olan sandığa gittiğinizde seçmenin size:</p>
<p><strong>“Ben seni neden tercih edeyim?”</strong></p>
<p>sorusuna cevap verebilmektir.</p>
<p>Yeni Parti&#8217;nin önündeki en büyük sınav da budur.</p>
<p>CHP&#8217;den ayrılan bir siyasi yapı, CHP&#8217;nin seçmenini otomatik olarak yanında götüremez.</p>
<p>Çünkü seçmenin siyasi aidiyeti, birkaç kişinin kararından ibaret değildir.</p>
<p>Seçmenin hafızası vardır.</p>
<p>Seçmenin alışkanlığı vardır.</p>
<p>Seçmenin beklentisi vardır.</p>
<p>Ve en önemlisi&#8230;</p>
<p><strong>Seçmenin sandığı vardır.</strong></p>
<p>Şimdi Yeni Parti&#8217;ye bakalım.</p>
<p>CHP&#8217;den kopuş yaşandı.</p>
<p>Yeni bir parti kuruldu.</p>
<p>Peki bundan sonra ne olacak?</p>
<p>Yeni Parti kendi kimliğini oluşturabilecek mi?</p>
<p>Kendi teşkilatını kurabilecek mi?</p>
<p>Kendi seçmen kitlesini yaratabilecek mi?</p>
<p>Yoksa CHP&#8217;den kopan isimlerin etrafında şekillenen geçici bir siyasi platform olarak mı kalacak?</p>
<p>İşte asıl mesele budur.</p>
<p>Bir de siyasi kulislerde konuşulan başka iddialar var.</p>
<p>Deniliyor ki:</p>
<p><strong>Bu oluşumun arkasında daha büyük bir siyasi hesap bulunuyor.</strong></p>
<p>Yeni Parti&#8217;nin kurulmasıyla CHP&#8217;nin bölünmesinin hedeflendiğini ileri sürenler var.</p>
<p>Daha da ileri gidenler ise bunun bir <strong>“proje”</strong> olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Tekrar söyleyelim:</p>
<p>Bunlar iddiadır.</p>
<p>Belgesi ortaya konulmuş, kesinleşmiş gerçekler değildir.</p>
<p>Fakat gazetecinin görevi yalnızca gerçekleşmiş olayları yazmak değildir.</p>
<p>Siyasi gelişmelerin nereye gidebileceğini de sorgulamaktır.</p>
<p>Benim gördüğüm tablo şu:</p>
<p>CHP&#8217;den kopan bir yapı kurulmuş olabilir.</p>
<p>Ama bu yapının kendi ayakları üzerinde durması kolay olmayacaktır.</p>
<p>Çünkü CHP&#8217;nin bölünmesi başka&#8230;</p>
<p>CHP&#8217;den kopanların bağımsız bir siyasi güç haline gelmesi başka.</p>
<p>İşte burada ciddi bir fark var.</p>
<p>Benim siyasi öngörüm şu:</p>
<p><strong>Yeni Parti yıl sonuna kadar kendi içinde ciddi bir hesaplaşmayla karşı karşıya kalabilir.</strong></p>
<p>Bugün aynı çatı altında görünenler yarın farklı yönlere savrulabilir.</p>
<p>Bugün birlikte hareket edenler yarın birbirlerini eleştirebilir.</p>
<p>Ve sonunda o meşhur soru yeniden masaya gelebilir:</p>
<p><strong>“CHP&#8217;ye geri dönüş mümkün mü?”</strong></p>
<p>İşte o zaman siyasetin en ironik fotoğrafı ortaya çıkar.</p>
<p>CHP&#8217;den ayrıl&#8230;</p>
<p>Yeni parti kur&#8230;</p>
<p><strong>“Yeni bir dönem başlıyor”</strong> de&#8230;</p>
<p>Sonra birkaç ay sonra yeniden CHP&#8217;nin kapısını çal!</p>
<p>Olur mu?</p>
<p>Olabilir.</p>
<p>Türk siyasetinde bunun örnekleri az değildir.</p>
<p>Siyasette dün <strong>“asla” denilen şeyin bugün “neden olmasın”</strong> haline geldiğini çok gördük.</p>
<p>Ama burada Yeni Parti açısından çok daha önemli bir problem var:</p>
<p>Seçmen bu dönüşü nasıl karşılayacak?</p>
<p>Çünkü seçmen hafızası sandıkta çalışır.</p>
<p>Bugün söylenen sözler yarın önünüze gelir.</p>
<p>Bugün verilen vaatler yarın karşınıza çıkar.</p>
<p>Bugün kurulan parti yarın neden kapısına geldiğiniz partinin alternatifi olduğunu iddia etti?</p>
<p>İşte bunun cevabını vermek kolay olmayabilir.</p>
<p>Bu nedenle benim kanaatim nettir:</p>
<p>Yeni Parti&#8217;nin kurulması CHP&#8217;deki bölünmenin sonu değil, yeni bir siyasi tartışmanın başlangıcıdır.</p>
<p>Ve ben bu yeni yapının yıl sonuna kadar ciddi bir sınav vereceğini düşünüyorum.</p>
<p>Hatta iddiamı daha açık yazayım:</p>
<p>Yeni Parti&#8217;nin kendi içinde bölünme ihtimali, CHP&#8217;ye yeniden dönüş ihtimalinden daha uzak görünmüyor.</p>
<p>Eğer bu gerçekleşirse hiç kimse şaşırmasın.</p>
<p>Çünkü siyasette bazen yeni bir parti kurulur&#8230;</p>
<p>Ama sonunda eski partinin kapısı çalınır.</p>
<p>Bazen <strong>“Yeni bir başlangıç”</strong> denir&#8230;</p>
<p>Ama birkaç ay sonra eski defterler yeniden açılır.</p>
<p>Bazen <strong>“Biz artık ayrı bir yol yürüyoruz”</strong> denir&#8230;</p>
<p>Sonra yolun sonunda aynı kavşakta buluşulur.</p>
<p>Şimdi top Yeni Parti&#8217;de.</p>
<p>Kendi kimliğini oluşturabilecek mi?</p>
<p>Kendi seçmenini yaratabilecek mi?</p>
<p>Kendi teşkilatını ayakta tutabilecek mi?</p>
<p>Yoksa CHP&#8217;den kopuşun ardından başlayan süreç, önce Yeni Parti&#8217;nin kendi içinde bölünmesine, sonra da CHP&#8217;ye dönüş arayışına mı dönüşecek?</p>
<p>Ben ikinci ihtimali küçümsemiyorum.</p>
<p>Hatta zaman ilerledikçe bu ihtimalin daha fazla konuşulacağını düşünüyorum.</p>
<p>Ve buraya bir tarih notu düşüyorum:</p>
<p><strong>31 Aralık 2026.</strong></p>
<p>Bakalım yıl sonunda Yeni Parti nerede olacak?</p>
<p>Kendi başına güçlü bir siyasi aktör olarak mı?</p>
<p>Kendi içinde parçalanmış bir yapı olarak mı?</p>
<p>Yoksa CHP&#8217;ye dönüş kapısını mı arıyor olacak?</p>
<p>Siyaset bazen en büyük cevabı sandıkta değil, zamanın kendisinde verir.</p>
<p>Biz bugün iddiamızı ortaya koyduk.</p>
<p>Şimdi bekleyip göreceğiz.</p>
<p>Yeni Parti gerçekten yeni bir gelecek mi kuracak, yoksa CHP&#8217;den kopuşun kısa süreli bir durağı olarak mı kalacak?</p>
<p>Cevabı zaman verecek.</p>
<p>Ama benim bugünden söyleyeceğim şudur:</p>
<p>Tabela değişebilir, parti adı değişebilir, kadrolar değişebilir&#8230;</p>
<p>Fakat siyasetin gerçek sahibi hala millettir.</p>
<p>Ve milletin terazisinde karşılığı olmayan hiçbir siyasi proje, ne kadar büyük hesaplarla hazırlanırsa hazırlansın, uzun süre ayakta kalamaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/chpden-kopanlarin-yolu-yine-chpye-mi-cikacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filenin Sultanları&#8217;ndan tarihi zafer! Çin Seddi set vermeden aşıldı</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/filenin-sultanlarindan-tarihi-zafer-cin-seddi-set-vermeden-asildi/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/filenin-sultanlarindan-tarihi-zafer-cin-seddi-set-vermeden-asildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 20:19:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[A Milli Kadın Voleybol Takımı]]></category>
