Son Dakika Haberleri

Türk’ü savaşa çağıranlar, önce halayın ritmini öğrensin

Aziz DAĞTEKİN Yazdı


Aylardan Ağustos…

Günlerden Cuma…

Ve Anadolu’nun hafızasında yine o sözler yankılanıyor:

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum’a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma…”

Ardından gök gürlüyor:

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!

Bugün bu sözleri sadece bir şiirin mısraları olarak okumak yetmez.

Çünkü Ortadoğu yine ateşle oynuyor.

İsrail’in bölgedeki gerilimi tırmandıran hamleleri, zaten pamuk ipliğine bağlı olan dengeleri biraz daha zorluyor.

Ve bazı başkentlerde Türkiye’nin de bu ateşin içine çekilmesi için hesaplar yapılıyor.

Sözde dört ülke…

Dört ayrı hesap…

Dört ayrı senaryo…

Ama hepsinin ortak bir beklentisi var:

Türkiye savaşa girsin!

Neden?

Çünkü Türkiye savaşa girerse bölgenin dengesi değişecek.

Türkiye yorulursa onlar rahatlayacak.

Türkiye içeride ve dışarıda meşgul edilirse kendi hesaplarını daha kolay görecekler.

Kusura bakmasınlar.

O hesap başka!

Türkiye kimsenin savaş taşeronu değildir.

Kimsenin piyonu değildir.

Kimsenin bölgesel hesaplarının askeri değildir.

Türkiye’nin kendi aklı, kendi iradesi, kendi devlet geleneği vardır.

Bizim savaş anlayışımız da onlarınki gibi değildir.

Onlar harita üzerinde ok çizer.

Biz o haritanın üzerinde vatan biliriz.

Onlar füze sayar.

Biz şehitlerin isimlerini biliriz.

Onlar “gerilim” der.

Biz bunun bir annenin evladına, bir çocuğun babasına mal olacağını biliriz.

İşte aradaki fark budur.

Türk milleti savaştan korkmaz.

Ama savaş meraklısı da değildir.

Bu ikisini birbirine karıştıranlar tarih kitaplarını biraz daha dikkatli okusun.

Türk, gerektiğinde savaşır.

Ama önce masaya oturur.

Önce konuşur.

Önce diplomasiye sarılır.

Çünkü güçlü devlet, her gördüğüne yumruk sallayan devlet değildir.

Gerektiğinde yumruğunu gösterecek kadar güçlü, o yumruğu kullanmadan meseleyi çözebilecek kadar akıllı devlettir.

Türkiye’nin yolu budur.

Barış. Sulh. Diplomasi.

Ama bir şartla:

Kimse bu iradeyi korkaklık sanmayacak!

Çünkü Türk milleti barış isterken başını eğmez.

Elini uzatırken diz çökmez.

Masaya otururken egemenliğinden vazgeçmez.

Ve hele hele…

Kimse Türkiye’yi ateşe sürükleyip uzaktan seyredeceğini sanmasın.

Biz bu filmi daha önce gördük.

Başkasının hesabına savaşa girenlerin sonunda ne hale geldiğini de gördük.

Ortadoğu’yu yıllardır kan gölüne çeviren anlayışın adı bellidir: “Ben kazanayım, bölge yansın.”

İşte Türkiye’nin buna vereceği cevap da belli olmalıdır: “Bölge yanmayacak!”

Çünkü Türkiye’nin çıkarı savaşta değil, istikrardadır.

Türkiye’nin gücü kaosta değil, düzen içerisindedir.

Türkiye’nin hedefi yeni cepheler açmak değil, mevcut yangınları söndürmektir.

Fakat…

Bütün bunları söylemek Türk milletinin gerektiğinde ne yapacağını unuttuğu anlamına gelmez.

Türk’ün savaş hafızası vardır.

Malazgirt vardır.

Çanakkale vardır.

Kurtuluş Savaşı vardır.

Kıbrıs ve Suriye vardır.

Ve o ruh, gerektiğinde tek bir cümlede kendisini gösterir: Ölürsek şehit, kalırsak gazi!

Bizim insanımız cepheye giderken bile davulunu susturmamıştır.

Halayını bırakmamıştır.

Düğün dernek havasını kaybetmemiştir.

Çünkü Türk için vatan savunması yalnızca bir askeri görev değil, bir namus meselesidir.

O yüzden…

Savaşa giderken bile halay çeken bir milletten bahsediyoruz.

Düşünsene!

Dünyanın başka yerinde savaş çıkınca insanlar sığınak arıyor.

Türk ise davulu duyunca: “Haydi!” diyor.

Ama bu, savaşı sevdiğimiz anlamına gelmez.

Bu, korkuyu yenmeyi bildiğimiz anlamına gelir.

İşte o yüzden İsrail’in bölgede yükselttiği gerilim karşısında Türkiye’nin soğukkanlı ama sert duruşu şarttır.

Ne savaşa koşacağız…

Ne de tehdit karşısında geri adım atacağız.

Ne başkasının hesabına asker olacağız…

Ne de vatanın güvenliğini tehlikeye atacağız.

Barış için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Ama Türkiye’nin kırmızı çizgilerini test eden olursa…

O zaman da karşısında yalnızca bir devlet değil, tarihi binlerce yıl geriye giden bir millet bulacağını unutmasın.

Çünkü Türk milleti barışı sever.

Ama esareti sevmez.

Sulhu sever.

Ama dayatmayı kabul etmez.

Dostluğu sever.

Ama ihaneti unutmaz.

Ve en önemlisi…

Türk milleti savaş istemez. Fakat savaş kapısını çalarsa da kapıyı açmasını bilir.

Bugün dua edelim:

Allah bu millete savaş değil huzur versin.

Ama düşmana da Türkiye’nin huzur arayışını yanlış okuma gafletine düşürmesin.

Çünkü bizim istediğimiz Kızılelma’ya koşmak kadar açık…

Önce barış.

Fakat barışın kıymetini bilmeyene de…

Gerektiğinde Türk’ün cevabı nettir.

Ya Allah…

Bismillah…

Allahuekber!

Cumanız mübarek olsun.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

Yük TIR’cı İle Kamyoncunun Sırtında, Maliyetler Boynunda: Esnaf Can Çekişiyor

Akaryakıt zamları, ağır trafik cezaları, vergi yükü, bakım ve yedek parça maliyetleri kamyoncu ve TIR’cı …

Bir yanıt yazın