Aziz Dağtekin Yazdı
Ülkücülük; rozet taşımak değil, yük taşımaktır.
Bugün bazıları çıkıp “ülkücüyüm, bedel ödedim” diyor…
Ben işte tam burada duruyorum.
Çünkü bu davada kimsenin kimseden alacağı yoktur.
Bilakis; toprağa düşen şehitlerimizin, ömrünü sakat bırakan gazilerimizin, evladını mezara koyan analarımızın; “ülkücüyüm” deyip makam, menfaat ve şahsi hesap peşine düşenlerden alacağı vardır.
Ülkücülük;
tweet atınca değil, gerektiğinde susup devletinin yanında durunca anlaşılır.
Ülkücülük;
kameraya oynayarak değil, millet dara düştüğünde en önde saf tutarak yaşanır.
Ülkücü;
devletin bekasına yönelen tehdide sırtını dönmez.
Ülkücü;
hak yemez, kul hakkına el uzatmaz.
Ülkücü;
ahlakı ayaklar altına alan hiçbir yapının gölgesine sığınmaz.
Ülkücü;
küçüğünü ezmez, büyüğüne ihanet etmez.
Ve gerçek ülkücü…
Davanın adını kullanıp şahsi ikbal devşirmez.
Bugün dava dediğimiz şey; makam kavgasıyla, ihale hesabıyla, koltuk pazarlığıyla kirletiliyorsa, orada ülkücülük değil, menfaat nöbeti vardır.
Bizim meselemiz bağırmak değil, adam olmaktır.
Çünkü ülkücülük; sadece öfkeli olmak değil, ahlaklı kalabilmektir.
Şunu herkes iyi bilsin: Bu dava sahipsiz değildir.
Ve bu hareketin gerçek sahibi; gece yatağa aç giren ama bayrağından vazgeçmeyen adsız ülkücülerdir.
Ne makam beklediler, ne alkış istediler…
Sadece “vatan sağ olsun” deyip sustular.
İşte bu yüzden; ülkücülük anlatılmaz…
Yaşanır.
Ekointernet Haber Ulusal Haber Portalı