		<category><![CDATA[Brezilya Türkiye maçı]]></category>
		<category><![CDATA[Çin Türkiye maçı]]></category>
		<category><![CDATA[Filenin Sultanları]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Baladın]]></category>
		<category><![CDATA[İlkin Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın voleybol]]></category>
		<category><![CDATA[Melissa Vargas]]></category>
		<category><![CDATA[Milletler Ligi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinead Jack Kısal]]></category>
		<category><![CDATA[spor haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye 3-0 Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Brezilya finali]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Çin voleybol]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye finale çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[VNL 2026]]></category>
		<category><![CDATA[VNL yarı final]]></category>
		<category><![CDATA[Voleybol finali]]></category>
		<category><![CDATA[voleybol haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra Güneş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86554</guid>

					<description><![CDATA[A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 FIVB Milletler Ligi (VNL) yarı finalinde ev sahibi Çin&#8217;i etkileyici bir performansla 3-0 mağlup ederek adını finale yazdırdı. Ay-yıldızlı ekip, şampiyonluk mücadelesinde dünya 2 numarası Brezilya ile karşı karşıya gelecek. Çin&#8217;in Makao Özel İdari Bölgesi&#8217;nde bulunan East Asian Games Dome Salonu&#8217;nda oynanan karşılaşmada milliler, baştan sona üstün bir oyun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 FIVB Milletler Ligi (VNL) yarı finalinde ev sahibi Çin&#8217;i etkileyici bir performansla 3-0 mağlup ederek adını finale yazdırdı. Ay-yıldızlı ekip, şampiyonluk mücadelesinde dünya 2 numarası Brezilya ile karşı karşıya gelecek.</p>
<p>Çin&#8217;in Makao Özel İdari Bölgesi&#8217;nde bulunan East Asian Games Dome Salonu&#8217;nda oynanan karşılaşmada milliler, baştan sona üstün bir oyun ortaya koydu. Mücadeleyi 21-25, 15-25 ve 20-25&#8217;lik setlerle kazanan Türkiye, finale set vermeden yükselmeyi başardı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İlk sette kritik üstünlük Türkiye&#8217;nin oldu</strong></span></p>
<p>Karşılaşmanın ilk bölümü iki takımın karşılıklı sayılarıyla dengede geçti. 7-7&#8217;lik eşitliğin ardından hücumda ritmini bulan A Milli Kadın Voleybol Takımı, özellikle Sinead Jack Kısal, Elif Şahin ve İlkin Aydın&#8217;ın etkili oyunuyla skor üstünlüğünü ele geçirdi.</p>
<p>Çin&#8217;in son bölümde farkı eritme çabasına rağmen Hande Baladın&#8217;ın file önündeki kritik sayılarıyla avantajını koruyan milliler, ilk seti 25-21 kazanarak maçta 1-0 öne geçti.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">İkinci sette rakibine şans tanımadı</span></strong></p>
<p>İkinci sete ev sahibi ekip iyi başlasa da Türkiye kısa sürede oyunun kontrolünü eline aldı. Zehra Güneş ve Melissa Vargas&#8217;ın etkili hücumlarıyla farkı açan ay-yıldızlılar, savunmadaki başarılı performansını hücumdaki yüksek yüzdeyle birleştirerek rakibine yalnızca 15 sayı verdi.</p>
<p>Milliler, ikinci seti 25-15 kazanarak skoru 2-0&#8217;a taşıdı ve final kapısını sonuna kadar araladı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Son sette hata yapmadılar</strong></span></p>
<p>Üçüncü sette iki takım da savunmada dirençli bir görüntü sergilerken ilk bölüm uzun süre başa baş geçti. 10-10&#8217;luk eşitliğin ardından oyuna ağırlığını koyan Türkiye, kritik anlarda hata yapmayarak üstünlüğünü korudu.</p>
<p>Ay-yıldızlı ekip, son seti de 25-20 kazanarak mücadeleyi 3-0 tamamladı ve 2026 FIVB Milletler Ligi&#8217;nde finale yükselen taraf oldu.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Finalde rakip Brezilya</strong></span></p>
<p>Bu sonuçla A Milli Kadın Voleybol Takımı, organizasyonun finalinde dünya sıralamasının ikinci basamağındaki Brezilya ile karşılaşacak. Şampiyonluk mücadelesi yarın TSİ 14.30&#8217;da oynanacak.</p>
<p>Turnuvanın üçüncülük karşılaşmasında ise ev sahibi Çin ile İtalya yarın TSİ 10.30&#8217;da kozlarını paylaşacak.</p>
<p>Karşılaşma 87 dakika sürerken Türkiye, ortaya koyduğu etkili performansla şampiyonluk yolunda önemli bir engeli set vermeden aşarak final biletini aldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/filenin-sultanlarindan-tarihi-zafer-cin-seddi-set-vermeden-asildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Daha Partinin İsmini Koruyamayanlar, Ülkenin Geleceğini Nasıl Koruyacak?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/daha-partinin-ismini-koruyamayanlar-ulkenin-gelecegini-nasil-koruyacak/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/daha-partinin-ismini-koruyamayanlar-ulkenin-gelecegini-nasil-koruyacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 12:15:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86550</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Siyasette bazen öyle anlar vardır ki&#8230; Muhalefet konuşmaz. İktidar konuşmaz. Mizah konuşur. Ve bazen tek bir parti ismi, sayfalar dolusu siyasi analizden daha fazla şey anlatır. &#8220;Yeni Parti&#8230;&#8221; İddiaya göre isim daha ilk günden tartışmalı hale geliyor. Birileri çıkıyor, &#8220;Bu isim üzerinde daha önce hak iddia ettik&#8221; diyor. Sahi, insan düşünmeden edemiyor: &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 data-path-to-node="4"><span style="color: #ff0000;"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Aziz Dağtekin Yazdı</b></span></h3>
<hr />
<p data-path-to-node="5">Siyasette bazen öyle anlar vardır ki&#8230;</p>
<p data-path-to-node="6">Muhalefet konuşmaz.</p>
<p data-path-to-node="7">İktidar konuşmaz.</p>
<p data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Mizah konuşur.</b></p>
<p data-path-to-node="9">Ve bazen tek bir parti ismi, sayfalar dolusu siyasi analizden daha fazla şey anlatır.</p>
