Aziz DAĞTEKİN İle PAZAR SOHBETİ
Takvimler ilerliyor.
Teknoloji hızlanıyor.
Binalar yükseliyor.
Ama insan…
İnsan yavaş yavaş eksiliyor.
Bugün herkes bir yerlere yetişme telaşında.
Ama kimse kimseye yetişemiyor.
Çünkü yollar çoğaldı, gönüller daraldı.
Sokakta yürürken fark ettiniz mi?
Küçükler büyükleri görmezden geliyor,
büyükler küçüklere yukarıdan bakıyor.
Selam zahmet, tebessüm lüks, merhamet ise
“nostaljik bir değer” gibi algılanıyor.
Oysa bizi insan yapan neydi?
Gücümüz mü?
Paramız mı?
Haklı çıkma becerimiz mi?
Hayır.
Bizi insan yapan iyilikti.
Eskiler “Ne kazanırım?” diye sormazdı.
“Kime dokunurum?” diye yaşardı.
Bir âlim ile talebesinin, bir çift eski ayakkabı üzerinden öğrettiği o hikâye var ya…
Sevincimizi başkasının üzüntüsü üzerine kurmamak, bir başkasının sevincine vesile olabilmek…
Bugün en çok bunu kaybettik.
Çünkü iyilik emek ister.
Fedakârlık ister.
Egoyu susturmayı ister.
Ve biz egomuzu susturmak yerine
onu alkışlamayı seçtik.
Artık insanlar şunu soruyor:
“Bana ne faydası var?”
Oysa insanlık şu soruyla ayakta kalmıştı:
“Ben kime faydalıyım?”
Birinin ayakkabısına altın koyacak kadar ince kalpler azaldı, evet.
Ama iyilik hiçbir zaman imkân meselesi olmadı.
İyilik her zaman niyet meselesiydi.
Bir tebessüm…
Bir dua…
Bir özür…
Bazen bir mesaj.
Bazen bir susuş.
Bazen tam zamanında edilen bir “Haklısın.”
Bunlar altından daha kıymetli hazinelerdir.
Bakın; Güçlüyken affedebiliyorsan, bu vermektir.
Haksızken özür dileyebiliyorsan, bu vermektir.
Kendi yokluğunda bir başkası için dua edebiliyorsan, bu vermektir.
Bir insanın kalbine sevinç ektiğinde bankadaki hesabın değil, vicdanın büyür.
Ve işte o an gerçekten zenginleşirsin.
Ahir zamanda en büyük direniş, iyi kalabilmektir.
Karanlık çoğaldığında bir mum yakabilmektir.
Herkesin aldığı, kopardığı, tükettiği bir çağda verebilmektir.
Çünkü şunu unutuyoruz:
Aldığımız her şey bizi ağırlaştırır.
Verdiklerimiz ise kanatlandırır.
Bugün kendimize dürüstçe soralım:
En son ne zaman birinin duasında yer aldık?
En son ne zaman karşılık beklemeden iyilik yaptık?
En son ne zaman “ben” yerine “biz” dedik?
Belki de aradığımız huzur, tam da vermeyi unuttuğumuz yerde duruyordur.
İyilik bulaşıcıdır.
Bir yerden başlamak yeter.
Belki de o yer…
Tam burasıdır.
Ekointernet Haber Ulusal Haber Portalı