Aziz Dağtekin Yazdı
Bir dakika!
Şöyle bir durun.
Kürsüden inin.
Makam odasının kapısını kapatın.
Alkış seslerini biraz kısın.
Ve kendinize şu soruyu sorun:
Siz gerçekten davaya mı hizmet ediyorsunuz, yoksa makamınıza mı?
Çünkü artık bazı şeyleri açık açık konuşmanın zamanı geldi.
MHP’de dava başka şeydir…
Makam başka şeydir.
Sadakat başka şeydir…
Biat başka şeydir.
Liyakat başka şeydir…
Adam kayırmak başka şeydir.
Teşkilat disiplini başka şeydir…
Korkudan susmak bambaşka şeydir.
Bunların hepsini aynı torbaya doldurup adına “dava şuuru” demek, kimse kusura bakmasın ama meseleyi çözmez.
Tam tersine…
Meseleyi daha da büyütür.
Çünkü bir teşkilatta liyakat konuşulmaya başlandığında bazı koltukların sallanmasından korkuluyorsa…
Sorun liyakat değildir.
Sorun koltuktur.
Bir teşkilatta soru soran insan “hain”, eleştiren insan “fitneci”, farklı düşünen insan “dava düşmanı” ilan ediliyorsa…
Orada sorun eleştiren değildir.
Sorun, eleştiriye tahammül edemeyen anlayıştır.
Bir insanın fikrine cevap veremeyip şahsına saldırmak kolaydır.
Bir iddiayı çürütmek yerine sahibini suçlamak kolaydır.
“Bunu neden yaptınız?” sorusuna cevap vermek yerine…
“Sen kimin adamısın?” demek çok daha kolaydır.
Ama bu kolaycılık siyasette bir yere kadar gider.
Çünkü vicdanın soruları, makam odalarının kapısında durmaz.
İnsanların içinde büyür.
Ve gün gelir…
En sessiz insanın bile içinden bir cümle yükselir:
“Yeter artık!”
MAKAM, DAVA DEĞİLDİR!
Bunu özellikle söylemek gerekiyor.
Çünkü bazıları makamı davanın kendisi zannetmeye başladı.
Başkanlık koltuğuna oturunca teşkilatın sahibi olduğunu sanıyor.
Yetki alınca insanların üzerinde sınırsız tasarruf hakkı olduğunu düşünüyor.
Kendisine yakın olanı “sadık”.
Kendisine soru soranı “tehlikeli” görüyor.
Kendisine alkış tutanı “dava adamı”.
Kendisine itiraz edeni “problemli” ilan ediyor.
Böyle bir anlayışın adı dava adamlığı değildir.
Bunun adı makam konforudur.
Ve makam konforunun en büyük düşmanı liyakattir.
Çünkü liyakat geldiğinde torpil geriler.
Liyakat geldiğinde yakınlık geriler.
Liyakat geldiğinde “Benim adamım” anlayışı geriler.
Liyakat geldiğinde gerçekten hak eden öne çıkar.
İşte bazılarını rahatsız eden de tam olarak budur.
Çünkü liyakat, kimsenin cebindeki tapu değildir.
Liyakat hak edene hakkını vermektir.
“BİAT ET, YÜKSEL” DÜZENİ…
Şimdi gelelim en can alıcı yere.
Eğer bir teşkilatta yükselmenin yolu;
çok çalışmak değil,
çok üretmek değil,
çok emek vermek değil,
insan kazanmak değil,
teşkilata katkı sağlamak değil de…
Birilerine yakın durmaksa…
Orada ciddi bir problem var demektir.
Eğer makam için fikir değiştirmek meziyet sayılıyorsa…
Eğer dün söylediğinin tam tersini bugün söylemek “siyaset” kabul ediliyorsa…
Eğer yanlış yapanı uyarmak yerine yanlışın arkasında durmak “sadakat” diye pazarlanıyorsa…
Buna kimse kusura bakmasın…
Sadakat denmez.
Bunun adı…
Biat kültürüdür.