<blockquote data-path-to-node="10">
<p data-path-to-node="10,0"><b data-path-to-node="10,0" data-index-in-node="0">&#8220;Yeni Parti&#8230;&#8221;</b></p>
</blockquote>
<p data-path-to-node="11">İddiaya göre isim daha ilk günden tartışmalı hale geliyor. Birileri çıkıyor, <i data-path-to-node="11" data-index-in-node="77">&#8220;Bu isim üzerinde daha önce hak iddia ettik&#8221;</i> diyor.</p>
<p data-path-to-node="12">Sahi, insan düşünmeden edemiyor: <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="33">Sahi bu Yeni  Parti adını tam olarak nerede bulmuşlar?</b></p>
<p data-path-to-node="13">Gece yarısı <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="12">mezarlıklarda içtikleri rakının</b> kafasıyla mı akıllarına gelmiş, yoksa o atmosfere kapılıp <strong><i data-path-to-node="13" data-index-in-node="102">&#8220;Tabelaya ne yazsak gider?&#8221;</i></strong> sığlığında bir istişare mi yapmışlar, bilinmez. Ama ortaya çıkan tablonun ciddiyeti de ancak böyle bir hikayeyle açıklanabilir herhalde!</p>
<h3 data-path-to-node="15"><span style="color: #ff0000;"><strong>Navigasyonsuz Yola Çıkanlar</strong></span></h3>
<p data-path-to-node="16">Şimdi insan ister istemez düşünüyor&#8230; Yıllardır Türkiye&#8217;yi yönetmeye talip olan bir siyasi hareket;</p>
<p data-path-to-node="17,0,0">Ekonomiye çözüm hazırlıyor.</p>
<p data-path-to-node="17,1,0">Dış politikaya reçete yazıyor.</p>
<p data-path-to-node="17,2,0">Anayasa değişikliği konuşuyor.</p>
<p data-path-to-node="17,3,0">Devleti yeniden yapılandıracağını söylüyor.</p>
<p data-path-to-node="18">Ama&#8230; <b data-path-to-node="18" data-index-in-node="7">Google&#8217;da iki dakika isim araştırması yapmayı bile akıl edemiyor.</b></p>
<p data-path-to-node="19">İnsanın aklına şu soru geliyor: <strong><i data-path-to-node="19" data-index-in-node="32">Bu halinizle mi ülke yöneteceksiniz?</i></strong></p>
<p data-path-to-node="20">Yeni doğan bir çocuğa isim koyarken bile aile büyükleri günlerce düşünüyor. Bunlar milyonlarca kişiye hitap edecek siyasi parti kuruyor; ilk karşılarına çıkan tabelayı kapmış gibi davranıyorlar. Sonra da&#8230; <i data-path-to-node="20" data-index-in-node="207"><strong>&#8220;</strong>İ<strong>sim başkasınınmış.&#8221;</strong></i></p>
<p data-path-to-node="21">Eğer iddialar doğruysa gerçekten trajikomik. Siyasette vizyon önemlidir ama önce <b data-path-to-node="21" data-index-in-node="81">navigasyon</b> gerekir. Haritayı açmadan yola çıkanlar, ilk kavşakta kaybolurlar.</p>
<h3 data-path-to-node="23"><span style="color: #ff0000;"><strong>&#8220;Sayın Genel Başkanım, Küçük Bir Problem Var&#8230;&#8221;</strong></span></h3>
<p data-path-to-node="24">En acısı ne biliyor musunuz? Daha parti tabelası asılmadan parti ismi tartışılıyor. Program konuşulmuyor, kadrolar konuşulmuyor, projeler konuşulmuyor. <em><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="152">İlk gündem: &#8220;İsim kimin?&#8221;</b></em></p>
<p data-path-to-node="25">Olacak iş mi? Bir ülkeyi yönetmek, mahalle derneği kurmaya benzemez. Devlet yönetmek;</p>
<p data-path-to-node="26,0,0"><b data-path-to-node="26,0,0" data-index-in-node="0">Plan</b> ister,</p>
<p data-path-to-node="26,1,0"><b data-path-to-node="26,1,0" data-index-in-node="0">Hesap</b> ister,</p>
<p data-path-to-node="26,2,0"><b data-path-to-node="26,2,0" data-index-in-node="0">Hazırlık</b> ister,</p>
<p data-path-to-node="26,3,0"><b data-path-to-node="26,3,0" data-index-in-node="0">Disiplin</b> ister.</p>
<p data-path-to-node="27">Daha en temel hazırlık aşamasında böylesine büyük bir tartışmanın ortaya çıkması, kamuoyunda devasa soru işaretleri oluşturuyor.</p>
<p data-path-to-node="28">İşin mizah tarafı ise bambaşka. Düşünsenize&#8230; İktidar olmuşsunuz, Bakanlar Kurulu toplanacak, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi&#8217;nde zirve yapılacak. Ama biri içeri girip:</p>
<blockquote data-path-to-node="29">
<p data-path-to-node="29,0"><strong><i data-path-to-node="29,0" data-index-in-node="0">&#8220;Sayın Genel Başkanım&#8230; Partimizin ismiyle ilgili küçük bir problem var&#8230;&#8221;</i></strong></p>
</blockquote>
<p data-path-to-node="30">diyor. İşte tam bu noktada bütün ciddiyet dağılıyor.</p>
<h3 data-path-to-node="32"><strong><span style="color: #ff0000;">Velhasıl&#8230;</span></strong></h3>
<p data-path-to-node="33">Siyaset güven işidir. Güven ise ayrıntılarda başlar. Bir binanın çatısını konuşmadan önce temelinin sağlam olması gerekir. Partinin adını bile tartışmalı hale getiren bir başlangıç, doğal olarak <strong><i data-path-to-node="33" data-index-in-node="195">&#8220;Hazırlık ne kadar ciddiydi?&#8221;</i></strong> sorusunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p data-path-to-node="34">Elbette hukuki süreç ne gösterecek, bunu zaman belirleyecek. İsim üzerindeki hak iddialarının geçerliliği de ilgili makamlar tarafından değerlendirilecektir. Ancak siyaset bazen mahkeme kararından önce <em><b data-path-to-node="34" data-index-in-node="202">toplumun vicdanında</b></em> sınav verir.</p>
<p data-path-to-node="35">Ve ilk izlenim&#8230; Çoğu zaman en kalıcı olandır.</p>
<p data-path-to-node="36"><b data-path-to-node="36" data-index-in-node="0">Yeni olmak kolaydır ama hazırlıklı olmak zordur.</b> Siyaset sloganla değil, ciddiyetle yapılır. Çünkü millet artık laf değil, ehliyet görmek istiyor.</p>
<p data-path-to-node="37">Yoksa insanın diline şu cümle dolanıyor:</p>
<blockquote data-path-to-node="38">
<p data-path-to-node="38,0"><em><b data-path-to-node="38,0" data-index-in-node="0">Daha partinin ismini tartışmasız belirleyemeyenler, koskoca Türkiye&#8217;yi nasıl yönetecek?</b></em></p>
</blockquote>
