|Aziz DAĞTEKİN Yazdı|
İran’ın Lordigan kentinde yaşananlar, masum bir protesto dalgası değil; Ortadoğu’yu kanla, kaosla ve parçalanmayla yeniden dizayn etmek isteyen küresel planın güncel bir hamlesidir. Sokakta yükselen öfke gerçek olabilir; ekonomik sıkıntılar inkâr edilemez. Ancak bu öfkeyi silaha çeviren, yönlendiren ve kanla besleyen irade İran halkının iradesi değildir.
Bu irade Tel Aviv’dedir, Washington’dadır, Londra’dadır.
İsrail, kuruluşundan bu yana bu coğrafyada barışın değil, sürekli çatışmanın tarafıdır. Çünkü İsrail için huzur ölümcül, kaos ise hayattır. Ortadoğu ne kadar parçalı, ne kadar yoksul, ne kadar birbirine düşman olursa İsrail o kadar güvendedir. Bugün Gazze’de akan kan, Lübnan’da yanan ateş, Suriye’de bitmeyen savaş ve şimdi İran sokaklarında tırmandırılan kaos; aynı merkezden yönetilen tek bir stratejinin parçalarıdır.
ABD ve İngiltere bu stratejinin mimarıdır. İsrail’in önünü açan, onu koruyan, işlediği her suçu “meşru müdafaa” ambalajına saran bu iki ülke, Ortadoğu’nun kanlı haritasını cetvelle çizen sömürge aklının bugünkü temsilcileridir. Irak’ta yalanla, Libya’da bombardımanla, Suriye’de vekâlet savaşlarıyla yaptıklarını şimdi İran’da ekonomik kuşatma ve sokak provokasyonlarıyla denemektedirler.
Ancak asıl acı olan şudur:
Bu plan sadece dışarıdan yürümüyor.
İçeriden de besleniyor.
İran yönetimi, yıllardır “anti-emperyalist” söylemler üretirken fiiliyatta İsrail’in çıkarlarına hizmet eden bir izolasyon politikası izlemektedir. İslam dünyasından kopuk, halkından kopuk, ümmet bilincinden uzak bir devlet aklı; İsrail’in en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü bölünmüş İslam dünyası, İsrail’in sigortasıdır.
Bugün İran;
– İslam dünyasıyla bütünleşmeyerek,
– mezhepçi bir siyasetle ümmeti ayrıştırarak,
– halkının ekonomik yükünü hafifletecek adımları atmaktan kaçınarak aslında İsrail’in “böl, yönet, zayıflat” stratejisine dolaylı katkı sunmaktadır.
Bu tabloya sadece İran değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi rejimler de dahildir. Washington’un talimatlarıyla hareket eden, Tel Aviv’le gizli-açık ittifaklar kuran, ümmetin değil sarayların güvenliğini önceleyen bu yönetimler; İslam dünyasının birliğine açıkça ihanet etmektedir.
Bugün Filistin yanarken sessiz kalan, Gazze bombalanırken İsrail’le ticaretini sürdüren, ABD üslerini topraklarında barındıran her rejim; bu kanın ortağıdır. Üzerine “İslam ülkesi” etiketi yapıştırılmış ama Londra ve Washington’da yazılmış anayasalara, sınırlara ve rejimlere sahip bu devletçikler; ümmetin değil emperyalizmin ürünüdür.
Unutulmamalıdır:
İngiltere’nin cetvelle çizdiği her sınır, bir fitnedir.
ABD’nin “istikrar” dediği her müdahale, bir yıkımdır.
İsrail’in “güvenlik” dediği her adım, yeni bir katliamdır.
Bugün İran karıştırılıyor.
Yarın hedef başka bir ülke olacaktır.
Türkiye, terörsüz Türkiye vizyonunu hayata geçirmeseydi, bugün aynı senaryolar bu topraklarda da sahnelenmek istenecekti. Ekonomi bahane edilecek, sokaklar kışkırtılacak, dışarıda yazılan senaryolar “halk hareketi” adıyla pazarlanacaktı.
Buradan açıkça seslenmek gerekir. İran halkı bu oyunu görmelidir. İran yönetimi aynaya bakmalıdır.
Ekonomik sıkıntılar aşılır.
Ambargolar delinip üretim ayağa kaldırılabilir.
Ama bağımsızlık kaybedilirse, ümmetten kopulursa, halk düşmanlaştırılırsa bunun bedeli sadece bugünün değil, nesillerin bedeli olur.
Bugün sokakta kaybedilen her can, emperyalizmin hanesine yazılmaktadır. Ve her suskun İslam ülkesi, bu suçun ortağıdır.
Allah bu coğrafyayı bir kez daha aynı senaryoyla ateşe vermek isteyenlere fırsat vermesin.
Ortadoğu’nun kurtuluşu İsrail’e alan açmakta değil, Batı’dan medet ummakta değil; oyunu bozmakta, ihaneti teşhir etmekte ve gerçek bir İslam birliğini yeniden inşa etmektedir.
Ekointernet Haber Ulusal Haber Portalı