Dava insanı, doğru bildiğini gerektiğinde kendi büyüğüne de söyler.
Çünkü dava adamının sadakati şahsa değil, davaya olur.
Şahıs yanılabilir.
Başkan yanılabilir.
Yönetici yanılabilir.
Milletvekili yanılabilir.
İl başkanı yanılabilir.
İlçe başkanı yanılabilir.
Ama “Ben büyüğüm, o halde ben ne dersem doğrudur” anlayışı yanılmazlık değildir.
Sadece kibirdir.
KRALDAN ÇOK KRALCI OLANLARA…
Bir de şu arkadaşlar var.
Asıl kral ortada yokken kral adına konuşanlar…
Kralın söylemediğini söyleyenler…
Kralın düşünmediğini düşünüp millete anlatanlar…
Kralın yanında görünmek için başkalarını ezmeyi maharet sananlar…
Sanki makamın bekçisi!
Sanki davanın tapu müdürü!
Sanki ülkücülük ruhsatı onların cebinde!
Bir dakika!
Siz kimsiniz?
Bu davanın sahibi misiniz?
Hayır!
Siz de bu davanın emanetçilerisiniz.
Hepimiz öyleyiz.
Bugün görevde olan da…
Yarın görevden ayrılacak olan da…
Bu teşkilatta aynı hakikatin karşısında durmalıdır:
Dava şahıslardan büyüktür.
Bunu unutmayın.
Çünkü makam insanı büyütmez.
Makam, insanın karakterini görünür hale getirir.
Kiminin eline yetki geçer…
Adaletli olur.
Kiminin eline yetki geçer…
Etrafına duvar örer.
Kiminin eline yetki geçer…
İnsanları dinler.
Kiminin eline yetki geçer…
Sadece kendisini dinletir.
Kiminin eline makam geçer…
Liyakati arar.
Kiminin eline makam geçer…
Kendi adamını arar.
İşte insanı anlatan makam değil, makamla kurduğu ilişkidir.
KIRGINLARI KÜÇÜMSEMEYİN!
Bugün belki susuyorlar.
Ama susuyorlar diye görmediklerini sanmayın.
Yıllarca teşkilat kapılarında bekleyenleri…
Ülkücü hareket için emek verenleri…
Maddi manevi bedel ödeyenleri…
Bir telefonla değil, yıllarca süren mücadeleyle teşkilatın yükünü taşıyanları…
Bir kenara itip sonra “Nerede bu insanlar?” diye sormayın.
Onlar yok olmadı.
Kırıldılar.
Ve kırgın insanı küçümsemek siyasetin en büyük hatalarından biridir.
Çünkü kırgınlık bazen öfkeye dönüşmez.
Bazen sessiz bir muhasebeye dönüşür.
İnsan kendi kendine sorar:
“Ben bunun için mi yıllarca mücadele ettim?”
“Ben bunun için mi bedel ödedim?”
“Ben bunun için mi sustum?”
“Ben bunun için mi sabrettim?”
İşte o soruların cevabı kolay değildir.
Çünkü vicdanın karşısında propaganda sökmez.
Makam sökmez.
Alkış sökmez.
Biat sökmez.
Vicdan, insanın içinde kurulan en büyük mahkemedir.
BUGÜN KOLTUKTA OLANLAR, YARIN KAPIDA OLABİLİR
Bunu da unutmayın.
Siyasette hiçbir koltuk ebedî değildir.
Bugün “Başkanım” diye etrafınızda dolaşanların yarın telefonunuza çıkmaması mümkündür.
Bugün kapınızda bekleyenlerin yarın sizin kapınızdan geçmemesi mümkündür.
Bugün sizinle fotoğraf çektirenlerin yarın başka fotoğrafların içinde yer alması mümkündür.
Çünkü siyaset böyledir.
Makam geçicidir.
Ama itibar…
İtibar kalır.
İnsanların hafızasında bıraktığınız iz kalır.
Ve gün gelir herkes kendi defterini açar.