<p data-path-to-node="39">İşte asıl soru budur&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/daha-partinin-ismini-koruyamayanlar-ulkenin-gelecegini-nasil-koruyacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duygu Tüccarlarına Artık &#8220;Dur&#8221; Demenin Vakti Geldi</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/duygu-tuccarlarina-artik-dur-demenin-vakti-geldi/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/duygu-tuccarlarina-artik-dur-demenin-vakti-geldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:47:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Asayiş]]></category>
		<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86412</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Bu milletin en büyük zenginliği nedir biliyor musunuz? Ne altını&#8230; Ne dövizi&#8230; Ne petrolü&#8230; Bu milletin en büyük serveti vicdanıdır. Bir çocuk ağladığında cebindeki son parayı uzatan&#8230; Bir deprem olduğunda kendi ihtiyacını erteleyip tanımadığı insanların imdadına koşan&#8230; Ramazan&#8217;da paylaşan, kurbanda dağıtan, selde, yangında, depremde ilk yardıma koşan bir millettir bu millet. İşte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Bu milletin en büyük zenginliği nedir biliyor musunuz?</p>
<p>Ne altını&#8230;<br />
Ne dövizi&#8230;<br />
Ne petrolü&#8230;</p>
<p>Bu milletin en büyük serveti vicdanıdır.</p>
<p>Bir çocuk ağladığında cebindeki son parayı uzatan&#8230;<br />
Bir deprem olduğunda kendi ihtiyacını erteleyip tanımadığı insanların imdadına koşan&#8230;<br />
Ramazan&#8217;da paylaşan, kurbanda dağıtan, selde, yangında, depremde ilk yardıma koşan bir millettir bu millet.</p>
<p>İşte tam da bu yüzden&#8230;</p>
<p>En kolay sömürülen şey de bu milletin vicdanıdır.</p>
<p>Kimi Atatürk diyerek toplar&#8230;<br />
Kimi din diyerek toplar&#8230;<br />
Kimi bayrak diyerek toplar&#8230;<br />
Kimi şehit diyerek toplar&#8230;<br />
Kimi <strong>&#8220;vatan elden gidiyor&#8221;</strong> diyerek toplar&#8230;<br />
Kimi de <strong>&#8220;depremzede aç&#8221;</strong> diyerek toplar.</p>
<p>Sonra ne olur?</p>
<p>Paranın hesabını soran olunca&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Sen yardım düşmanı mısın?&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;Sen kötü niyetlisin.&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;Sen bizi hedef gösteriyorsun.&#8221;</strong></p>
<p>Hayır!</p>
<p>Kimse yardıma karşı değil.</p>
<p>Millet, yardımın istismar edilmesine karşı.</p>
<p>Çünkü bu ülke, yardım ederken gözyaşı döken insanların ülkesidir.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>6 Şubat depremlerinde milyonlarca insan ekran başında ağladı.</p>
<p>Kimisi maaşını gönderdi.</p>
<p>Kimisi altınını bozdurdu.</p>
<p>Kimisi çocuklarının kumbarasını açtı.</p>
<p>Kimisi kredi çekip bağış yaptı.</p>
<p>Çünkü inanmışlardı.</p>
<p>Çünkü güvenmişlerdi.</p>
<p>Çünkü <strong>&#8220;Bir can kurtulsun.&#8221;</strong> demişlerdi.</p>
<p>Bugün ise aynı günlere ait görüntüler yeniden gündemde.</p>
<p>Ağlayarak yardım isteyenler&#8230;<br />
Canlı yayınlarda bağış çağrısı yapanlar&#8230;<br />
<strong>&#8220;Kim varsa oraya gönderin.&#8221;</strong> diyenler&#8230;</p>
<p>Hepsi yeniden konuşuluyor.</p>
<p>Konuşulmalıdır da&#8230;</p>
<p>Çünkü yardım kutsaldır.</p>
<p>Ama yardım adı altında toplanan her kuruşun hesabı da kutsaldır.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Yıllarca bize şu soru soruldu:</p>
<p><strong>&#8220;Devlet nerede?&#8221;</strong></p>
<p>Oysa devlet hiçbir yere gitmemişti.</p>
<p>Devlet bazen sessiz kalır.</p>
<p>Ama unutmaz.</p>
<p>Devlet acele etmez.</p>
<p>Ama zamanı geldiğinde dosyayı açar.</p>
<p>Çünkü devlet, günlük öfkeyle değil hukukla hareket eder.</p>
<p>Eskilerin güzel bir sözü vardır:</p>
<p><strong>Devletin hafızası uzundur.</strong></p>
<p>Bir başka söz daha vardır:</p>
<p><strong>Devletin sabrı, zafiyet değildir.</strong></p>
<p>Kimileri bunu yıllarca yanlış okudu.</p>
<p>Sessizliği korkaklık sandı.</p>
<p>Sabrı acizlik sandı.</p>
<p>Oysa devlet, bazen bekler.</p>
<p>Delilin olgunlaşmasını bekler.</p>
<p>Sürecin tamamlanmasını bekler.</p>
<p>Ve günü geldiğinde düğmeye basar.</p>
<p>İşte o gün geldiğinde de aynı kişiler bu kez başka sorular sormaya başlar.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Şimdi ise milletin sorması gereken soru şudur:</p>
<p>Depremzedeler için toplanan bağışların tamamı nerelere harcandı?</p>
<p>Hangi kalemlere aktarıldı?</p>
<p>Hangi projelerde kullanıldı?</p>
<p>Hangi bağımsız denetimlerden geçti?</p>
<p>Bağış yapan milyonlarca insanın bu soruları sorması en doğal hakkıdır.</p>
<p>Çünkü o para; milletin alın teridir.</p>
<p>Milletin duasıdır.</p>
<p>Milletin gözyaşıdır.</p>
<p>Ve gözyaşının hesabı olur.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Hiç kimse;</p>
<p>Ünlü diye&#8230;</p>
<p>Sanatçı diye&#8230;</p>
<p>Akademisyen diye&#8230;</p>
<p>Fenomen diye&#8230;</p>
<p>Dokunulmaz değildir.</p>
<p>Şeffaflık herkese lazımdır.</p>
<p>Hesap verebilirlik herkese lazımdır.</p>
<p>Güven, ancak açıklıkla korunur.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Bugün yaşanan tartışmalar yalnızca bir soruşturmanın konusu değildir.</p>
<p>Asıl mesele, bundan sonra bu milletin yardım etme duygusunun körelmemesidir.</p>
<p>Çünkü her şaibe&#8230;</p>
<p>Her cevapsız soru&#8230;</p>
<p>Her belirsizlik&#8230;</p>
<p>Bir sonraki afette uzanacak yardım elini biraz daha geri çeker.</p>
<p>En büyük zarar da budur.</p>
<p>Bir kişinin itibarı değil&#8230;</p>
<p>Bir milletin merhameti yara alır.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Buradan devlete de açık çağrımızdır:</p>
<p>Yardım adı altında toplanan her kuruşun denetimi daha sıkı yapılmalıdır.</p>
<p>Afet dönemlerinde bağış kampanyaları şeffaf, bağımsız ve anlık olarak kamuoyuna raporlanmalıdır.</p>
<p>Millet, sadece yardım etmeyi değil&#8230;</p>
<p>Yardımının doğru yere ulaştığını da görmek ister.</p>
<p>Çünkü güven kaybolursa, bağış da kaybolur.</p>
<p>Merhamet kaybolursa, toplum kaybeder.</p>
<div>
<hr />
</div>
<p>Artık insanlar alkıştan önce belge görmek istiyor.</p>
<p>Sloganlardan önce hesap görmek istiyor.</p>
<p>Duygu sömürüsünden önce şeffaflık görmek istiyor.</p>
<p>Çünkü bu millet saf olabilir&#8230;</p>
<p>Ama sahipsiz değildir.</p>
<p>Ve unutulmamalıdır ki;</p>
<p><strong>Bu devlet kolay kolay konuşmaz. Ama konuştuğunda dosyasıyla konuşur.</strong></p>
<p><strong>Bu millet kolay kolay hesap sormaz. Ama sorduğunda vicdan adına sorar.</strong></p>
<p>Gözyaşı kutsaldır&#8230;</p>
<p>Ama o gözyaşı üzerinden kurulan düzen varsa, onun da mutlaka bir gün hesabı sorulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/duygu-tuccarlarina-artik-dur-demenin-vakti-geldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehterin Sesi, Türkiye’nin Mesajı</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/mehterin-sesi-turkiyenin-mesaji/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/mehterin-sesi-turkiyenin-mesaji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 05:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86386</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti Bazı sesler vardır… Bir enstrümanın tınısı olmaktan çıkar, milletin hafızasına dönüşür. Geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanı mehter marşlarıyla karşılandı. O an sadece bir karşılama töreni yaşanmadı. Türkiye, dünyaya çok net bir mesaj verdi: “Biz sadece bugünün devleti değiliz; yüzyılların birikimiyle ayakta duran bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti</strong></h3>
<hr />
<p>Bazı sesler vardır…</p>
<p>Bir enstrümanın tınısı olmaktan çıkar, milletin hafızasına dönüşür.</p>
<p>Geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanı mehter marşlarıyla karşılandı.</p>
<p>O an sadece bir karşılama töreni yaşanmadı.</p>
<p>Türkiye, dünyaya çok net bir mesaj verdi:</p>
<p>“Biz sadece bugünün devleti değiliz; yüzyılların birikimiyle ayakta duran bir milletiz.”</p>
<p>Batı basınının önemli bölümü bu görüntüleri konuştu.</p>
<p>Çünkü Ankara, diplomasi sahnesine tarihini de taşıdı.</p>
<p>Ve işin ilginç tarafı şu oldu:</p>
<p>Dünyanın birçok yerinde hayranlıkla izlenen bu görüntüler, içeride bazı çevreler tarafından küçümsenmeye çalışıldı.</p>
<p>Oysa mehter, herhangi bir müzik topluluğu değildir.</p>
<p>Mehter; disiplinin, devlet geleneğinin, askerî hafızanın ve kültürel sürekliliğin sembolüdür.</p>
<p>Viyana Mozart’la övünür.</p>
<p>İtalya operasıyla övünür.</p>
<p>İspanya flamenkosuyla övünür.</p>
<p>Türkiye’nin de mehteriyle gurur duyması kadar doğal ne olabilir?</p>
<p>Bir milletin kendi tarihî mirasını sahiplenmesi, başka kültürlere düşmanlık değildir.</p>
<p>Tam tersine, gerçek özgüvenin göstergesidir.</p>
<p>Kendi köklerinden utanarak evrensel olunmaz.</p>
<p>Kendi geçmişini küçümseyerek çağdaşlık kurulmaz.</p>
<p>Asıl mesele tam da burada düğümleniyor.</p>
<p>Türkiye uzun yıllar boyunca “ya geçmiş ya gelecek” ikilemine mahkûm edildi.</p>
<p>Oysa güçlü ülkeler böyle davranmaz.</p>
<p>Güçlü ülkeler geçmişlerini müzeye kaldırıp unutan değil, onu bugünün diliyle yeniden yorumlayan ülkelerdir.</p>
<p>Ankara’daki zirve bunu yaptı.</p>
<p>Bir yanda NATO’nun güvenlik gündemi vardı.</p>
<p>Ukrayna savaşı vardı.</p>
<p>Karadeniz dengesi vardı.</p>
<p>Enerji güvenliği vardı.</p>
<p>Göç meselesi vardı.</p>
<p>Diğer yanda ise mehterin ritmi vardı.</p>
<p>Yani Türkiye hem jeopolitik gücünü hem de medeniyet hafızasını aynı kareye sığdırdı.</p>
<p>Bence zirvenin en önemli kazanımı da buydu.</p>
<p>Çünkü dünya artık sadece ekonomik büyüklüklere bakmıyor.</p>
<p>Kültürel ağırlığa da bakıyor.</p>
<p>Kimliğine sahip çıkabilen toplumlara da bakıyor.</p>
<p>Türkiye’nin son yıllarda en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri işte bu özgüven.</p>
<p>Gençler Mozart’ı da bilmeli, Itrî’yi de.</p>
<p>Senfoniyi de dinlemeli, mehteri de.</p>
<p>Çünkü medeniyet, birini seçip diğerini yok etmek değil; kendi kökleri üzerinde yükselirken dünyaya da açık kalabilmektir.</p>
<p>Ankara’da verilen görüntü tam olarak buydu.</p>
<p>Ne geçmişe saplanıp kalmak…</p>
<p>Ne de geçmişten utanmak…</p>
<p>Sadece şu cümleyi dünyaya hatırlatmak:</p>
<p><strong>“Türkiye, tarihinden güç alan ama geleceğe yürüyen bir ülkedir.”</strong></p>
<p>Mehterin sesi belki birkaç dakika sürdü.</p>
<p>Ama verdiği mesaj çok daha uzun süre konuşulacak gibi görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/mehterin-sesi-turkiyenin-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa&#8217;nın Vicdanı Kıbrıs&#8217;ta da Sustu, Gazze&#8217;de de Sustu</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/avrupanin-vicdani-kibrista-da-sustu-gazzede-de-sustu/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/avrupanin-vicdani-kibrista-da-sustu-gazzede-de-sustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 22:48:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86375</guid>

					<description><![CDATA[ Aziz Dağtekin Yazdı Avrupa&#8217;nın bir alışkanlığı var. Kendi acısını tarih yapar&#8230; Başkasının acısını dipnot bile yapmaz. Kendi mağdurunu kürsülere çıkarır&#8230; Başkalarının mezarlarını ise sessizliğe gömer. Bugün Avrupa Parlamentosu&#8217;nda kabul edilen Kıbrıs kararı tam da bunun yeni bir örneğidir. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı üzerinden Türkiye&#8217;yi suçlayanlar, yarım asır önce yaşanan olayları kendi siyasi bakış açılarıyla yeniden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong> Aziz Dağtekin Yazdı</strong></h3>
<hr />
<p>Avrupa&#8217;nın bir alışkanlığı var.</p>
<p>Kendi acısını tarih yapar&#8230;</p>
<p>Başkasının acısını dipnot bile yapmaz.</p>
<p>Kendi mağdurunu kürsülere çıkarır&#8230;</p>
<p>Başkalarının mezarlarını ise sessizliğe gömer.</p>
<p>Bugün Avrupa Parlamentosu&#8217;nda kabul edilen Kıbrıs kararı tam da bunun yeni bir örneğidir.</p>
<p>1974 Kıbrıs Barış Harekatı üzerinden Türkiye&#8217;yi suçlayanlar, yarım asır önce yaşanan olayları kendi siyasi bakış açılarıyla yeniden yorumlamaya çalışıyor.</p>
<p>Peki aynı Avrupa Parlamentosu, 1963&#8217;te başlayan Kanlı Noel&#8217;i neden aynı kararlılıkla konuşmadı?</p>
<p>Neden Ayvasıl&#8217;da toplu mezarlara gömülen Türkleri gündemine taşımadı?</p>