Kim adaletliydi?
Kim liyakati savundu?
Kim insanları dinledi?
Kim güçsüzün yanında durdu?
Kim makamı kendi çevresini büyütmek için kullandı?
Kim eleştiriyi düşmanlık saydı?
Kim haklıyı değil, kendisine yakını korudu?
İşte o gün…
Kraldan çok kralcı olanların krallığı biter.
Çünkü alkış kesildiğinde geriye karakter kalır.
Makam gittiğinde geriye vicdan kalır.
Kalabalık dağıldığında geriye insan kalır.
Ve insan…
Kendi yaptığıyla baş başa kalır.
MHP’NİN İHTİYACI BİAT EDENLERE DEĞİL, LİYAKATLİ İNSANLARA VAR
Açık konuşalım.
Bu hareketin ihtiyacı daha fazla dalkavuk değildir.
Daha fazla “Emredersiniz” diyen insan değildir.
Daha fazla makam hesabı yapan insan değildir.
Daha fazla kişisel sadakat gösterisi hiç değildir.
Bu hareketin ihtiyacı;
çalışan, üreten, düşünen, sorgulayan, gerektiğinde itiraz eden ve gerektiğinde “Burada yanlış yapıyoruz” diyebilen insanlardır.
Çünkü gerçek sadakat budur.
Yanlışa alkış tutmak sadakat değildir.
Yanlışı uyarmak sadakattir.
Her söyleneni onaylamak dava şuuru değildir.
Gerektiğinde doğruyu söylemek dava şuurudur.
Kişiye kayıtsız şartsız bağlanmak ülkücülük değildir.
İlkeye bağlı kalmak ülkücü duruştur.
Ve hiç kimse kendi etrafında oluşturduğu alkış koridorunu teşkilat iradesi zannetmemelidir.
Çünkü teşkilat…
Bir kişinin çevresinde dönen dünya değildir.
Teşkilat, ortak ülkünün omuzlarında yükselen büyük bir yapıdır.
SON SÖZ…
Şimdi herkes kendi aynasına baksın.
Başkanlar…
Yöneticiler…
Teşkilat mensupları…
Makam sahipleri…
Ve özellikle kraldan çok kralcı olanlar…
Kendinize sorun:
Ben bu davanın büyümesine mi hizmet ediyorum, kendi makamımın büyümesine mi?
Ben liyakati mi savunuyorum, sadakat görüntüsü altında biatı mı?
Ben insanları mı kazanıyorum, kendime bağlı insanlar mı topluyorum?
Ben eleştiriden güç mü alıyorum, eleştiriden korkuyor muyum?
Ben makamdan ayrıldığımda arkamdan “Adaletliydi” denmesini mi istiyorum, “Bize yakın olanları kollardı” denmesini mi?
Cevabı siz verin.
Ama cevabı verirken alkışlayanlarınıza değil…
Vicdanınıza bakın.
Çünkü makamlar değişir.
İsimler değişir.
Görevler değişir.
Dengeler değişir.
Ama yapılanlar unutulmaz.
Ve tarihin en acı tarafı şudur:
İnsanlar çoğu zaman kaybettikleri makamı değil, o makamdayken kaybettikleri itibarı geri getiremezler.
O yüzden…
Kraldan çok kralcı olmadan önce düşünün.
Bir gün kral gider.
Bir gün koltuk gider.
Bir gün alkış biter.
Bir gün kapılar kapanır.
Ve geriye sadece şu soru kalır:
“Sen o makamdayken nasıl bir insandın?”
İşte o sorunun cevabı…
Ne makamla değişir.
Ne unvanla.
Ne kalabalıkla.
Ne de biat edenlerle.
Çünkü sonunda…
Kral da gider.
Kralcı da gider.
Koltuk da gider.
Geriye sadece vicdan kalır.
Ve bu davanın gerçek sahibi hiçbir şahıs değildir.
Dava, hepimizden büyüktür.
Ekointernet Haber Ulusal Haber Portalı