<p>Neden Kumsal&#8217;da banyo küvetinde katledilen Mürüvet İlhan ile üç küçük evladının dramını insan hakları raporlarının ilk sayfasına yazmadı?</p>
<p>Neden 103 Türk köyünün boşaltılmasını, yüzlerce Kıbrıs Türkünün hayatını kaybetmesini Avrupa&#8217;nın ortak hafızasına işlemedi?</p>
<p>Çünkü mesele insan hakları değil&#8230;</p>
<p>Mesele, kimin hakkının konuşulacağına karar verme ayrıcalığını kendilerinde görmeleridir.</p>
<p>Bugün Gazze&#8217;ye bakın&#8230;</p>
<p>On binlerce insan hayatını kaybetti.</p>
<p>Kadınlar&#8230;</p>
<p>Çocuklar&#8230;</p>
<p>Hastaneler&#8230;</p>
<p>Okullar&#8230;</p>
<p>Mülteci kampları&#8230;</p>
<p>Dünyanın gözü önünde bombalandı.</p>
<p>Uluslararası kuruluşların raporlarına konu olan ağır insani yıkım günlerce ekranlara yansıdı.</p>
<p>Peki Avrupa ne yaptı?</p>
<p>Birkaç diplomatik açıklama&#8230;</p>
<p>Birkaç <strong>&#8220;endişeliyiz&#8221;</strong> cümlesi&#8230;</p>
<p>Sonra derin bir sessizlik.</p>
<p>Lübnan&#8217;da yaşanan saldırılar karşısında da benzer bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>Siviller hayatını kaybetti.</p>
<p>Yerleşim alanları hedef oldu.</p>
<p>Ama Avrupa&#8217;nın vicdanı yine uzun bir sessizliğe büründü.</p>
<p>İnsan haklarını evrensel bir değer olarak savunduğunu söyleyenlerin, bu ilkeyi her coğrafyada aynı ölçüyle uygulaması beklenir.</p>
<p>Çünkü insan hakları; milliyete, dine ya da siyasi tercihe göre değişen bir kavram değildir.</p>
<p>Kıbrıs meselesi de tarihsel yönleriyle son derece hassas bir konudur.</p>
<p>Bu nedenle geçmişte yaşanan acıların tamamı, hangi topluma ait olursa olsun, insani bir bakış açısıyla değerlendirilmelidir.</p>
<p>Acıları yarıştırmak da, bazılarını görünmez kılmak da barışa hizmet etmez.</p>
<p>Gerçek adalet, yalnızca belirli mağduriyetleri değil, tüm sivillerin yaşadığı trajedileri aynı vicdan terazisinde tartabilmektir.</p>
<p>Avrupa Parlamentosu&#8217;nun aldığı karar, işte bu nedenle tarafsızlık konusunda ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Eğer gerçekten adalet aranıyorsa&#8230;</p>
<p>Kanlı Noel de konuşulmalıdır.</p>
<p>Ayvasıl da konuşulmalıdır.</p>
<p>Kumsal Katliamı da konuşulmalıdır.</p>
<p>Toplu mezarlar da konuşulmalıdır.</p>
<p>Türklerin yaşadığı acılar da aynı ciddiyetle araştırılmalıdır.</p>
<p>Aksi halde ortaya çıkan tablo, hukukun değil siyasetin konuştuğu bir tablo olur.</p>
<p>Avrupa, insan haklarını siyasi rekabetin aracı hâline getirdiği sürece inandırıcılığını güçlendiremez.</p>
<p>Çünkü vicdan seçici olamaz.</p>
<p>Adalet taraf seçemez.</p>
<p>İnsanlık ise ancak herkes için savunulduğunda gerçek anlamını bulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/avrupanin-vicdani-kibrista-da-sustu-gazzede-de-sustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satılma, Eğilme, Kin Besleme&#8230;</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/satilma-egilme-kin-besleme/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/satilma-egilme-kin-besleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 21:50:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86362</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin ile Cuma Sohbeti İnsan, ömrü boyunca iki yol arasında yürür. Birisi kalabalığın yolu&#8230; Diğeri hakikatin yolu. Kalabalığın yolu alkışlıdır. Hakikatin yolu ise çoğu zaman yalnızdır. Fakat Allah katında kıymetli olan, alkış değil; istikamettir. Bugün dünyanın en büyük problemi ekonomik kriz değildir. Siyasi kutuplaşma değildir. Teknolojinin baş döndürücü hızı da değildir. Asıl problem, insanın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin ile Cuma Sohbeti</strong></h3>
<hr />
<p>İnsan, ömrü boyunca iki yol arasında yürür.</p>
<p>Birisi kalabalığın yolu&#8230;</p>
<p>Diğeri hakikatin yolu.</p>
<p>Kalabalığın yolu alkışlıdır.</p>
<p>Hakikatin yolu ise çoğu zaman yalnızdır.</p>
<p>Fakat Allah katında kıymetli olan, alkış değil; istikamettir.</p>
<p>Bugün dünyanın en büyük problemi ekonomik kriz değildir.</p>
<p>Siyasi kutuplaşma değildir.</p>
<p>Teknolojinin baş döndürücü hızı da değildir.</p>
<p>Asıl problem, insanın kendi özünü kaybetmesidir.</p>
<p>İnsan satılınca&#8230;</p>
<p>Vicdan susuyor.</p>
<p>İnsan eğilince&#8230;</p>
<p>Haysiyet eksiliyor.</p>
<p>İnsan kin besleyince&#8230;</p>
<p>Merhamet ölüyor.</p>
<p>Oysa müminin pusulası makam değildir.</p>
<p>Servet değildir.</p>
<p>Şöhret değildir.</p>
<p>Allah&#8217;ın rızasıdır.</p>
<p>Onun için&#8230;</p>
<p>İtilirsin&#8230;</p>
<p>Atılırsın&#8230;</p>
<p>Dışlanırsın&#8230;</p>
<p>Ama satılmazsın.</p>
<p>Doğru bildiğin yolda yürürsün.</p>
<p>Gerekirse devrilirsin.</p>
<p>Ama eğilmezsin.</p>
<p>Çünkü biliyorsun ki eğilen sadece beden değildir.</p>
<p>Bazen karakter de eğilir.</p>
<p>Bazen şahsiyet de.</p>
<p>Bazen iman da yara alır.</p>
<p>Hayat bize çok şey kazandırabilir.</p>
<p>Ev&#8230;</p>
<p>Araba&#8230;</p>
<p>Makam&#8230;</p>
<p>Servet&#8230;</p>
<p>Hepsi güzel.</p>
<p>Ama bir insanın aldığı beddua, sahip olduğu bütün servetten daha ağırdır.</p>
<p>Onun için mal kazanırken gönül kaybetmemek gerekir.</p>
<p>Ticaret yaparken ahireti iflas ettirmemek gerekir.</p>
<p>Okumak güzeldir.</p>
<p>Bilgi güçtür.</p>
<p>Ama dili lanete alıştıran bir ilim, sahibini yüceltmez.</p>
<p>Kalbi karartan bilgi, hikmet değildir.</p>
<p>Kapını aç.</p>
<p>Sofranı aç.</p>
<p>Gönlünü aç.</p>
<p>Muhtaca el uzat.</p>
<p>Mazlumun duasını al.</p>
<p>Ama öfken geldiğinde ağzını açmadan önce vicdanına danış.</p>
<p>Çünkü bir söz, yıllarca kapanmayacak yaralar açabilir.</p>
<p>Bugün insanlık bilgi çağında yaşıyor.</p>
<p>Fakat hikmet çağında yaşamıyor.</p>
<p>Bilgimiz arttı.</p>
<p>Merhametimiz azaldı.</p>
<p>Evlerimiz büyüdü.</p>
<p>Gönüllerimiz küçüldü.</p>
<p>Takipçiler çoğaldı.</p>
<p>Dostlar azaldı.</p>
<p>İşte bunun için&#8230;</p>
<p>Kin değil umut beslemeliyiz.</p>
<p>Nefret değil dua büyütmeliyiz.</p>
<p>Çocuklarımızı sadece başarılı değil, ahlaklı yetiştirmeliyiz.</p>
<p>Onlara diploma kadar vicdan da bırakmalıyız.</p>
<p>Unutmayalım&#8230;</p>
<p>Rakibini geçebilirsin.</p>
<p>Sınıfını geçebilirsin.</p>
<p>Hayatta herkesi geçebilirsin.</p>
<p>Fakat bir gün kabre girdiğinde kimseyi geçmiş olmayacaksın.</p>
<p>Orada sadece ameller konuşacak.</p>
<p>Bugün servetini sayıyorsan&#8230;</p>
<p>Bir gün sevaplarını da sayabilecek misin?</p>
<p>Bugün büyüklerini sayıyorsan&#8230;</p>
<p>Yarın Rabbinin huzurunda yüzün ak olacak mı?</p>
<p>Asıl soru budur.</p>
<p>Dünya bize kalıcı bir adres vermedi.</p>
<p>Sadece geçici bir misafirlik verdi.</p>
<p>Öyleyse bu misafirhanede birbirimizi kırarak değil, gönüller yaparak yaşayalım.</p>
<p>Çünkü geriye kalan;</p>
<p>Ne makamdır&#8230;</p>
<p>Ne servettir&#8230;</p>
<p>Ne alkıştır&#8230;</p>
<p>Geriye kalan yalnızca güzel bir isim, hayırlı bir amel ve Allah&#8217;ın razı olduğu bir ömürdür.</p>
<p>Bu mübarek Cuma günü vesilesiyle Rabbimizden niyazımız odur ki;</p>
<p>Bize doğrulmayı nasip etsin ama kibri değil&#8230;</p>
<p>Dik durmayı nasip etsin ama zulmü değil&#8230;</p>
<p>Kazandırmayı nasip etsin ama haramı değil&#8230;</p>
<p>Konuşmayı nasip etsin ama gıybeti değil&#8230;</p>
<p>Sevmeyi nasip etsin ama nefreti değil&#8230;</p>
<p>Ve en önemlisi&#8230;</p>
<p>Kalabalıklar içinde kaybolmadan, Hakk&#8217;ın yolunda dosdoğru yürümeyi nasip etsin.</p>
<p><strong>Hayırlı Cumalar&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/satilma-egilme-kin-besleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç Kimse MHP&#8217;nin Üzerinde Değildir!</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/hic-kimse-mhpnin-uzerinde-degildir/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/hic-kimse-mhpnin-uzerinde-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 21:48:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86331</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin Yazdı Siyasetin en büyük yanılgısı, bir gün aynaya bakıp kendini davadan büyük görmeye başlamaktır. İşte çöküş de tam orada başlar. Çünkü dava; şahıslarla değil, inançla yürür. Makamlar gelir geçer&#8230; Unvanlar değişir&#8230; Kartvizitler çöpe gider&#8230; Ama milletin gönlünde yer etmiş davalar, kendisini o davanın sahibi zannedenleri değil, o davaya sadakat gösterenleri yaşatır. Milliyetçi Hareket &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Aziz Dağtekin Yazdı</h1>
<hr />
<p>Siyasetin en büyük yanılgısı, bir gün aynaya bakıp kendini davadan büyük görmeye başlamaktır.</p>
<p>İşte çöküş de tam orada başlar.</p>
<p>Çünkü dava; şahıslarla değil, inançla yürür.</p>
<p>Makamlar gelir geçer&#8230;</p>
<p>Unvanlar değişir&#8230;</p>
<p>Kartvizitler çöpe gider&#8230;</p>
<p>Ama milletin gönlünde yer etmiş davalar, kendisini o davanın sahibi zannedenleri değil, o davaya sadakat gösterenleri yaşatır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi, birilerinin siyasi kariyer planı yaptığı bir yapı değildir.</p>
<p>Burası; makam devşirme merkezi hiç değildir.</p>
<p>Burası; kişisel hesapların, hiziplerin, küçük iktidar savaşlarının sahnesi de değildir.</p>
<p>Bu hareket, yarım asrı aşan bir fikrin, bir mücadelenin ve büyük bir fedakarlığın adıdır.</p>
<p>Ne yazık ki her dönemde davayı omuzlamak yerine, davanın omzuna basarak yükselmeye çalışanlar çıkmıştır.</p>
<p>Kimi bulunduğu makamı dava için kullanmıştır&#8230;</p>
<p>Kimi ise davayı kendi makamı için kullanmaya kalkmıştır.</p>
<p>İşte ikisi arasındaki fark, karakter farkıdır.</p>
<p>Bugün teşkilatlarda birlik mesajları verip, kapılar kapandığında ayrı hesaplar yapanlar&#8230;</p>
<p>Kürsülerde kardeşlikten söz edip, koridorlarda gruplaşma oluşturanlar&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Birlik&#8221;</strong> diyerek konuşup, <strong>&#8220;ekipleşme&#8221;</strong> üzerinden teşkilatlara yön vermeye çalışanlar&#8230;</p>
<p>Bilmelidir ki;</p>
<p>Samimiyetin olmadığı yerde sadakat olmaz.</p>
<p>Sadakatin olmadığı yerde de dava şuuru yaşayamaz.</p>
<p><strong>Milliyetçi Hareket Partisi</strong>&#8216;nde hiçbir makam, davanın önüne geçemez.</p>
<p>Hiç kimse bulunduğu görevi, kendisini teşkilatın gerçek sahibi zannedeceği bir koltuğa dönüştüremez.</p>
<p>Çünkü koltuklar emanet&#8230;</p>
<p>Dava ise bakidir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki;</p>
<p>Teşkilatların içerisinde fitne üretmek, insanları kamplara ayırmak, &#8220;<strong>bizim ekip</strong>&#8220;, &#8220;<strong>onların ekibi</strong>&#8221; anlayışını yerleştirmek; <strong>ülkücü ahlakla</strong> bağdaşmaz.</p>
<p><strong>Ülkücülük</strong>; ayrıştırmak değil, birleştirmektir.</p>
<p>Şahsiyet üretmektir.</p>
<p>Adam kayırmak değil, dava adamı yetiştirmektir.</p>
<p>Kim hangi makamda olursa olsun&#8230;</p>
<p>Kim kendisini ne kadar güçlü sanırsa sansın&#8230;</p>
<p>Bu hareketin sahibi hiçbir kişi değildir.</p>
<p>Bu hareketin gerçek sahibi, Türk milletidir.</p>
<p>Lideri ise Sayın <strong>Devlet Bahçeli</strong>&#8216;dir.</p>
<p>Bunun dışında hiç kimsenin kendisini teşkilatlarımızın iradesinin üzerinde görmeye hakkı da yoktur, haddi de değildir.</p>
<p>MHP, şahısların gölgesinde büyümedi.</p>
<p><strong>Lider-teşkilat-doktrin</strong> çizgisinde büyüdü.</p>
<p>Onun için bugün de yarın da esas olan isimler değil, ilkeler olacaktır.</p>
<p>Makamlar geçicidir&#8230;</p>
<p>İmtiyazlar geçicidir&#8230;</p>
<p>Yakınlıklar geçicidir&#8230;</p>
<p>Kalıcı olan tek şey; davaya sadakattir.</p>
<p>Gerçek ülkücü, bulunduğu makamın büyüklüğüyle değil; davaya gösterdiği vefayla ölçülür.</p>
<p>Çünkü bu kutlu hareket, kariyer basamağı değildir.</p>
<p>Bu hareket; milletin bekasını, devletin istikbalini ve Türk milliyetçiliğinin onurlu yürüyüşünü omuzlayan büyük bir iradenin adıdır.</p>
<p>Ve o iradenin üzerinde hiç kimse yoktur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/hic-kimse-mhpnin-uzerinde-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ya Bütün Sevaplarınız Silinirse?</title>
		<link>https://www.ekointernethaber.com/ya-butun-sevaplariniz-silinirse/</link>
					<comments>https://www.ekointernethaber.com/ya-butun-sevaplariniz-silinirse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Dağtekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 05:56:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugünün Manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ekointernethaber.com/?p=86296</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Dağtekin ile Cuma Sohbeti Her hafta gelen Cuma, takvimde işaretlenmiş sıradan bir gün değildir. Cuma; vicdanın kendisiyle hesaplaştığı, kalbin dünya gürültüsünden sıyrılıp Rabbine yöneldiği müstesna bir rahmet kapısıdır. Bu kapının eşiğinde dururken insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur: Ben gerçekten doğru bir insan mıyım? Çünkü doğru insan olmak; sadece namaz kılmakla, oruç &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Aziz Dağtekin ile Cuma Sohbeti</strong></h3>
<hr />
<p>Her hafta gelen Cuma, takvimde işaretlenmiş sıradan bir gün değildir. Cuma; vicdanın kendisiyle hesaplaştığı, kalbin dünya gürültüsünden sıyrılıp Rabbine yöneldiği müstesna bir rahmet kapısıdır. Bu kapının eşiğinde dururken insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:</p>
<p><strong>Ben gerçekten doğru bir insan mıyım?</strong></p>
<p>Çünkü doğru insan olmak; sadece namaz kılmakla, oruç tutmakla, tesbih çekmekle ölçülmez. Asıl ölçü, Allah&#8217;ın emrine bağlı kalırken O&#8217;nun kullarının hakkına da titizlikle riayet edebilmektir.</p>
<p>Bugün ne yazık ki büyük bir yanılgının içindeyiz.</p>
<p>İnsanlar ibadetlerini konuşuyor ama ticaretini konuşmuyor.</p>
<p>Secdesini gösteriyor ama kul hakkını gizliyor.</p>
<p>Camiyi dolduruyor ama vicdanını boş bırakıyor.</p>
<p>Oysa Allah&#8217;ın huzuruna götüreceğimiz en ağır yük, çoğu zaman işlediğimiz gizli günahlar değil; incittiğimiz insanların ahıdır.</p>
<p>Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gerçek müflisi tarif ederken ibadetleri çok olduğu halde insanların hakkını yiyen kimsenin kıyamet günü bütün sevaplarını dağıtacağını, sonunda da başkalarının günahlarını yüklenerek cehenneme sürükleneceğini haber vermiştir.</p>
<p>Ne kadar sarsıcı&#8230;</p>
<p>Düşünün&#8230;</p>
<p>Bir ömür namaz kılmışsınız&#8230;</p>
<p>Oruç tutmuşsunuz&#8230;</p>
<p>Zekat vermişsiniz&#8230;</p>
<p>Kur&#8217;an okumuşsunuz&#8230;</p>
<p>Fakat bir yetimin malına el uzatmış,</p>
<p>Bir komşunun gönlünü kırmış,</p>
<p>Bir çalışanın alın terini geciktirmiş,</p>
<p>Bir mazluma iftira etmiş,</p>
<p>Bir kardeşinizin arkasından konuşmuşsanız&#8230;</p>
<p>Mahşer günü bütün ibadetleriniz, hak sahiplerinin önüne sermaye olarak konulacak.</p>
<p>İşte gerçek iflas budur.</p>
<p>Bugün toplumun en büyük yarası haramın sıradanlaşmasıdır.</p>
<p>Eskiden insanlar haramdan korkardı.</p>
<p>Şimdi haram kazanca <strong>&#8220;uyanıklık&#8221;,</strong></p>
<p>Faize <strong>&#8220;ticaret&#8221;,</strong></p>
<p>Rüşvete <strong>&#8220;hediye&#8221;,</strong></p>
<p>Yalana <strong>&#8220;strateji&#8221;,</strong></p>
<p>İftiraya <strong>&#8220;algı&#8221;,</strong></p>
<p>Kul hakkına ise <strong>&#8220;işin gereği&#8221;</strong> deniliyor.</p>
<p>Vicdan sustukça haram normalleşiyor.</p>
<p>Normalleşen her haram ise toplumun manevî omurgasını kırıyor.</p>
<p>Şunu hiçbir zaman unutmayalım:</p>
<p><strong>Haram, sadece cebimize girmez.</strong></p>
<p>Haram önce kalbe girer.</p>
<p>Sonra eve girer.</p>
<p>Sonra çocukların terbiyesine girer.</p>
<p>Sonra bereketi çıkarır.</p>
<p>Sonra huzuru alır.</p>
<p>Ardından duaların semaya yükselmesini engeller.</p>
<p>Nitekim Peygamber Efendimiz buyuruyor:</p>
<p><strong>&#8220;Midesine haram lokma giren kimsenin kırk gün duası kabul olmaz.&#8221;</strong></p>
<p>Bu sadece mideye giren lokmayı anlatmıyor.</p>
<p>Bu, hayatın tamamını anlatıyor.</p>
<p>Çünkü haram kazançla büyüyen nesiller, helalin kıymetini bilemez.</p>
<p>Haramla kurulan sofralarda bereket olmaz.</p>
<p>Haramla yapılan ticarette huzur olmaz.</p>
<p>Haramla büyüyen servet, sahibine güven vermez.</p>
<p>Çünkü Allah&#8217;ın razı olmadığı kazanç, insanı zengin etmez; sadece hesabını ağırlaştırır.</p>
<p>Bugün Cuma&#8230;</p>
<p>Belki de tövbe etmek için önümüzde duran en büyük fırsat.</p>
<p>Bugün telefon rehberimizi açıp kırdığımız bir gönlü aramanın günüdür.</p>
<p>Bugün borcumuzu ödemenin günüdür.</p>
<p>Bugün helallik istemenin günüdür.</p>
<p>Bugün anne-babanın gönlünü almanın günüdür.</p>
<p>Bugün eşimize, evladımıza, komşumuza, çalışma arkadaşımıza daha adil davranmanın günüdür.</p>
<p>Çünkü Allah, affedicidir.</p>
<p>Fakat kul hakkı, hak sahibi affetmedikçe kapanmayan bir dosyadır.</p>
<p>İşte bu yüzden gerçek mümin, yalnızca Allah&#8217;tan korkan değil; Allah&#8217;ın kullarını incitmekten de korkan insandır.</p>
<p>Unutmayalım&#8230;</p>
<p>Doğruluk, sadece doğru söz söylemek değildir.</p>
<p>Doğruluk;</p>
<p>Kimsenin hakkını yememektir.</p>
<p>Emanete ihanet etmemektir.</p>
<p>Yetimin malına dokunmamaktır.</p>
<p>Ölçü ve tartıda dürüst olmaktır.</p>
<p>Kimsenin namusuna dil uzatmamaktır.</p>
<p>İftiradan kaçmaktır.</p>
<p>Gıybetten uzak durmaktır.</p>
<p>Helal lokma için alın teri dökmektir.</p>
<p>İşte Cuma&#8217;nın bize hatırlattığı en büyük hakikat budur:</p>
<p><strong>Allah, çok ibadet eden kullar değil; temiz kalpli, helal lokmalı, kul hakkından titizlikle sakınan kullar ister.</strong></p>
<p>Gelin bu mübarek Cuma&#8217;yı sadece camide değil, vicdanımızda da yaşayalım.</p>
<p>Kıldığımız namaz kadar kazandığımız lokmayı,</p>
<p>Okuduğumuz Kur&#8217;an kadar incittiğimiz gönülleri,</p>
<p>Yaptığımız dualar kadar ödeyemediğimiz hakları da düşünelim.</p>
<p>Çünkü ahirette bize sorulacak en ağır soru belki de şu olacaktır:</p>
<p><strong>&#8220;Bana kulluk ettin; peki kullarıma nasıl davrandın?&#8221;</strong></p>
<p>Rabbim bizleri helal lokmadan ayrılmayan, kul hakkından titizlikle sakınan, doğruluğu hayatının merkezine koyan, vicdanı diri müminlerden eylesin.</p>
<p>Hayırlı ve bereketli Cumalar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ekointernethaber.com/ya-butun-sevaplariniz-silinirse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
